Devlet Bahçeli’nin “Halk devletin kendisine adil davrandığına inanmazsa devlete bağlılık sağlanamaz” çıkışı, siyasi kulislerin sıradan bir gün içi polemiği olarak geçiştirilemez. Yargının bağımsızlığına dair şüphelerin ayyuka çıktığı, adaletin terazisinin siyasetin ağırlığına göre meyil ettiği bir dönemde, Cumhur İttifakı’nın kilit ortağından gelen bu vurgu rastlantısal bir anayasa hatırlatması gibi görünmüyor.
Bahçeli bu sözüyle aslında anayasa hukukunun en sert gerçekliğini iktidar blokunun yüzüne tutmuştur: Bir devleti ayakta tutan şey zor kullanma gücü değil, meşruiyettir.
Hukuk Devletinde Bağlılığın Kaynağı Korku Değil Adalettir
Anayasa’nın 2. maddesinde teminat altına alınan "hukuk devleti" ilkesi, devletin vatandaşına karşı sahip olduğu egemenlik yetkisinin sınırını çizer. Kamu hukukunun en temel öğretilerinden biri şudur: Devlet, meşruiyetini sadece elinde tuttuğu ceza ve zor kullanma tekelinden almaz. Asıl meşruiyet, yurttaşın "Şu mahkeme kapısından içeri girdiğimde karşımdaki güç ne olursa olsun aynı normlarla yargılanacağım" duygusundan doğar.
Anayasal düzeyde tanımlanan "hukuki güvenlik" ve "belirlilik" ilkeleri, iktidarın keyfiliğini dizginlemek için vardır. Vatandaş, devletin işlem ve eylemlerinde öngörülebilirlik arar. Adalet kavramı; suçun kime, ne zaman ve hangi siyasi iklimde uygulandığına göre esneyen bir elastikiyete büründüğünde, anayasal düzen zedelenir. Eşitlik ilkesinin zedelendiği yerde ise devlet ile vatandaş arasındaki bağ kopar.
Hukukun En Büyük Sınavı Seçicilik İddialarıdır
Bugün hukukun önündeki en yıkıcı sınav, toplumun zihnine kazınan "seçicilik" algısıdır.
CHP’li belediyelere yönelik dalga dalga büyüyen soruşturmaların, AK Parti yönetimindeki belediyelerin sınırlarına gelince aniden durması, kamuoyunda haklı ve yakıcı bir soruyu doğuruyor: Hukuk, suçu mu kovalıyor yoksa rozeti mi?
Eğer bir fiil sadece işleyen kişinin siyasi kimliğine göre "suç" sayılabiliyorsa, ortada dağıtılan bir adaletten değil, kurumsallaşmış bir çifte standarttan söz edilir. Adaletin sadece var olması yetmez; uygulandığının sokaktan da net bir şekilde görünmesi gerekir.
Bu çerçeveden bakıldığında Bahçeli’nin sözleri, muhalefete verilmiş rutin bir cevap değil; iktidar pratiğine ve yargıdaki duruma kesilmiş zımni bir "fren" faturasıdır. İktidar bloku, kendi kurduğu düzenin meşruiyet krizine girdiğini en yakın ortağının ağzından duymuştur.
Adalet, sadece muhatabı muhalefet olduğunda hatırlanacak bir sopa değildir. Toplumun artık gücünü siyasetten değil yalnızca hukuktan alan somut bir iradeye ihtiyacı var. Çünkü adaletin seçici olduğu bir yerde bağlılıktan değil, ancak çöküşten bahsedilebilir.