Slobodan Miloseviç, dağılma sürecindeki Yugoslavya’nın cumhurbaşkanı idi.

Ülkesinde yaşayan Sırplar dışındaki nüfusu küçümsedi, onların taleplerini dikkate almadı, zor kullanarak sindirme yoluna gitti, büyük Sırbistan’ı kurmak için harekete geçti.

Emrindeki komutanlardan biri de Ratko Mladiç’ti.

Mladiç, yaptığı operasyonlarla Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en çok kan akıtan isim oldu.

Özellikle Serebrenitsa’da binlerce Boşnak’ı acımasızca öldürdü.

Bu korkunç eylem nedeniyle adı “Bosna Kasabı”na çıktı.

***

Yaptıkları zulümler Miloseviç’in de, Mladiç’in de yanına kâr kalmadı.

Miloseviç, 2001’deki seçimi kaybettiği halde koltuğunu bırakmak istemeyince evine düzenlenen baskınla gözaltına alındı, Lahey’e götürüldü, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne çıkarıldı, “savaş suçlusu” olarak yargılanmaya başlandı.

Davası devam ederken 2006’da cezaevinde öldü.

***

Mladiç hakkında da “savaş suçlusu” olarak iddianame hazırlandı.

Ama yakalanacağını anlayınca kaçtı, yıllarca saklandı, 2011’de Sırbistan’ın bir köyünde yakalandı ve o da Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde sanık sandalyesine oturtuldu.

Yargılama sonunda, “öldürme, yok etme, sivillere karşı hukuka aykırı saldırı, esir alma, terör, savaş kanun ve geleneklerini ihlal etme” suçlarından dolayı müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

***

Gerek Miloseviç gerekse Mladiç, binlerce insanın ölümüne yol açarken son derece rahattılar.

Bir gün yakalanıp cezaevine konulacaklarını, mahkemeye çıkarılacaklarını, “savaş suçlusu” olarak yıllarca yargılanacaklarını herhalde akıllarının ucundan bile geçirmiyorlardı.

Ama işte gün geldi, devran döndü, dengeler değişti ve her ikisi de kendilerini cezaevinde buldular.

***

Gelelim günümüze...

Acaba bir gün Trump ve Netanyahu da yaptıklarından dolayı yargılanırlar mı, mahkemeye birbirlerine bileklerinden kelepçeyle bağlı olarak götürülürler mi?

Çok zor olduğunu biliyorum.

Ama böyle bir şey adaletin gereği olduğu gibi dünyadaki milyarlarca insanın samimi temennisi ve beklentisidir.

++++++++

ORTADOĞU’NUN SERÇELERİ

ABD ve İsrail’in, İran’a açtığı haksız, hukuksuz, insafsız savaş sadece insanları değil hayvanları da derinden etkiliyor, onları kimi zaman doğal ortamlarından, kimi zaman ise hayatlarından koparıyor.

Füzeler, dronlar, bombalar, roketler, mermiler arasında kaç kedi, kaç köpek, kaç kuzu, kaç dana, kaç tavuk, kaç eşek, kaç at öldü bilmek mümkün değil; hayatta kalanların nasıl yaşadıkları da sır.

Aynı şekilde serçe, güvercin, kumru, bülbül, kanarya, kırlangıç, leylek, ördek, turna, papağan, saka, karga, ispinoz, sülün, turna, ördek, kaz ve baykuşların neler yaptıkları, yaşayıp yaşamadıkları da meçhul.

Yine İran’ın dağlarında yaşayan tilkilerin, çakalların, kurtların, ayıların akıbetleri de bilinmiyor.

Sadece kara hayvanları değil deniz hayvanları için de bu savaşta büyük dram söz konusu. Füzelerle, bombalarla, savaş gemileriyle kirlenen denizlerde barbunyadan çipuraya, kefalden lüfere, mezgitten palamuda, sardalyadan uskumruya, kalkandan mercana, kılıçtan tekire çeşitli balık türleri ya zehirlenerek ölmüş ya panikle başka denizlere yönelmiştir.

İran’ın hayvanat bahçelerindeki hayvanlara neler olduğunu da ancak savaş bittiğinde öğrenebileceğiz.

***

Sonuç olarak diyeceğim şu:

ABD ve İsrail; Ortadoğu’yu karıştırmayı, kana bulamayı bitirmelidir.

Artık sadece insanları değil diğer canlıları ve doğayı da yok etmeye başladılar çünkü.