Destek Yayınlarından çıkmış olan eserin tam adı şöyle: Kader Sokak: Türkeş Ailesi – Kızının Kaleminden Alparslan Türkeş ve Ailesinin Sıra Dışı Hikâyesi.
Ailenin hikâyesi sıra dışı olduğu gibi bu eser de sıra dışı. Türkeş ailesinin bir ferdinin, Selcen Hanımın gözünden yakın tarihimizin bir fotoğrafı.
Kitap 1999 yılında yazılmış ancak 2026 yılının Nisan ayında yayımlanmış. Hatıralar Selcen Hanımın çocukluk yıllarından başlıyor, 9 Nisan 1985’te Türkeş’in tahliye edilmesiyle sona eriyor. Bazen kısa geri dönüşlerle Alparslan Türkeş ve sevgili eşi Muzaffer Türkeş’in yetişmeleri ve aileleri üzerinde de duruluyor.
Selcen Türkeş Homriş 1947 doğumlu. 1950’li yılların başlarında genç subay Alparslan Türkeş Çankırı’da görevli. O günün Çankırı’sı, evlerinin önünden akan küçük ırmak, ırmak üzerindeki iğreti köprücükler, çocukların “nene” dediği Türkeş’in annesinin anlattığı masallar. Çocuk yüreklerindeki sevinçler, güzellikler, korkular. O yıllarda dört beş yaşlarında olan Selcen Hanımın hatırlaması mümkün değil ama babasının Kazganoğlu takma adıyla Orkun dergisine yazdığı yazılar, Türkçü literatüre çoktan girdi. Yazılardan biri de Çankırı hakkında uzunca bir incelemeydi.
Amerika ve Hindistan yılları ne kadar canlı anlatılıyor! 1950’li yılların ABD’si bugünkü gibi mendebur değil. Hele çocuklar için çok cazip.
Hindistan ise sürgün yılları. Çocuklar nerede, nasıl okuyacaklar? İyi eğitim için okul araştırmaları. Himalayaların eteklerinde rahibelerin yönettiği yatılı okul. Genç bir kızın ailesinden ayrılmak zorunda kalışı, anne baba hasreti.
En heyecan verici sahnelerden biri 13 Kasım 1960’ın ilk saatlerinde geçiyor. Sabahın köründe şiddetle vurulan kapı. Kader Sokağı, 3 numaradaki evin etrafı yüze yakın askerle kuşatılmış. Askerler silahlarını Türkeş ailesinin oturduğu daireye çevirmişler. Tüfek dipçikleriyle kırılan kapı, bütün ailenin kenetlenip babayı teslim etmemek için direnişi.
Ve Türkeş Albay zorla alınıp götürülüyor. Nereye götürüldüğü, ne olduğu belli değil. Bütün aile merak içinde. Ama günlerce haber alınamıyor. 14 subayı tasfiye eden Millî Birlik Komitesi kim bilir nasıl karar veriyor? 14’leri yurt dışına askerî müşavir olarak sürüyorlar.
13 Kasım’ı da bastıran bir başka kâbus 12 Eylül 1980’de geliyor. MHP yöneticileri ve binlerce ülkücü hapsediliyor. Türkeş ve yöneticiler Bahçelievler son durağa yakın Dil Okulu’nda. Yüzlerce ülkücü Mamak’ta yüzlercesi muhtelif şehirlerdeki cezaevlerinde. İşkenceler altında ifadeler alınıyor.
19 Ağustos 1981. Mamak’ta kocaman bir mahkeme salonu. Duruşmaların ilk günü. Başbuğ Türkeş mahkeme salonuna adımını atar atmaz beş yüzü aşkın ülkücü sanık ayağa fırlayıp İstiklal Marşı’nı okuyor. Mahkeme heyeti de ayakta çivilenmiş gibiydi. Unutulmaz bir gün, unutulmaz bir sahneydi. Selcen Hanımın kaleminden okurken yeniden o günü yaşıyoruz
Bir başka gün. 22 Aralık 1981. Yılma Durak savunma yapıyor. İşkenceleri o kadar etkili bir dil ve üslupla anlatıyor ki salon bir anda karışıyor, bağırıp çağıranlar, yere düşüp bayılanlar. Ben ve eşim de oradaydık. Şahap Homriş’in kaleminden bunları okuyunca yüreklerimiz tekrar hızla vurmaya başladı.
Şahap Homriş, Selcen Hanımın kayınpederi. Rahmetli Hamit’in babası. Türkeş’in vefalı dünürü. İlerlemiş yaşına bakmadan Türkeş ve ülkücülerin meccani avukatlığını da üstlenmiş, didinip duruyor. Bir de olaylarla ilgili günlük tutmuş. Selcen Hanımın kitabında işte bu tarihî belgeler de var.
Hindistan’dan Muzaffer Özdağ’a ve Orhan Kabibay’a yazılan mektuplar da birer belge olarak kitapta yer almış, Dil Okulu’nda avuçlara sıkıştırılarak dışarıya gönderilen mektuplar da.
Muzaffer Hanımın ölümünün ailede yarattığı travmayı anlayabilmek için Selcen Hanımın satırlarını okumalı. O soylu hanım nasıl bu kadar erken gitti yarabbi!
Türkeş ailesiyle ilgili özel bilgileri, duyguları, duygulanmaları, Selcen Hanım’ın rahmetli Hamit’e olan sevgisini de kitapta zevkle okuyoruz. Hem yakın tarihimizin ayrıntılarına dalıyoruz hem de güzel ve samimi bir dilin tadına varıyoruz.