Tiyatro Festivali'nden akılda kalanlar:

ARZUNUN ONDA DOKUZU

+++++

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından projelendirilen ve yürütücü yapımcılığını İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun üstlendiği 'Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali' dördüncü yılını geride bıraktı.

Proje, Devlet Tiyatroları tarafından gerçekleştirilen pek çok önemli planlamanın son halkasını oluşturuyor. Festival, 6 Şubat-15 Şubat 2026 tarihleri arasında dördüncü kez izleyicilerle buluştu.

Ulusal ve uluslararası katılımcıların yer aldığı organizasyonda 9 farklı ülke sahne aldı. 19 yapımın yer aldığı programda; 17 yetişkin ve 2 çocuk oyunu sahnelendi. Programa göz attığımızda, bu yıl devlet kurumlarının yanı sıra özel oluşumlara da yer verilmiş.

Önemli ve anlamlı bir festival olduğunun altını çizmek gerek. Dördüncü yılında olması, festivalin geleceğine dair inancımı artırıyor.

Zaman zaman bazı projeler duyarsınız. Önemli yatırımlar yapılır. Büyük emekler sarf edilir. Ama sonra ki yıllarda adını bile unutur gidersiniz. Açıkçası bu projenin bu şekilde unutulması en büyük temennim.

Festivalde, farklı yapımların yanı sıra atölyeler, söyleşiler ve sergi ile de zenginleştirilmiş.

Yönetmenlik, oyunculuk ve sahne teknikleri üzerine alanında uzman isimlerin katıldığı atölyeler, konuya ilgi duyan bireyler için kaçırılmaz bir fırsat yarattı.

Katılımcı ülkelerin, katılım sağladıkları yapımlar hakkında yönetmen ya da oyuncu grubu ile gerçekleştirilen söyleşiler de yapımlara dair arka planı ve alt metinleri okuma adına nitelikli bir planlama.

Tiyatro sanatındaki farklı tür ve tarzda üretilen yapımların, her zaman giriş, gelişme ve sonuç yaklaşımlı klasik dramalardan oluşmadığı bilinen bir gerçek. Bu bağlamda, performans öncesi ya da sonrası gerçekleştirilen söyleşiler, yönetmenin yaklaşımını anlamak adına aydınlatıcı bir görev üstleniyor.

Ayrıca, küratörlüğü ve tasarımı Devlet Tiyatroları Sanat Teknik Müdürü Hakan Dündar, sahne tasarımcıları Büşra Eroğlu ve Mustafa Mahdum tarafından gerçekleştirilen, Devlet Tiyatroları Belgelik Şube Müdürlüğü katkılarıyla hazırlanan AKM'deki "Sahnede Kadın" sergisi ise festival boyunca sanatseverlerle buluştu.

Konuk yapımlar, festival için planlanan; AKM Tiyatro Salonu, Mecidiyeköy Stüdyo Sahne ve Mecidiyeköy Büyük Sahne’de izleyici ile buluştu.

Festival kapsamında, İstanbul’a yolu düşen bir yapım oldukça dikkatimi çekti:

'ARZUNUN ONDA DOKUZU'

İzmir Devlet Tiyatrosu'nun bu yıl repertuvarına eklediği bu yapım, güçlü hikâyesi ile öne çıkıyor.

Oyunu, İstanbul’da, Şişli ilçesinde yer alan Mecidiyeköy Büyük Sahne'de izleme fırsatı yakaladım.

Salona ilk adımınızı attığınızda sizi ilgi çekici bir sahne tasarımı karşılıyor. Salon ışıklarının karardığı ve oyunun ışıklarının sahne üstüne düştüğü ilk andan itibaren, kendinizi masalsı bir anlatının içinde hissetmeye başlıyorsunuz.

Özgün tasarımlı giysiler ve yüz süslemeleri ile yedi kişilik 'Mulaya Korosu', adeta bir masalın içerisinden sahneye çıktı. Her birinin elindeki çuvallarda bulunan ayakkabılar izleyicilerin önüne saçıldı. Çarpıcı olan bu oyun başlangıcından oldukça etkilendim.

Ve hüzünlü bir masalın ilk sözcüklerine tanık olduk. Irak’tayız! Ülke tarihinin son 30 yılına tanıklık eden bir kadın yazarın gözünden, Iraklı dokuz kadının hikayesini dinledik.

Ülkedeki iç karışıklıklar, uluslararası dış müdahaleler, baskıcı zorba rejimler, savaş, işgal ve sürgün kavramlarının iç içe geçtiği kadın hikayeleri.

Kadın olmak her çağda zorken, bazı coğrafyalarda daha da zor. 'Coğrafya kaderdir' vurgusunun gerçekliği bir kez daha gözler önüne serildi.

Oyun hakkında kaleme alınan tanıtım metninde de şu ifadelere yer verilmiş:

Arzunun Onda Dokuzu, yaraları kadar umudu da taşıyan kadınlara adanmış şiirsel, sarsıcı ve derinlikli bir anlatıdır. Irak’ın son 30 yılına tanıklık eden kadınların sesleri... Savaşın gölgesinde büyüyen çocuklar, sürgünde yaşam kurmaya çalışan aileler, parçalanmış evler, kayıplar ve umut kırıntıları...

Heather Raffo’nun gerçek Iraklı kadınlardan derlediği ve tanıklıklara dayanan bu oyun, dokuz farklı karakterin iç dünyasını sahneye taşır. Hepsi aynı soruda birleşir: “Bu dünyada kadın olmak, hayatta kalmak ve arzunun izni sürmek ne demektir?”

Oyun bir yandan politik çatışmaların kişisel hayata nasıl sızdığını gösterirken, diğer yandan kadınların direnme, sevme ve yeniden var olma gücünü kutlar.

Irak asıllı ABD'li yazar Heather Raffo tarafından kaleme alınan, gerçek kişilerle gerçekleştirilen anlatıların üzerine inşa edilen oyun metni, Füsun Günersel çevirisi ve Sibel Erdenk rejisi ile İzmir'in ardından İstanbullu izleyicilerle buluştu.

Erdenk'in masalsı rejisi, izleyicisini estetik bir görsel şölene davet ediyor. Sahne tasarımından kostüm tasarımına, ışık tasarımından hareket düzenine, oyuna özel hazırlanan müziklerden, sinevizyon gösterimine kadar başarılı bir yapımın bütünselliğine katkı sunuyor.

Yönetmen ile gerçekleştirdiğimiz kısa sohbet esnasında, özgün metindeki tek kişilik anlatı tiyatrosundan, görsel şölene olan incelikli dönüşümün izlerini konuştuk.

Erdenk’in hayal dünyasının dışa vurumu oldukça etkileyici.

Deneyimli oyunculardan oluşturulan oyuncu kadrosunda;

'Layal' ve 'Doktor' karakterlerinde Canan Erener, 'Nanna' ve 'Amerikalı Kız' karakterlerinde Menekşe Özyiğit, üç farklı karakterde ('Hooda', 'Amal' ve 'Umm Ghedda') Ayşe Neşe Arat ve 'Iraklı Kız' karakterinde Betül Işık rol alıyor.

'Mulaya Korosu'nda ise; Fatma Ayçin Güvercin, Gülben Başer, İpek Sonal, Müge Uyan Yeşilpınar, Neslihan Serra Ayer, Bahar Gönül Selvi Çerezcioğlu ve Şükran Keçeci müzikal ve oyunculuk performansı sergiliyor.

Kolektif bir başarı söz konusu olduğu için tüm oyuncuları spot ışıklarının önüne davet ederek satırlar arasında alkışlamak istiyorum.

Dekor tasarımda Memet Ali Zeren, kostüm tasarımda Medina Yavuz Almaç, ışık tasarımda Çağlar Aytaç, oyun müziklerinde Gürkan Çakıcı, dans ve hareket düzeninde de Sibel Erdenk'in oldukça başarılı imzası bulunmakta.

Yazarın ana mesajı tabii ki kanadı kırık kadınların sadece dertlerini sahneye aktarmak değil.

Tiyatro, insanlara uyku öncesi anlatılan bir masal değildir. Farkındalık yaratmak, yaşananlardan sonuç çıkarmak ve 'asla başımıza gelmez' dediğimiz şeylerin, belki de bir gün tam ortasında kendimizi bulabileceğimizi hatırlatan güçlü bir uyarıcıdır.

Belki de tam da o anın içindesinizdir. Kim bilir!

Tek Perde, 90 dakika…