Ortadoğu’da hiçbir gelişme yalnızca görünen yüzüyle okunmaz.

Bu coğrafyada bazen bir örgüt, bazen bir slogan, bazen de bir isim; sadece bulunduğu ülkenin iç meselesi değildir. Arkasında çok daha büyük hesaplar, uzun vadeli planlar ve küresel stratejiler bulunabilir.

Bugün Türkiye’de insanların zihnini kurcalayan en önemli sorulardan biri şudur:

Bir dönem devletin en sert ifadelerle tanımladığı, binlerce insanın ölümünden sorumlu tutulan Abdullah Öcalan neden zaman zaman farklı bir siyasi zeminde tartışılır hale getirilmektedir?

Bu sorunun cevabı verilmeden Türkiye’de yaşananları sağlıklı okumak mümkün değildir.

Çünkü mesele yalnızca “terör bitsin” meselesi değildir.

Mesele aynı zamanda jeopolitiktir.

Enerji hatlarıdır.

Ortadoğu’nun yeniden dizaynıdır.

Ve küresel güçlerin bölge üzerindeki hesaplarıdır.

Türkiye yaklaşık 50 yıldır PKK terörüyle mücadele ediyor.

Bu süreçte on binlerce insan hayatını kaybetti, yüz milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp oluştu, toplum derin şekilde yıprandı.

Fakat aynı dönemde Irak’ın kuzeyinde farklı bir yapı ortaya çıktı.

Suriye’nin kuzeyinde başka bir denklem kuruldu.

İran’da etnik fay hatları sürekli canlı tutuldu.

Peki bunların hepsi tesadüf mü?

Yoksa yıllardır konuşulan Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme projelerinin parçaları mı?

İnsanların sorduğu temel soru tam da budur:

Eğer ortada büyük bir bölgesel plan yoksa, neden aynı etnik eksenli yapılanmalar Irak, Suriye ve İran hattında sürekli gündemde tutuluyor?

Neden Amerika’nın Suriye’nin kuzeyindeki yapılara verdiği destek yıllardır tartışılıyor?

Neden İsrail’in güvenliği ile bölgesel parçalanma senaryoları aynı analizlerde birlikte anılıyor?

Burada dikkat çekici başka bir çelişki daha vardır.

Kendi güvenliği söz konusu olduğunda dünyanın herhangi bir noktasında operasyon yapmayı meşru gören Israel, Gazze’ye insani yardım götüren tamamen silahsız ve sivil yardım filosunu tehdit sayıp İsrail’den yüzlerce kilometre uzakta durdurabilmiş, insanları tutuklayabilmiş, hatta başka ülkelerin topraklarını “güvenlik tehdidi” diyerek bombalayabilmiştir.

Ancak aynı İsrail’in, Türkiye’nin on binlerce insanını kaybetmesine neden olan PKK ve bölgedeki uzantılarının silahlanmasından ciddi anlamda rahatsızlık duymaması, tam tersine bu yapıları Batı dünyasında “yerel ortak”, “kara gücü” ve “stratejik müttefik” gibi kavramlarla meşrulaştırmaya çalışan çevrelerle aynı çizgide görünmesi dikkat çekmektedir.

İşte bu nedenle meseleye yalnızca “terörü bitirme” perspektifiyle değil; Ortadoğu’daki büyük jeopolitik hesaplar, enerji koridorları, İsrail’in güvenlik stratejileri, Amerika’nın bölgesel planları ve etnik koridor tartışmaları üzerinden bakanların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Bu sorular küçümsenemez.

Çünkü Ortadoğu tarihi bize şunu öğretmiştir:

Büyük güçler bazen doğrudan işgal etmez.

Önce etnik sorunları büyütür.

Sonra mezhep fay hatlarını harekete geçirir.

Ardından merkezi devletleri zayıflatır.

Ve sonunda kontrol edilmesi kolay yapılar ortaya çıkar.

Irak bunun örneğidir.

Bir zamanlar Ortadoğu’nun en güçlü ordularından birine sahip olan Irak bugün fiilen parçalı bir yapıdadır.

Suriye bunun örneğidir.

Bir dönem düzenli devlet yapısına sahip olan Suriye yıllardır iç savaşın ve dış müdahalelerin merkezindedir.

Libya bunun örneğidir.

Kaddafi sonrası ülke uzun süre otorite boşluğuna sürüklenmiştir.

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’nin kaygı duyması doğal değil midir?

Elbette Türkiye terörsüz bir gelecek ister.

Hiç kimse gençlerin ölmesini, annelerin gözyaşı dökmesini istemez.

Ancak milletin sorguladığı nokta şudur:

Gerçek hedef gerçekten terörü tamamen ortadan kaldırmak mı,

yoksa terör üzerinden yeni bir siyasi denklem kurmak mı?

İnsanlar tam da bu nedenle dikkatli davranmaktadır.

Çünkü bu coğrafyada bazen kavramların içi değiştirilir.

Dün “terörist” denilenler başka bir dönemde “aktör” haline getirilebilir.

Dün güvenlik sorunu olarak görülen yapılar yarın diplomatik denklemlerin parçası yapılabilir.

Bu yüzden meseleye yalnızca günlük siyaset penceresinden bakmak eksik olur.

Yaklaşık yarım asırdır bölgede yaşanan gelişmeleri geniş açıyla değerlendirmek gerekir.

Büyük Ortadoğu Projesi tartışmalarını, enerji koridorlarını, Amerika’nın bölgedeki askeri varlığını, İsrail’in güvenlik stratejilerini, Suriye’nin parçalanma sürecini ve Irak’ın kuzeyindeki fiili yapıyı birlikte okumadan sağlıklı sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Türk milleti tarih boyunca yalnızca cephede savaşmadı.

Haritalar üzerinde yürütülen mücadelelerle de karşı karşıya kaldı.

Bugün yapılması gereken şey ne hamaset ne de milletin hafızasını küçümsemektir.

Akıl gerekir.

Tarih bilgisi gerekir.

Jeopolitik bilinç gerekir.

Çünkü Ortadoğu’da bazen savaşlar silahla değil, kavramlarla yürütülür.

Ve bazen haritalar, çatışmalar bittikten sonra değil; toplumların zihni dönüştürüldükten sonra değişir.