Bu hafta ilk kez 2017 yılından sonra bir Amerikan Başkanı Çin’i ziyaret ettiğini görmüş olduk.
Ziyaret Trump tarafından talep edilmesine rağmen iki günlük programın ticari veya jeopolitik açısından elde edilen pek bir başarısı yok.
Çin, Trump’ın Hürmüz Boğazının açılması için Amerika ve İran arasında arabuluculuk yapma teklif kibarca reddederken, yanında getirdiği milyarder oligarkların da satış yapamadan elleri boş geri döndüğünü de görmüş olduk.
Apple veya Tesla gibi firmaların sahipleri Çin’in 800,000 milyon nüfuslu orta sınıfının 7.4 Trilyon dolarlık harcama gücünden yararlanmak isterken, Boeing de belirsiz bir şeklide belki 200 uçak satmayı başarmıştır.
Dünyanın en büyük ve değerli şirketi olan NVİDİA, Çin’e yapay zekâda kullanılan ve üretilen en ileri teknoloji çiplerini de satmayı başaramadı.
Çin’in kendi insanına güvenerek NVİDİA’ya cevabı çok net olarak “Çok teşekkürler ancak sizden almıyoruz, kendimiz üreteceğiz” oldu.
Çin sadece kendi teknoloji sektörünü koruyup, ihtiyaç duyduğu bir ürünü kendi insanları tarafından geliştirilmesinin önünü açmadı veya sektörün kaderini Amerika’nın eline düşmekten kurtarmadı, Amerika’dan tam ekonomik bağımsızlığını da ilan etmiş oldu.
Çin devleti, ülkenin en önemli sektörlerinden bir tanesine olan teknoloji sektörünün Amerikan çiplerine bağımlı olmasını engelleyerek ileride Amerika’nın Çin’ karşı ekonomik şantaj yapma riskini de ortadan kaldırmış oldu.
Dolayıysa ürün satmak isteyen Amerika ve ona sunulan ürünü satın almayı kabul etmeyen Çin’den özellikle bugünlerde Türkiye ve Suudi Arabistan arasında iktidar tarafından yapılmak istenen Solar enerji anlaşması neden yapılmaması gerektiğine dair çok önemli gerekçeleri ortaya koyuyor.
Suudi Arabistan ile Türkiye arasında 3-4 Şubat 2026 tarihinde Sivas ve Karaman’da olmak üzere Suudilerin 30 yıllığına iki yenilenebilir enerji tesislerini kurma projesine Riyad’da imza atıldı.
Birincisi Suudiler bize bir şey satmak isterken ve özellikle kendi topraklarımızı ilgilendirirken bu kadar önemli bir anlaşma Türkiye de yapılmaması Türk Devletine ve Türk Milletine ağır bir hakarettir.
İkincisi Suudilerin yenilenebilir enerji projeleri onların “Vizyon 2030” stratejileri doğrultusunda petrolün dışında alternatif gelir kaynakları yaratma hedefleri arasında olmakla birlikte aynı zamanda jeopolitik açısından “yayılma” planlarının bir parçasıdır.
Suudi Arabistan şu an buna benzer projeleri Özbekistan, Azerbaycan, Mısır, Kazakistan ve Fas ile yürütmeye çalışıyor.
Özellikle enerji zengini olan ülkelerde Arabistan kendini uzun vadeli projeler üzerinden fiilen konumlandırıyor.
Öte yandan diğer ülkelerle olan anlaşmalara bakıldığında hiçbir anlaşma Suudiler için Türkiye le yapılan anlaşma kadar avantajlı değildir.
Zira anlaşma gereğince Suudilerin Sivas’ta ve Karaman’dan kurmak istedikleri güneş enerjisi santralin tüm alt yapısı Türkiye tarafından sağlanacak olmasıdır.
Ayrıca Suudilere bu yatırımlarının karşılığında tüm maliyet kalemlerine geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Yatırımı gerçekleştirebilmek için Kurumlar ve Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV’den tamamen muaf olacaklar.
Yine Türkiye’ye yurtdışından getirilecek olan tüm yatırım malzemeleri veya ekipmanlar için de KDV muafiyeti sağlanacak.
Sınırsız ihracat ve ithalat serbestisi sağlanırken, ithal edilen ekipmanları yeniden ihracat yapma hakkı da tanınmış olacak.
Arabistan’dan damga vergisi bile ödemesi istenmeyecek.
İki illimizde bu tek taraflı yatırımların gerçekleştirilmesi için tahsis edilen topraklarımız onları için kamulaştırılacak ve gerekli alanlarda imar izinleri de sağlanacak.
Özet olarak devletimiz arazilerimizi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayarak Suudilerin yatırım yapması için hazır halde getirip teslim edecek.
Bu anlaşma sadece Suudilerin ülkemizde zahmetsiz yatırım yapmasını sağlamıyor, aynı zamanda risklerini de sıfıra indirerek bizim topraklarımızda, bizim güneşimizden yararlanarak ürettikleri enerjiyi de dönüp bizim onlardan 30 yıl boyunca satın alma zorunluğunu da getiriyor.
Yani, kendi güneşimiz bize bir yabancı ülke tarafından 30 yıl boyunca satılacak ve biz de fiyat artışlarını neye bağlı olduğunu bilmeden almak zorunda bırakılacağız.
Aynı şartlar kendi yatırımcılarımıza tanınmazken bu anlaşmada Türk Milliyettin veya Devletimizin çıkarlarını anlamak veya görmek gerçekten imkânsızdır.
Dolayısıyla özellikle bu anlaşma ile Çin’in NVİDİA şirketinin teklifi kıyaslarsak Çin’in kendi devlet çıkarlarını koruduğu gibi mevcut iktidar tarafından Türk Devletinin çıkarları korunmadığını görüyoruz.
Devletler çıkarları doğrultusunda anlaşmalar yapar, özellikle de istikrarın korunması oldukça zor olan bulduğumuz bölgede tek taraflı uzun vadeli bağlayıcı anlaşmalar kesinlikle çıkarlarımıza hizmet edemez.
İleride bölgemizde doğacak olan olası tüm olumsuz gelişmeler karşısında hareket alanımız kesinlikle sınırlanmaması veya üçüncü ülke nedeniyle hedef haline gelmememiz gerekiyor.
Bu anlaşma şu an TBMM Komisyonunda, tek dileğim iptal edilmesi ve kendi güneşimizden kendimiz yararlanmamız için devletimiz bu yatırımları bizim mühendislerimizle, ekipmanlarımızla bizim adımıza yapmasıdır.