Bu sözü yıllardır duyarız.

"Dostun ve sigortanın hayırlısı kötü günde belli olur."

Açıkçası ben de bu sözü söyler geçerdim. Ta ki Mart ayında Ankara yakınlarında geçirdiğim trafik kazasına kadar...

Yağışlı bir günde yaşadığım kaza sonrası yaralı olarak Ankara Gölbaşı Devlet Hastanesi'ne kaldırıldım. O an insan hayatının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha anlıyor. Birkaç dakika önce direksiyon başındasınız, birkaç dakika sonra hastane odasında...

Ancak o gün bir şeyi daha gördüm.

Hastane onlarca dostla dolup taştı. Aracımdan eşyalarımı alan, resmi işlemlerle uğraşan, doktorlarla görüşen, bir dakika olsun yanımdan ayrılmayan insanlar vardı. O gün anladım ki dostluk, iyi günde verilen sözlerle değil, kötü günde gösterilen fedakârlıkla ölçülüyormuş.

Fakat hikâyenin ikinci bölümü dostluk kadar güzel değildi.

Kazada aracım pert oldu.

İki yıldır kaskomu Polis Bakım ve Yardım Sandığı'nın (POLSAN) iştiraki olan Ankara Sigorta'ya yaptırıyordum. Kasko poliçemdeki bedel yaklaşık 2 milyon liraydı. Savcılık tutanağı alındı, eksper incelemesini yaptı ve araç için pert raporu düzenlendi.

Aracım sıradan bir araç değildi.

Kazasızdı.

Çiziği bile yoktu.

Tüm bakımları yetkili serviste yapılmıştı.

Piyasadaki emsalleri ise 1 milyon 750 bin lira ile 1 milyon 900 bin lira arasında satılıyordu.

Buna rağmen sigorta şirketinden gelen ilk teklif sadece 1 milyon 500 bin lira oldu.

Elbette itiraz ettik.

Sonrasında ne oldu biliyor musunuz?

Haftalar geçti...

Bekledik...

Bir telefon gelir mi diye bekledik...

Bir açıklama yapılır mı diye bekledik...

Ama ses yok.

Seda yok.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Ben gazeteciyim.

Yılların verdiği mesleki ilişkilerim var.

Telefon açabileceğim insanlar var.

Kamuoyuna sesimi duyurabilecek imkânlarım var.

Peki ya sıradan vatandaş?

Peki ya hiçbir tanıdığı olmayan, hakkını aramak için sadece çağrı merkezini arayabilen insanlar?

Onlar ne yapıyor?

Kaç kişi hakkını arayabiliyor?

Kaç kişi düşük tekliflere mecburen "tamam" demek zorunda kalıyor?

Sigortacılık sektörünün en önemli sermayesi para değildir.

Güvendir.

Çünkü sigorta, satıldığı gün değil, hasar gerçekleştiği gün sınav verir.

Poliçe kesmek kolaydır.

Prim toplamak kolaydır.

Reklam yapmak kolaydır.

Zor olan, müşteriniz kötü gününde kapınızı çaldığında yanında durabilmektir.

İşte o gün gerçek sigorta şirketi ile sadece poliçe satan şirket arasındaki fark ortaya çıkar.

Bu kazadan iki önemli ders çıkardım.

Birincisi...

Yağışlı havalarda hız limitinin altında gitmekten korkmayın. Hayatınız, birkaç dakika erken varmaktan çok daha değerlidir.

İkincisi...

Kaskonuzu sadece ucuz olduğu için yaptırmayın.

Üç kuruş daha az prim ödeyeceğim diye karar vermeyin.

Hasar ödeme performansını araştırın.

Müşteri memnuniyetine bakın.

Şikâyetleri inceleyin.

Ödeme süreçlerini sorgulayın.

Çünkü kasko satın alınırken değil, hasar anında değer kazanır.

Bugün dönüp yaşadıklarıma baktığımda şu cümleye eskisinden çok daha fazla inanıyorum:

Dostun da sigortanın da hayırlısı kötü günde belli olur.