Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, “ASELSAN'ın bir Amerikan şirketine satılacağı” iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Açıklamada “Türkiye'nin savunma sanayisindeki yerli ve milli gücünün en önemli sütunlarından biri olan ASELSAN gibi stratejik öneme sahip milli bir değerimizin yabancı bir şirkete satılması ya da devredilmesi söz konusu değildir. Vatandaşlarımızın, gerçeklerle bağdaşmayan art niyetli açıklama ve paylaşımlara itibar etmemesi önemle rica olunur.” ifadelerine yer verildi.
***
Bilindiği gibi Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı’nın sahibi olduğu ASELSAN ile ABD'nin en büyük fon şirketi BlackRock'un ilgilendiğini söylemişti.
Sözcü'ye konuşan ve BlackRock Fonu’nun ASELSAN'ı almak için Büyükelçi Tom Barrack’ı görevlendiğini söyleyen Arıkan, “Milli değerimizi, Trump’a mı hediye edeceksiniz?” diye sormuştu.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi açıklama yapmakta geciktiği için konu sosyal medyada da önemli bir gündem maddesi haline gelmişti.
Sorgulamayı yapan kişi, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan olduğu, ayrıca AKP iktidarının sicilinde Tank Palet Fabrikası’nı ve Telekom’u satmak da bulunduğu için iddia üzerinde durmak gerekti... Mahmut Arıkan’ın art niyetli bir açıklama yapması mümkün değildir. BlackRock’un ASELSAN ile ilgilendiğine dair kendisine bilgiler geldi ki böyle bir açıklama yaptı.
***
Emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan’ın “TSK Güçlendirme Vakfı: Bir hukuki kuşatma ve mülksüzleştirme hikayesi” başlıklı bir incelemesi yayınlandı.
Bu incelemenin özeti şöyle:
“17 Haziran 1987 tarihinde Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakıfları birleştirilerek ‘’Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’’ kuruluyor… TSK Güçlendirme Vakfı 26 Eylül 1987 tarihinde faaliyete başlıyor.
Vakfın mal varlığı büyük ölçüde milletin yaptığı bağışlarla oluşuyor. Çiftçinin, işçinin, memurun, öğrencinin ve emeklinin yaptığı küçük bağışlar zaman içinde Türkiye'nin en büyük savunma sanayii kuruluşlarını ortaya çıkarıyor. Bu yönüyle Vakıf, yalnızca bir özel hukuk tüzel kişiliğini değil; milletin ortak iradesini ve ortak emanetini de temsil ediyor.
Vakfın savunma sanayi alanında kurduğu şirketler büyüyerek dünya çapında savunma sanayi şirketleri haline geliyor. Bu şirketler; (parantez içerisindeki rakamlar TSKGV’nin hisse oranıdır) ASELSAN (%74,2), TUSAŞ (%54,5 ), ROKETSAN (%55,33), HAVELSAN (%99,5), İŞBİR (%99,9) ve ASPİLSAN (%98,3) şirketleridir.
TSK Güçlendirme Vakfı’nın; Turktıpsan, Ditaş, Netaş, Mercedes-Benz Türk, TEI, Heaş ve HTR şirketleriyle de ortaklıkları bulunuyor. TSK Güçlendirme Vakfı’nın ayrıca; STM, Mikes, Ehsim ve Esdaş şirketleriyle de dolaylı ortaklıkları bulunuyor.
2017 yılında ise TBMM’ye, AK Parti Genel Sekreteri, Ankara Milletvekili Fatih Şahin ve İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın imzaları ile ‘TSK Güçlendirme Vakfı Kanunu'nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ sunuluyor.
TSK Güçlendirme Vakfı Kanunu’nun 2. Maddesi’ne ‘Vakfa başlangıçta özgülenen mal ve haklar ile vakfın sonradan iktisap ettiği mal ve haklar, Vakıf yetkili organının kararı ile daha yararlı olanlarla değiştirilebilir veya paraya çevrilebilir.’ hükmü ekleniyor.
Yine bu maddeye eklenen ifade ile mütevelli heyeti belirleniyor:
‘Vakıf Mütevelli Heyeti, Cumhurbaşkanı başkanlığında, Cumhurbaşkanının görevlendireceği Cumhurbaşkanı yardımcısı, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanından oluşur.’
Yani yürütme organı, vakfın yönetimini üstleniyor!
Ortaya çıkan bu tablo, meselenin sadece anlık bir ekonomik tercih ya da şirket satışı rivayeti olmadığını gösteriyor. Yaşanan gelişmeler, bu toprakların en köklü toplumsal dayanışma ve savunma vakfının adım adım mülksüzleştirilmesi riskiyle karşı karşıya kalındığına işaret ediyor.”
***
Diğer taraftan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 7-8 Temmuz'da gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında yayıncı kuruluşların, ‘haber ve tartışma programlarında kamu yararını ve milli güvenlik perspektifini gözetmesinin büyük önem arz ettiği’ açıklamasını yaptı.
Açıklamada, “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu olarak, ifade özgürlüğü ile yayıncılık sorumluluğu arasındaki dengeyi esas alıyor, tüm yayın akışlarının İzleme ve Değerlendirme Uzmanlarımızca zirvenin ehemmiyetine uygun bir titizlikle takip edilmekte olduğunu önemle hatırlatıyoruz.” denildi.
Bu açıklama, “NATO toplantısıyla ilgili eleştirilere yer vermeyin, yoksa ceza keseriz!” demektir...
Peki ya milli güvenliğe en büyük tehdit, NATO’dan geliyorsa, bunu kimse konuşmayacak mı?