Balkan Türkolojisi, Balkan coğrafyasında Türkçe’yi, Türk edebiyatını, tarihini ve kültürünü inceleyen bilim dalı olup Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeden çekilmesinin ardından, Türkçe'nin ve Türk kültürünün bölgedeki izlerini araştıran ve yaşatan yerli / yabancı bilim insanlarına Balkan Türkologları denir.
Bunlardan yakın dostum olan, Balkanlar'da Türkoloji denilince akla ilk gelen en önemli isimlerden Nimetullah Hafız, Tacida Zubčeviç Hafız, İrfan Morina ve çalışmalarıyla tanıdığım; Arnavutluk’tan, Tahir Dizdari Hırvatistan’dan, Ekrem Çauşeviç, Bosna’dan Fehim Nametak, Abdullah Škaljić ve Bulgaristan’dan Cengiz Hakov ile Mehmet Çavuş gibi kıymetli yerel Türkologların büyük katkıları olmuştur.
Balkan Türkolojisi üzerine geniş araştırmaları olan Kosova Prizren Mamuşalı yakın dostum Prof. Dr. İrfan Morina’nın Balkan Türkolojisine ilgim nedeniyle gönderdiği “Balkanlar’da Türkçenin Yaşayan Hafızası: Abdullah Škaljıć ve Bosna’daki Turcizm Çalışmalarının İlmî Değeri” başlıklı yazısını siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim. Dostlara Selam Olsun.
BALKANLAR’DA TÜRKÇENİN YAŞAYAN HAFIZASI:
ABDULLAH ŠKALJIĆ VE BOSNA’DAKİ
TURCİZM ÇALIŞMALARININ İLMÎ DEĞERİ
Yazan: Prof. Dr. İrfan Morina
Balkanlar’daki Türkçe kelimeler meselesi yalnız dilbilimsel bir hadise değildir. Bu mesele aynı zamanda tarih, medeniyet, kültür hafızası ve Osmanlı sonrası Balkan toplumlarının oluşumuyla doğrudan ilgili çok katmanlı bir konudur. Bosnalı araştırmacı Abdullah Škaljić’in “Turcizmi u srpskohrvatsom jezıku” adlı eseri ise bu çok katmanlı yapıyı ilmî bir disiplin içinde ele alan en önemli çalışmalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Škaljić’in eseri sıradan bir “yabancı kelimeler sözlüğü” değildir. Aksine bu çalışma, Bosna-Hersek halk dilinde, folklorunda ve halk edebiyatında yaşayan Türkçe unsurların tarihî, filolojik ve kültürel anatomisini ortaya koyan büyük bir medeniyet araştırmasıdır.
Eserin önsözü dikkatle incelendiğinde, Abdullah Škaljić’in meseleye son derece bilinçli ve metodolojik bir filolojik perspektifle yaklaştığı açık biçimde görülmektedir. Kendisi çocukluk yıllarından itibaren Bosna halkının gündelik konuşmasında yaşayan Türkçe kelimelere dikkat etmiş; daha sonra Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenerek bu kelimelerin kökenlerini, tarihî anlam katmanlarını, fonetik değişimlerini ve semantik dönüşümlerini araştırmaya yönelmiştir.
Bu yaklaşım, Škaljić’i sıradan bir derlemeciden ayıran en önemli özelliktir. Çünkü o, Turcizmleri yalnız “ödünç kelimeler” olarak görmez; onları Balkanlar’daki Osmanlı medeniyetinin dil içinde yaşamaya devam eden tarihî izleri olarak değerlendirir.
Gerçekten de Bosna halkının günlük hayatında asırlar boyunca yaşayan birçok Türkçe unsur (çarşı, kahve, avlu, sevdah, duvak, dolap, yastık, yorgan, sofra, çarşaf, şalvar, minder, zurna, tambura, tepsi, ibrik, baklava, börek, boza, kaymak vb.) yalnızca bir dil malzemesi değildir. Bunların her biri aynı zamanda bir sosyal hayat modelinin, bir şehir kültürünün, bir aile düzeninin ve ortak bir tarihî hafızanın kültürel belgeleri durumundadır.
İşte Abdullah Škaljić’in ilmî büyüklüğü tam da burada ortaya çıkmaktadır. O, Türkçe unsurları ne ideolojik bir romantizme dönüştürmüş ne de onları küçümseyen yüzeysel bir yaklaşım sergilemiştir. Tam tersine eleştirel, metodolojik ve filolojik ölçülere dayalı ciddi bir araştırma ortaya koymuştur.
Önsözünde özellikle dikkat çektiği önemli hususlardan biri de, kendi dönemine kadar yayımlanmış birçok sözlükte ve araştırmada Türkçe kökenli kelimelerin yanlış, eksik veya yetersiz biçimde açıklanmış olmasıdır. Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü Škaljić’in amacı yalnız kelime toplamak değildir; onun asıl amacı Türkçe unsurların Bosna halk dili içindeki gerçek tarihî serüvenini ortaya koymaktır.
Bu sebeple onun eseri yalnız etimolojiyle sınırlı kalmaz; semantik, folklor, halk dili, sözlü kültür, halk edebiyatı ve kültür tarihi gibi alanları da içine alan çok yönlü bir filolojik araştırma hüviyeti kazanır.
Škaljić’in “Turcizmler Hakkında Genel Bilgiler” başlıklı giriş kısmı ise onun düşünce sistemini daha da açık biçimde ortaya koymaktadır. Burada araştırmacı, Turcizmlerin yalnız “yabancı kökenli kelimeler” olmadığını; Balkan halklarının tarihî hafızasını taşıyan kültür belgeleri niteliği taşıdığını ifade etmektedir.
Gerçekten de Škaljić’e göre Bosna halk şiiri, atasözleri, deyimleri, halk hikâyeleri ve sözlü kültürü Turcizmler bilinmeden tam olarak anlaşılamaz. Bu son derece büyük bir ilmî tespittir. Çünkü bu yaklaşım, Türkçenin Balkan kültürünün içine ne derece derin biçimde yerleştiğini göstermektedir.
Araştırmacının Fra Grga Martić’ten yaptığı alıntı özellikle dikkat çekicidir. Martić, Türkçe unsurlar çıkarıldığı zaman bazı halk şiirlerinin “baharatsız yemek” gibi kaldığını söylemektedir. Bu ifade, Turcizmlerin yalnız dilsel değil; estetik ve duygusal bir fonksiyon da taşıdığını göstermektedir.
Škaljić’in dikkat çektiği bir başka önemli husus da Türkçe kelimelerin Balkan dillerine yalnız idarî veya askerî yollarla yayılmadığıdır. Türkçe Balkanlar’da yalnız devlet dili olarak değil; medeniyet dili olarak yaşamıştır. Bu bakımdan Škaljić’in yaklaşımı klasik sözlükçülüğün çok ötesine geçmektedir. O, Turcizmleri Balkanlar’daki Osmanlı kültürünün yaşayan damarları gibi okumaktadır.
Bir başka önemli husus da şudur: Bosna’ya giren Türkçe kelimeler zamanla yalnız yabancı unsurlar olarak kalmamış; Balkan halklarının kendi dil yapısı içinde yeni şekiller kazanmış, yeni ekler almış, yeni anlam katmanları üretmiş ve adeta yerlileşmiştir.
Bu durum bize çok önemli bir hakikati göstermektedir: Bir dil başka bir topluma yalnız kelime vermez; aynı zamanda düşünce biçimi, şehir kültürü, estetik anlayışı, gündelik yaşayış ve medeniyet tasavvuru da taşır. Nitekim Škaljić’in örnekleri incelendiğinde Türkçe unsurların yalnız yönetim diliyle ilgili alanlarda değil; mutfakta, ev hayatında, halk müziğinde, giyim kültüründe, zanaatlarda ve gündelik yaşamın hemen her alanında yer aldığı görülmektedir. Bu ise Osmanlı kültürünün Balkan toplumları üzerindeki derin tesirini açık biçimde göstermektedir.
Škaljić’in ilmî ahlakı da ayrıca dikkat çekicidir. O, kendisini “son sözü söyleyen otorite” gibi sunmaz. Tam tersine eleştirileri dikkate almakta, eksiklerini kabul etmekte ve çalışmasını geliştirmeye devam ettiğini açıkça ifade etmektedir. Nitekim eserin yayımlanmasından sonra yalnız Bosna-Hersek’te değil; eski Yugoslavya sahasında, Macar Türkolojisinde, Slavistik çevrelerde ve uluslararası akademik dünyada büyük yankı uyandırması da tesadüf değildir.
Özellikle Macar Türkolog Georg Hazai’nin eser hakkındaki olumlu değerlendirmesi son derece dikkat çekicidir. Hazai, Škaljić’in çalışmasını bu alanda ortaya konmuş en dikkat çekici araştırmalardan biri olarak değerlendirmiştir.
Bosna-Hersek gibi coğrafyalarda Türkçe yalnız tarih kitaplarında yaşamamış; halkın hafızasında, gündelik konuşmasında, folklorunda ve kültürel kimliğinde yaşamaya devam etmiştir. İşte Abdullah Škaljić’in büyüklüğü de burada yatmaktadır.