Zambiya'da 13 Ağustos'ta yapılan seçimlerde yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Hakainde Hichilema, yemin ederek görevine başladı.
Hichilema, törende yaptığı konuşmada, ikinci döneminde ülkeyi ekonomik istikrardan büyüme ve refah dönemine taşımayı hedeflediğini belirterek, "Ekonomik büyüme sofrada bir anlam ifade etmeli." dedi.
Hichilema, bu kapsamda tarım, enerji, madencilik ve turizm başta olmak üzere üretim ve yatırımları artırarak Zambiya ekonomisini gelecek 5 yılda üç kat büyütmeyi hedefleyen "Grow Zambia" programını hayata geçireceklerini açıkladı.
***
Ekonomiyi beş yılda üç kat büyütmek, ilk bakışta çok abartılı bir hedef gibi görünüyor. Üstelik Gemini’ye göre Zambiya ekonomisinin sömürü geçmişi ve günümüzdeki yansımaları, ülkenin sahip olduğu devasa bakır ve maden zenginliklerinin yerel halkın refahına dönüşmesini engelleyen yapısal bir "kaynak laneti" süreci üzerine kuruludur. Zambiya, Sahra Altı Afrika'nın en zengin maden yataklarından birine sahip olmasına rağmen, tarih boyunca hem sömürgeci güçlerin hem de küresel finansal sistemin ekonomik sömürüsüne maruz kalmıştır:
-19. yüzyılın sonunda İngiliz sömürgeci Cecil Rhodes, yerel liderlerden hileli imtiyazlar alarak bölgenin maden haklarını ele geçirdi.
-Sömürge yönetiminin inşa ettiği demiryolları ve altyapı, yerel kalkınma için değil; Bakır Kuşağı'ndaki madenlerin en hızlı şekilde Avrupa'ya taşınması için tasarlandı.
-IMF ve Dünya Bankası'nın yapısal uyum programları baskısıyla, devlet kontrolündeki madenler çok ucuz fiyatlara yabancı konsorsiyumlara özelleştirildi. Batılı ve çok uluslu şirketler vergiden kaçınma ve düşük telif ücretleri sayesinde kârı kendi ülkelerine transfer ederken, Zambiya halkı yoksulluk sınırında yaşamaya devam etti.
-Günümüzde Zambiya topraklarında 20'den fazla büyük Çin sermayeli madencilik şirketi faaliyet göstermektedir. Çin'den alınan milyarlarca dolarlık kredi, Zambiya'yı ağır bir borç krizine sürüklemiş ve ülke 2020'lerde borç temerrüdüne düşmüştür.
Özetle madenlerden elde edilen milyarlarca dolarlık gelir yerel sanayiyi geliştirmek yerine, her dönemde dış güçlerin sermayesini büyütmek için kullanılmıştır.
***
Özetle Zambia ekonomisini üç kat büyütmek, ülkedeki sömürüye son vermekle mümkündür. Bu şirketler, ülkenin kanını emmektedir.
Bu kadar Zambia bilgisini neden derledim? Çünkü belki farkında değiliz ama Türkiye de fiilen sömürge durumundadır. Türkiye’nin madenleri de yok pahasına yabancılara devredilmiştir.
Yalnız Türkiye’de kaynaklar, sadece yabancılara değil yabancılarla iş birliği içindeki yerli sömürgenlere akıtılmaktadır. En büyük hırsızlık, enflasyonu bilinçli olarak yükselterek halkın cebinden parasını çalmaktır. Parası olan tedbirini almakta ve enflasyon büyüdükçe servetini büyütmektedir. Sonunda başta emekliler olmak üzere geniş halk kitleleri, açlık sınırının çok altında bir gelire mahkûm edilmektedir.
Bunlar yetmezmiş gibi bir de “kur korumalı mevduat” adıyla, parası olanlara 14 ayda 60 milyar Dolar akıttılar. Ayrıca kamu ihalelerinden yüksek oranlarda komisyonlar alınmakta, bu paralar dövize çevrilerek yurt dışına kaçırılmaktadır. Sonra da bu paralarla yurt dışından da ortaklar edinerek onların adıyla Türkiye’de alımlara girişmektedirler.
Bu çark yıllardan beri böyle dönüyor. Ekonomik göstergelerdeki büyüme de bu sözde yabancı yatırımlardan kaynaklanıyor. Oysa bu yatırımlarda kullanılan para, zaten komisyon olarak devletten, milletten çalınan paralardır...
***
Dolayısıyla “ekonomik büyümenin sofrada bir anlam ifade etmesi” için bu hırsızlık düzeni sona ermelidir.
Tabii hırsızlık düzeninin sona ermesi için önce hukuk devleti olmak gerekir. İşte bu yüzden “hukuk sistemini vesayetten kurtardık” diyenler, yabancı işbirlikçilerinin siyasi desteğini de alarak, siyasi vesayet dönemini başlattılar ki hırsızlıkları açığa çıkmasın.
Fakat bu düzen böyle gitmez...