Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Süleymancılar yapılanmasına yönelik başlattığı operasyon; lider Alihan Kuriş başta olmak üzere çok sayıda isim, ağır mali suçlamalar ve MASAK raporlarıyla gündemin merkezine oturdu. Adalet Bakanlığı yetkilileri, yürütülen sürecin doğrudan dini bir yapıya değil; "suç örgütü kurma", "kara para aklama" ve "kamu zararına dolandırıcılık" gibi finansal başlıklara odaklanan teknik bir adli soruşturma olduğunu vurguluyor.
Ancak meseleyi yalnızca bugünkü finansal dosya üzerinden okumak, kurumsal sorumlulukları ve idari denetim boyutunu göz ardı etme riskini taşır. Devletin mali suçlar üzerinden harekete geçmesi hukuki bir zorunluluktur; fakat sorulması gereken temel soru, adli ve idari denetim mekanizmalarının ne zaman ve hangi koşullarda devreye girdiğidir.
Sistemik Sorumluluk ve Önleyici Denetim İhtiyacı
Süleymancılara ait yurt ve kurslar kamuoyunun gündemine ilk kez bu mali operasyonla gelmedi. Ümraniye’den Alanya’daki öğrenci yurtlarına, hatta yurt dışı uzantılarına kadar geniş bir hatta çocuklara yönelik ağır cinsel istismar ve şiddet vakaları geçmişte yargıya taşındı. Yargılama süreçleri sonucunda failler ağır cezalara çarptırılmış ve adalet adli boyutuyla tecelli etmiştir.
Aynı hiyerarşik yapıya bağlı farklı kurumlarda benzer ihlaller zaman içinde tekrarlanıyorsa, mesele bireysel bir suç olmanın ötesine geçerek idari gözetim mekanizmalarının etkinliğini tartışmaya açar. Kamu idaresinin asli görevi, suç oluştuktan sonra cezalandırmakla sınırlı kalmayıp; bu tür hassas alanlarda suçun oluşmasını önleyecek kesintisiz ve etkin denetim sistemlerini kurmaktır.
İdari Odak ve Öncelik Farklılığı
Bugün yürütülen operasyon; 17 ilde eş zamanlı arama yapabilen, yüzü aşkın adrese müdahale eden, şirketlerin karmaşık para trafiğini çözümleyen güçlü bir devlet kapasitesini göstermektedir. Bu durum, idarenin ve yargının denetim imkânlarının ve kurumsal yetkinliğinin son derece yüksek olduğunu kanıtlar.
Şirket hesaplarındaki her türlü akışı saniyesi saniyesine izleyip müdahale edebilen bu kurumsal kapasite ile binaların içindeki idari ve sosyal ihlallerin denetlenme hızı arasındaki fark, bir kapasite yetersizliğinden ziyade idari odak noktalarının ve önceliklerin zaman içinde farklılaşabildiğini göstermektedir.
Bu tablonun arka planındaki siyasi dinamiği de göz ardı etmek mümkün değildir; nitekim söz konusu yapının iktidarla ilişkilerinin yıllar içinde farklı seyirler izlediği kamuoyunun malumudur.
Yargısal ve idari süreçlerin başlama zamanlaması, kamuoyunda adli adımların siyasi konjonktüre veya değişen dengelere göre şekillendiği izlenimini vermemelidir. Bir yapının merkeze yakın veya mesafeli olduğu dönemlere göre denetimlerin yoğunluğunun değiştiği algısı, toplumdaki adalet duygusuna zarar verir.
Hukuk devletinin temel gereği, yapıların siyasi konumuna bakılmaksızın herkes için aynı hukuki standartları geçerli kılmaktır. Devlete düşen sorumluluk; hiçbir yapılanmanın denetimsiz alanlar oluşturmasına izin vermemek, idari ve adli denetim mekanizmalarını her koşulda, her zaman ve herkese eşit mesafede çalıştırmaktır.