Skandalları bitmek bilmeyen ve hakkında milletvekilleri tarafından suç duyurusunda bulunulan Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdürrahim Alkış'ın hukuk tanımaz uygulamaları karşısında mağdur edilen akademisyenler YENİÇAĞ'a bir teşekkür mektubu yayınladı.
"Şırnak Üniversitesi’nde hukuk mücadelesi veren akademisyenler" imzasıyla yayınlanan mektupta "Şırnak Üniversitesi’nde uzun süredir yaşanan hukuksuzlukları, usulsüzlükleri, kişiye özel kadro düzenlemelerini, akademik liyakat yerine sadakat düzenini ve kamuoyundan saklanmaya çalışılan ağır idari suçları belgeleriyle gündeme taşıyan Yeniçağ Gazetesi’ne teşekkür ediyoruz." denildi.
Mektupta, "Yeniçağ’ın yaptığı belgeli haberler, yalnızca bir üniversitedeki münferit idari suçları değil; Türkiye’de yükseköğretim sisteminin hangi noktalarda çürütüldüğünü gösteren son derece önemli bir gazetecilik başarısıdır." ifadeleri kullanıldı.
YENİÇAĞ'ın, Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış hakkında "Sahte doçent yüksek okulu yönetmiş: Skandal rektörün danışmanı intihalci çıktı" başlıklı son haberine dikkat çeken akademisyenler mektupta, "Yeniçağ’ın yayımladığı haberden sonra Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış’ın üniversitenin resmî internet sitesi üzerinden yaptığı açıklama, haberdeki belgelere bir cevap vermek yerine, belgeli haberleri “algı operasyonu”, “itibar suikastı”, “montaj görsel”, “şantaj kurgusu” ve “marjinal medya saldırısı” gibi ifadelerle karalamaya çalışan tipik suçluluk psikolojisi ile yazılmış suçtun kurtulma çabasının tezahürü niteliğinde kifayetsiz bir açıklamadır. Oysa Rektörün ve ekibinin işlediği suçları kanıtlayan haberlerde kamuoyuna itham değil belge sunularak işlenen suçlar bir bir ortaya konulmuştur. Üniversite yönetimi de bu belgeler karşısında hakaret ve inkâr diliyle değil, açık, şeffaf, denetlenebilir ve hukuka uygun cevaplarla konuşmak zorundadır." dedi.
Mektupta, "Skandal rektör Alkış'ın yaptığı açıklamada doçentlik belgesi iptal edilen Ceren Avcı'nın Rektör danışmanı olmadığını ve kendisiyle bir bağının olmadığı beyanını Yök veritabanından alınan belgeyle çürütüyoruz" denilerek Ceren Avcı'nın 2024 ile 2026 yılları arasında Rektör Danışmanı olduğunu gösteren veritabanı belgesine de yer verildi.
İşte o belge;

Mektubun tamamı şu şekilde;
Sayın Yeniçağ Gazetesi yöneticileri, değerli basın emekçileri ve yüce Türk Milleti,
Bizler, Şırnak Üniversitesi’nde görev yapan; hukuka, bilim ahlakına, akademik liyakate, Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarına ve temel değerlerine bağlı öğretim elemanları olarak milletimize ithafen bu mektubu kaleme alma zorunluluğu duyuyoruz.
Öncelikle, Şırnak Üniversitesi’nde uzun süredir yaşanan hukuksuzlukları, usulsüzlükleri, kişiye özel kadro düzenlemelerini, akademik liyakat yerine sadakat düzenini ve kamuoyundan saklanmaya çalışılan ağır idari suçları belgeleriyle gündeme taşıyan Yeniçağ Gazetesi’ne teşekkür ediyoruz. Yeniçağ’ın yaptığı belgeli haberler, yalnızca bir üniversitedeki münferit idari suçları değil; Türkiye’de yükseköğretim sisteminin hangi noktalarda çürütüldüğünü gösteren son derece önemli bir gazetecilik başarısıdır.
Yeniçağ’ın yayımladığı haberden sonra Şırnak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahim Alkış’ın üniversitenin resmî internet sitesi üzerinden yaptığı açıklama, haberdeki belgelere bir cevap vermek yerine, belgeli haberleri “algı operasyonu”, “itibar suikastı”, “montaj görsel”, “şantaj kurgusu” ve “marjinal medya saldırısı” gibi ifadelerle karalamaya çalışan tipik suçluluk psikolojisi ile yazılmış suçtun kurtulma çabasının tezahürü niteliğinde kifayetsiz bir açıklamadır. Oysa Rektörün ve ekibinin işlediği suçları kanıtlayan haberlerde kamuoyuna itham değil belge sunularak işlenen suçlar bir bir ortaya konulmuştur. Üniversite yönetimi de bu belgeler karşısında hakaret ve inkâr diliyle değil, açık, şeffaf, denetlenebilir ve hukuka uygun cevaplarla konuşmak zorundadır.
Rektörlüğün açıklamasında öne sürdüğü ilk savunma, “doçentlik unvanını üniversite vermez, ÜAK verir” şeklindedir. Elbette Türkiye’de doçentlik unvanı Üniversitelerarası Kurul tarafından yürütülen süreç sonunda verilir ama üniversitedeki doçentlik kadrosu Rektör tarafından açılır ve ilgili kişinin doçentlik kadrosuna ataması üniversitenin içerisinde görev yapan atama komisyonu incelemesinden geçerek Rektörün başkanlık yaptığı üniversite yönetim kurulu tarafından bizzat yapılır. Rektörlüğün kamuoyundan kaçırdığı gerçek tam da budur: ÜAK doçentlik belgesini verir; fakat bir akademisyenin üniversitede hangi kadroya alınacağı, hangi şartlarla ilana çıkılacağı, ilandaki özel koşulların nasıl yazılacağı, başvuruların nasıl değerlendirileceği ve sonuçta doçent kadrosuna atanıp atanmayacağı üniversite yönetiminin sorumluluğundadır. Bu nedenle rektörlüğün ‘unvanı ÜAK verir’ savunması, doçentlik kadrosu açma ve atama süreçlerindeki idari sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Görüldüğü üzere skandal Rektör Abdurrahim ALKIŞ hakkında çıkan suçlarını ispatlayan her belgeli haberi kamuoyunda yalanlamak için bir kez daha yalana başvurmuştur.
Skandal Rektörün bir diğer iddiası, Ceren Avcı’nın “rektör danışmanı olmadığıdır”. Bu iddia da kamuoyunu yanıltmaktadır. Ceren Avcı’nın Aralık 2024 ile doçentliğinin iptal edildiği Haziran 2026 yılları arasında rektör danışmanlığı yaptığı YÖK veri tabanı kayıtlarında açıkça görülmektedir. Rektör Abdurrahim Alkış bulunduğu rektörlük makamın ağırlığına yakışmayacak şekilde sürekli olarak Türk Milletine alenen yalan söylemektedir.
Rektörlük açıklamasında “montaj görsel” ifadesi de kullanılmaktadır. Oysa kamuoyuna yansıyan fotoğrafta, 21 Kasım 2024 tarihinde üniversitenin senato salonunda düzenlenen doçentlik cübbesi giydirme töreninde Rektör Abdurrahim Alkış tarafından bizzat Ceren Avcı’ya cübbe giydirilerek ataması yapılmış ve bu törende skandal açıklamalarıyla gündem de olan Genel Sekreteri Cabir Altıntaş’ın da bulunduğu görülmektedir.
Bu olay Şırnak Üniversitesi’nde ilk defa yaşanmamaktadır. Daha önce de rektör danışmanı olan Sedat Çelik hakkında 2025 yılında ÜAK tarafından doçentlik belgesinin iptal edilmesi kararı verilmişti. Buna rağmen, Rektör Alkış tarafından bu kararın gereği aylarca tam olarak uygulanmamış, işlediği akademik sahtekarlıkların ÜAK tarafından tespit edilmesi sonucu doçentlik belgesi iptal edilen Turizm Yüksekokulu Müdürlüğü görevini yıllarca yapan Rektör danışmanı Sedat Çelik de üniversite kadrosunda hukuksuz yollarla korunmuş, hakkında açılan disiplin süreci de kamuoyunda “göstermelik” olarak nitelendirilen bir şekilde sonuçsuz bırakılmıştır. Bugün Ceren Avcı dosyasında yaşananlar, skandal Sedat Çelik dosyasını hatırlatmakta ve Şırnak Üniversitesi’nde doçentlik belgesi iptallerinin artık münferit bir olay değil, Rektör Abdurrahim Alkış tarafından kişiye özel adrese teslim hukuka aykırı ilanlarla ataması yapılan vasıfsız, kifayetsiz kişilerin akademik sahtekarlıkla doçentlik elde etme usulsüzlüğünün, etik ihlal krizinin ve liyakatsizliğin sonucunda üniversitemizde her sene ortaya çıkan kronik bir doçentlik iptali vakası olduğunu göstermektedir.
Bizler, Şırnak Üniversitesi’nde akademik unvanların, kadroların ve idari görevlerin bilimsel liyakat, hukuka uygunluk ve etik dürüstlük temelinde verilmesi için büyük bir mücadele veriyoruz. Şırnak Üniversitesi, kişisel sadakat ağlarıyla, skandal Rektöre yağcılıkla ve yakın durmakla, siyasi veya ideolojik aidiyetle yönetilemez. Bir üniversitede akademik yükselmenin ölçüsü bilimsel üretim, etik güvenilirlik, objektif jüri değerlendirmesi ve hukuka uygun idari süreçler olmalıdır. Eğer bu objektif ölçütler üniversitelerde akademik kadrolara atama sürecinde ortadan kalkarsa, Şırnak Üniversitesi örneğinde olduğu gibi üniversite bilim yuvası olmaktan çıkar; korku, kayırmacılık ve sürekli skandal üreten sorunlu ve kokuşmuş bir yapıya dönüşür.
Ne yazık ki Rektör Abdurrahim Alkış döneminde Şırnak Üniversitesi’nin akademik, idari, eğitimsel ve yönetimsel anlamda Türkiye’nin en başarısız kurumları arasına gerilediği bağımsız araştırmalarla da ortaya konulmuştur. Öğrenci memnuniyeti, çalışan memnuniyeti, yönetim yeterliliği ve kurumsal kalite göstergeleri bakımından üniversitenin içine düşürüldüğü durum, yalnızca Rektörün işlediği suçlara karşı mücadele eden akademisyenlerin tespiti değil; sayısal verilerle ve yetkili derecelendirme kuruluşlarının yaptığı değerlendirmelerle görülebilen bir çöküştür. YÖK Kalite Kurulu süreçlerinde üniversitenin yaşadığı olumsuzluklar ve üniversitenin akreditasyon başvurusunda niteliksiz akademisyenlerin gösterdiği başarısızlıklar ve sonuç olarak ortaya çıkan akreditasyon reddi sonucu, işlediği skandal suçlarla meşhur Rektör Abdurrahim Alkış'ın ve göreve getirdiği skandal hukuksuz yönetiminin işledikleri sayısız suçların gözle görülebilen sonuçlarıdır.
Skandal Rektör Abdurrahim Alkış yönetiminde Şırnak Üniversitesi’nde oluşan tablo artık yalnızca “kötü yönetim” kavramıyla açıklanamayacak kadar ağırdır. Karşımızda; mahkeme kararlarını uygulamayan, uygulamak zorunda kaldığında ise bu kararları şeklen yerine getirip fiilen boşa düşüren, kendisine biat etmeyen akademisyenleri idari yetkilerini kullanarak sindirmeye çalışan, kendisine yakın gördüğü kişileri ise liyakat dışı ve hukuka aykırı yollarla yükselttiği ortaya çıkan atama skandalları incelendiğinde açıkça görülmektedir.
Skandal Rektör Alkış ve kumpasçı yönetim ekibi, üniversite yönetimini hukuki ilkelerle değil, sadakat ve düşmanlık ilişkileri üzerinden yürütmektedir. Bu anlayışta akademik liyakat değil, rektöre yakınlık; bilimsel üretim değil, itaat; mahkeme kararı değil, kişisel irade belirleyici hâle gelmiştir. Şırnak Üniversitesi gibi bölgenin kalkınmasına, gençlerin eğitimine ve ülkemizin bilimsel birikimine katkı sunması gereken bir kamu üniversitesinin başarısız, kadroları akademik sahtekarlıklarla elde edilen akademik unvanlı kişilerle dolu, sürekli skandal üreten böyle problemli bir hâle getirilmesi, yalnızca üniversite çalışanlarını değil, bütün Türk milletini ilgilendiren çok vahim bir meseledir.
Şırnak Üniversitesi bugün bilimsel başarılarıyla değil; Sayıştay raporlarında yer alan usulsüzlüklerle, kişiye özel akademik ilanlarla, mahkeme kararlarının etkisizleştirilmesiyle, doçentlik belgesi iptal edilen akademisyenlerle, mobbinglerle, skandallarla, Rektör Alkış'ın işlediği suçlarla ve rektörün açıklamalarındaki çelişkilerle gündeme gelmektedir. Bu tablo, Şırnak’a, bölgeye ve Türk yükseköğretimine karşı Rektör ve kifayetsiz yönetim ekibi tarafından yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Rektör Abdurrahim Alkış’ın üniversitemizde yıllardır uyguladığı hukuksuz yönetim tarzıyla kendisine itaat etmeyen akademisyenlere karşı düşman hukuku uygulamakta ve hukuksuzluklara karşı direnen akademisyenlere maddi ve manevi ciddi mağduriyetler uğratmıştır. Üniversitede hakkını arayan, hukuksuz idari işlemlere karşı dava açan, mahkeme kararıyla haklılığı tescillenen akademisyenler skandal Rektör ve kumpasçı ekibi tarafından yeni kumpas disiplin soruşturmaları, görev süresi uzatmama kararları ve üniversitede pasifize etme, dışlama, baskı yöntemleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bir akademisyenin mahkemede haklı çıkması, normal bir hukuk devletinde idarenin hukuka dönmesi için yeterli olmalıdır. Ancak Şırnak Üniversitesi’nde mahkemeyi kazanan akademisyenler, adeta yeniden cezalandırılmaktadır. Bugün Şırnak Üniversitesi’nde hakkını arayan akademisyenler açıkça cezalandırılmaktadır. Hukuksuz işlemlere karşı dava açan, mahkemelerde haklı çıkan, idarenin keyfî işlemlerini yargı önünde iptal ettiren akademisyenler hakkında yeni soruşturmalar, yeni disiplin süreçleri, yeni görev süresi uzatmama kararları ve yeni baskı mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Yani akademisyen mahkemede haklı çıktığında hukuk kazanmış olmuyor; tam tersine, bu kez skandal Rektör Alkış'ın ve üniversitede adeta çeteleşmiş ekibinin yeni husumet dalgasıyla karşı karşıya bırakılıyor.
Bunun en somut örneklerinden biri de akademisyen arkadaşımız Öğr. Gör. Mustafa Akgül’dür. 3 yıldır Rektörün işlediği suçlara ve verdiği hukuksuz kararlara karşı büyük bir hukuk mücadelesi veren arkadaşımız Öğr. Gör. Mustafa Akgül, Rektör Alkış yönetiminde sırf Rektör Alkış'ın hukuksuz yönetim anlayışını kabul etmediği için kendisini üniversiteden atmaya ve yıldırmaya yönelik tesis edilen kumpas nitelikli hukuksuz disiplin cezaları, görev süresinin yenilenmemesi işlemleri, lojman tahliye emirleri ve diğer hukuka aykırı idari işlemlere karşı açtığı davaların tamamını kazanmış ve iki kez göreve dönmeye hak kazanmıştır. Mustafa hoca, bugüne kadar açtığı ve geçen hafta kazandığı dava ile birlikte şuana kadar toplam 13 davanın tamamında haklı çıkmış olması, Şırnak Üniversitesi Rektörünün kendisine boyun eğmediği ve biat etmediği için düşman olarak gördüğü akademisyenlere karşı baskı, yıldırma yöntemleriyle nasıl sistematik ve hukuka aykırı bir süreç yürüttüğünü açık biçimde göstermektedir. Buna rağmen Rektörlük, bu mahkeme kararlarını hukuka uygun biçimde uygulamak yerine, kararların etkisini ortadan kaldıracak yeni hukuksuz idari işlemlere başvurmuştur.
Aynı şekilde Öğr. Gör. Ahmet Selçuk Bayburtlu da açtığı 7 davanın tamamında haklı bulunmuş, mahkeme kararlarıyla iki kez görevine dönme hakkını elde etmiştir. Ancak bu kararlar da skandal Rektör ve hukuk tanımaz ekibi tarafından hukuk devletine yaraşır biçimde karşılanmamıştır. Mahkeme kararlarıyla göreve dönmesi gereken akademisyenler önce bir aylık sürelerle atanmış, bu sürelerin sonunda yeniden görevlerine son verilmiştir. Bu hukuksuz işlemlere karşı tekrar dava açılıp yeniden göreve dönüş kararı alındığında ise bu defa üç aylık atama yöntemi devreye sokulmuş; böylece mahkeme kararları kâğıt üzerinde uygulanmış gibi gösterilirken, fiilen etkisiz hâle getirilmiştir.
Mahkeme kararıyla göreve dönen bu iki akademisyen arkadaşımızın önce bir aylık atamalarının yapılması, süre bitiminde yeniden görevlerine son verilmesi, ardından ikinci kez dava kazanıldığında bu kez üç aylık atamayla kararın şeklen uygulanıp fiilen boşa düşürülmesi, hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir uygulamadır. Bu, idari takdir değildir; skandal Rektör ve ekibi tarafından uygulanan bu hukuka aykırı yöntem mahkeme kararının arkasından dolanma ve açıkça kanuna karşı hile niteliğindedir. Mahkeme kararını uyguluyormuş gibi yapıp aynı anda o kararın doğurduğu hukuki sonucu ortadan kaldıracak yeni işlemler tesis etmek, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bir kamu idaresi mahkeme kararını gerçekten uygulamakla yükümlüdür; onu etkisizleştirmek, geciktirmek, biçimsel uygulama görüntüsü altında sonuçsuz bırakmak gibi bir yetkisi yoktur. Rektörlük makamı, yargı kararlarının arkasından dolanmak için değil, hukuku uygulamak için vardır. Bir rektör, mahkeme kararlarını kendisine verilmiş kişisel bir tavsiye gibi değerlendiremez. Yargı kararları idare için bağlayıcıdır. İdare mahkemesi kararını şeklen uygulayıp fiilen etkisizleştirmek, yalnızca mağdur akademisyene zarar vermekle kalmaz; yargı erkine, hukuk devleti ilkesine ve kamu yönetimine de ciddi zararlar vermektedir. Şırnak Üniversitesi’nde yaşanan ve ülkede gündem olan rezaletlerin neticesi budur.
Skandal Rektör Alkış’ın mahkeme kararlarını geciktirdiği, bu kararları uygulamakta ayak sürüdüğü ve kararları etkisizleştirecek yeni işlemler tesis etmesi, üniversitede yargı kararlarının bağlayıcılığına duyulan güveni yok etmektedir. Mağdur akademisyen arkadaşlarımız açtıkları her davayı kazanmasına rağmen görevine huzur içinde dönemiyor, ekonomik ve psikolojik olarak yıpratılıyor, her defasında yeni idari işlemlerle yeniden mücadeleye zorlanıyor, görüldüğü üzere Şırnak Üniversitesinde artık hukuk güvenliğinden söz edilemez. Bu nedenle kamuoyunun önüne şu yalın tabloyu koyuyoruz: Bir akademisyen 13 davanın tamamını kazanıyorsa, bir başka akademisyen 7 davanın tamamında haklı bulunuyorsa, sorun akademisyende değil, bu işlemleri ısrarla tesis eden idarededir. Mahkeme kararlarının bu kadar sistematik biçimde idare aleyhine sonuçlanması, Şırnak Üniversitesi’nde skandal Rektör ve kifayetsiz muhteris ekibi tarafından tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygun değil, kişisel husumet ve tasfiye amacıyla kurulduğunu göstermektedir.
Üniversitemizde yaşanan bu hukuksuz süreçler yalnızca mağdur edilen akademisyenlerin kişisel meselesi değildir. Bu, bütün üniversiteye verilmiş bir mesajdır: “Rektörün hukuksuz talimatlarına itaat edeceksin, eğer hakkını ararsan bedel ödersin.” Şırnak Üniversitesi’nde oluşturulan korku ikliminin özü budur. Rektörlük makamının kamu gücü, kendisine itiraz eden akademisyenleri yıldırmak, mahkemeye gidenleri cezalandırmak, biat etmeyenleri üniversiteden koparmak için kullanılamaz. Böyle bir yönetim anlayışı, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesini, kamu hizmetinde eşitlik ilkesini ve hukuki güvenlik ilkesini doğrudan ihlal etmektedir. Rektörlük yetkisi, akademisyenleri cezalandırmak, kendisine biat etmeyenleri üniversiteden uzaklaştırmak veya hakkını arayanları ekonomik ve psikolojik olarak yıpratmak için verilmiş bir yetki değildir. Rektörlük makamı, üniversitenin bilimsel gelişimini sağlamak, akademik özgürlüğü korumak, öğrencilerin nitelikli eğitim almasını güvence altına almak ve üniversiteyi hukuka uygun şekilde yönetmek için vardır. Bu yetki kişisel husumet aracı hâline getirilemez.
Şırnak Üniversitesi’nde basına yansıyan her belge, Sayıştay raporlarında yer alan her tespit ve mahkeme kararlarıyla ortaya çıkan her hukuksuz işlem sonrasında skandal Rektör Alkış tarafından üniversite çalışanlarına gözdağı verilmektedir. Rektör tarafından her ortamda “Ben rektörüm, bana bir şey olmaz; arkamda YÖK Başkanı Erol Özvar var” denilerek kendisine kanunların işlemeyeceğini adeta haykırmaktadır. Böyle bir anlayış, Rektörlük makamının ve kamu görevinin dokunulmazlık zırhı gibi kullanılması anlamına gelir. Bugüne kadar Rektör Abdurrahim Alkış hakkında basına yansıyan çok sayıda iddiaya, Sayıştay bulgularına, mahkeme kararlarına, akademik etik dosyalarına ve kamuoyundaki ağır tartışmalara rağmen Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın hiçbir cezai işlem yapmaması da büyük bir skandaldır. YÖK, yalnızca üniversitelerin üst kurulu değil; aynı zamanda akademik etik, liyakat ve yükseköğretim kamu düzeninin koruyucusudur. Bu nedenle YÖK’ün Rektör Abdurrahim ALKIŞ'ın işlediği belgeli skandal suçlarına karşı sessizliği, halkımızda “nasıl olsa Rektördür, her suçu işlese de ona bir şey olmaz” algısını güçlendirmektedir.
Sayıştay raporlarıyla, basın haberleriyle, mahkeme kararlarıyla ve ÜAK’ın doçentlik iptali kararlarıyla ortaya çıkan her yeni belge, Şırnak Üniversitesi’nde yıllardır kurulan düzenin ne kadar sorunlu olduğunu göstermektedir. Buna rağmen skandal Rektör Alkış, kamuoyuna yansıyan her belgeli iddiaya aynı yöntemle cevap vermektedir: Önce inkâr etmekte, sonra haberi yapan gazetecileri ve hukuka başvuran akademisyenleri hedef almakta, ardından da “algı operasyonu”, “montaj”, “itibar suikastı” gibi ifadelerle gerçeğin üzerini örtmeye çalışmaktadır.
Kamuoyuna hastane belgesiyle daha önce yansıdığı üzere skandal Rektör Abdurrahim Alkış'ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine acil girişle sevk edilerek yatışının yapıldığı, Türkiye'nin en üst hastanesi olan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yapılan tetkik ve değerlendirmeler neticesinde Rektör Abdurrahim Alkış'a şizofreni hastalığının ön tanısı olan 'organik olmayan ağır psikoz' tanısı konulduğunu, rektörün ağır derecede ciddi ruh hastalıkları semptomları taşıdığını, Alkış'a hastanede psikotik bozukluk durumlarında (bipolar bozukluk, şizofreni vb.) kullanılan Norodol isimli antipsikotik ilaçla ve yeşil reçeteye tabii olan Akineton ve Ativan isimli ilaçlarla saldırgan davranışlarının engellendiğini, ancak tedavi protokolleri gereği 7 gün boyunca müşahade altında kalması sonrasında hastane tarafından şizofreni hastalığı teşhisi alacakken bu teşhisi almasın ve malulen emekli olmasın diye ailesinin isteği üzerine teşhis ve tedavisinin yarım bırakılarak hastaneden çıkarıldığı basın haberleriyle belgeleriyle ortaya çıkarılmasına rağmen ne YÖK Başkanlığı ne de Şırnak adli makamlar Skandal Rektör Alkış'ın işlediği suçlara ve Rektörlük makamını sürekli kötüye kullandığını belgeleyen suçlarına karşı bugüne kadar hiçbir resen soruşturma başlatmamıştır. Skandal Rektörün bugüne kadar işlediği basın haberleriyle belgeleriyle kamuoyuna yansıyan suçları bir bütün olarak incelendiğinde, skandal Rektör Abdsurrahim ALKIŞ'ın kamu görevinin sağlıklı yürütemediğini, verdiği bütün kararların mahkemeler tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildiği ve Rektörün üniversite yönetiminin karar alma süreçlerinde akli, idari ve hukuki yeterliliği bulunmadığı açıkça görülmektedir.
Rektörlük açıklamalarında sürekli olarak kamuoyuna güven telkin edilmeye çalışılmakta, ancak somut belgeler karşısında ikna edici hiçbir cevap verilmemektedir. Ceren Avcı’nın doçentlik belgesinin ÜAK tarafından iptal edilmiş olması ortadadır. Bu kişinin Rektörlükle ilişkisi, danışmanlık görevi iddiaları, doçentlik kadrosunun akıbeti, maaş ödemeleri, hakkında disiplin soruşturması açılıp açılmadığı ve ÜAK kararının gereğinin tam olarak yerine getirilip getirilmediği açıklığa kavuşturulmalıdır. Rektörlük, “gerçek dışı” demekle yetinemez; belgeye belgeyle cevap vermek zorundadır. Rektör açıklamasında “şeffaflık” vurgusu yapmaktadır. Gerçek şeffaflık, soyut açıklama metinleriyle değil; belgelerin kamuoyuyla paylaşılmasıyla olur. Şeffaflık istiyorlarsa doçentliği iptal edilmesine rağmen doçent kadrosunda tutulan Ceren Avcı’nın danışmanlık kayıtlarını, doçentlik kadrosuna ilişkin tüm işlem dosyasını, geçen sene doçentliği iptal edilmesine rağmen uzun süre doçent kadrosunda tutulan Sedat Çelik dosyasında da ne zaman ne işlem yapıldığını, neden gecikildiğini, hangi disiplin cezasının verildiğini ya da verilmediğini de kamuoyuna açıklaması gerekmektedir. Bugün Şırnak Üniversitesi’nde yaşanan sorun yalnızca Rektör danışmanı Ceren Avcı’nın ve Sedat Çelik'in işledikleri akademik sahtekarlık kapsamındaki etik ihlal suçları nedeniyle doçentlik belgelerinin iptali değildir. Sorun, bu iptal kararlarının arkasında görünen daha büyük tablodur. Bir yanda doçentlik belgeleri etik ihlal gerekçeleriyle iptal edilen ve buna rağmen yönetim tarafından korunduğu iddia edilen isimler; diğer yanda mahkeme kararlarıyla haklılığı tescillenen ama yeniden yeniden cezalandırılarak üniversiteden atılmaya çalışılan mağdur vatansever akademisyenler bulunmaktadır. Oluşan bu vahim tablo, üniversite yönetiminin neyi koruduğunu ve kimi hedef aldığını bütün çıplaklığıyla göstermektedir. Skandal Rektör ALKIŞ eliyle üniversitedeki adalet duygusu tamamen yok edilmiştir.
Rektör Alkış’ın göreve başladığı 2022 yılından bu yana Anayasa’nın eşitlik ve liyakat ilkelerini, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nu ve Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği hükümlerini hiçe sayarak açtığı iddia edilen tüm kadro ilanları geriye dönük olarak mercek altına alınmalıdır. Kişiye özel ilanlarla belirli kişilere alan açılıp açılmadığı, akademik unvanların ve kadroların objektif ölçütlerle mi yoksa sadakat ilişkileriyle mi dağıtıldığı, YÖK ve Cumhurbaşkanlığı tarafından hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde soruşturulmalıdır. Rektör Alkış’ın göreve başladığı 2022 yılından bu yana açılan öğretim üyesi ilanları, atama süreçleri, jüri görevlendirmeleri, ek şartlar, başvuran aday sayıları, atanan kişilerin rektörlükle idari veya kişisel ilişkileri ve sonradan ortaya çıkan etik ihlal dosyaları tek tek araştırılmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, Yükseköğretim Kurulu ve Cumhuriyet savcılıkları Şırnak Üniversitesi dosyasını bütün boyutlarıyla ele almak zorundadır. Şırnak Üniversitesi’nde mahkeme kararlarının nasıl uygulandığı, görev süresi uzatma işlemlerinin hangi ölçütlere göre yapıldığı, disiplin soruşturmalarının kimlere karşı ve hangi amaçla açıldığı, doçentlik iptal kararlarının gereğinin zamanında yerine getirilip getirilmediği ve akademik kadrolara hukuka uygun atama yapılıp yapılmadığı kapsamlı biçimde soruşturulmalıdır. Bu soruşturmalar yapılmadan, Şırnak Üniversitesi’nde akademik liyakat krizinin boyutu anlaşılamaz. Çünkü bugün görünen yalnızca buzdağının üzeridir. Yaptığımız araştırmalar neticesinde; akademik etik ihlal dosyaları hazırlanan ve benzer süreçlerle doçentlik/profesörlük kadrolarında bulunan ve Rektörün yakın ekibi içerisinde bulunan 7 başka isim de bulunmaktadır. Yakında bu kişilerin de işledikleri akademik sahtekarlık suçları belgeleriyle ortaya çıkacaktır.
Bizler, bu üniversitede görev yapan, bilimin namusuna, hukuk devletine, akademik liyakate ve hukuka inanan akademisyenler olarak açıkça söylüyoruz: Şırnak Üniversitesi bir ağır psikolojik sorunları olan skandal bir Rektör Abdurrahim ALKIŞ'ın şahsi iradesine, öfkesine, sadakat beklentisine veya husumetine göre yönetilemez. Bu kurum, Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu üniversitesidir. Bu üniversitenin sahibi ne rektörlük makamıdır ne de ona yakın çevrelerdir. Bu üniversitenin gerçek sahibi, öğrenciler, akademisyenler, idari personel, Şırnak halkı ve vergileriyle bu kurumu yaşatan aziz Türk milletidir.
Yeniçağ Gazetesi’ne bir kez daha teşekkür ediyoruz. Çünkü yapılan belgeli haber, yalnızca bir olayı duyurmaz; susturulanların sesini duyurur, kamu vicdanını harekete geçirir. Şırnak Üniversitesi’nde bugün ihtiyaç duyulan şey tam da budur: Korkmadan, eğilmeden, belgeyle, hukukla ve kamu yararıyla konuşmak. Yeniçağ Gazetesi’nin yaptığı belgeli haberler, yalnızca bir skandalı duyurmakla kalmamış; üniversitede baskı altında tutulan, sesi kesilmeye çalışılan, hakkını mahkemelerde arayan akademisyenlerin de sesi olmuştur. Yeniçağ’ın yaptığı gerçek gazetecilik tam da budur: Güç sahiplerinin açıklamalarını sorgulamadan aktarmak değil, belgelerin peşine düşmek; susturulanların sesini duyurmak; kamu adına hesap sormaktır.
Bizler hukuka inanıyoruz. Mahkeme kararlarına inanıyoruz. Akademik liyakate inanıyoruz. Türk devletinin kurumlarının eninde sonunda bu hukuksuzluk düzenine müdahale edeceğine inanmak istiyoruz. Ancak artık zaman kaybedilmemelidir. Şırnak Üniversitesi’nin yeniden gerçek bir bilim yuvası hâline gelmesi, akademik kadroların liyakatle verilmesi, doçentlik iptali kararlarının derhâl uygulanması, mahkeme kararlarının şeklen değil fiilen yerine getirilmesi ve hukuka aykırı işlemlerin sorumluları hakkında idari ve adli süreçlerin başlatılması ertelenemez bir zorunluluktur.
Bu çağrımız yalnızca kendi hakkımız için değildir. Bu çağrı; öğrencilerimiz, üniversitemiz, Şırnak halkı, Türk yükseköğretimi ve hukuk devleti için yapılmış bir çağrıdır. Sessizlik artık tarafsızlık değil, hukuksuzluğun sürmesine izin vermektir. Şırnak Üniversitesi’nin içine düşürüldüğü bu durum, yalnızca bir yerel üniversitenin skandal meselesi değildir. Bu, Türkiye’de yükseköğretimin itibarı, kamu yönetiminin ciddiyeti, yargı kararlarının bağlayıcılığı ve devletin liyakat ilkesiyle ilgilidir. Cumhurbaşkanlığı da bir kamu üniversitesinin bu kadar ağır suçlarla ve ortaya çıkan skandallarla anılmasına daha fazla sessiz kalmamalıdır. Bugün Şırnak Üniversitesi'nde yaşananlara susanlar, yarın başka üniversitelerde aynı hukuksuzlukların büyümesine zemin hazırlamaktadır. Bugün görmezden gelinen her skandal hukuksuzluk, yarın bir öğrencinin geleceğinden, bir akademisyenin emeğinden, bir kamu kurumunun itibarından çalınan yeni bir bedel olarak karşımıza çıkacaktır. Bu nedenle bu mesele yalnızca bizim meselemiz değildir; bu mesele, adalet duygusunu kaybetmek istemeyen herkesin meselesidir.
Bizler korkmuyoruz. Çünkü haklıyız. Çünkü belgeler konuşuyor. Çünkü mahkeme kararları ortadadır. Çünkü Sayıştay raporları, ÜAK kararları, basına yansıyan belgeler ve yaşanan mağduriyetler artık inkâr edilemeyecek bir hakikati göstermektedir. Şırnak Üniversitesi’nin yeniden hukukla, bilimle, liyakatle ve ahlakla anılan bir kurum hâline gelmesi için mücadelemizi hukuk içinde sürdüreceğiz.
Son sözümüz yüce Türk milletinedir: Bir üniversitede adalet susarsa, bilim de susar; liyakat yok edilirse, gelecek de yok edilir. Biz bu sessizliğe razı değiliz. Şırnak Üniversitesi’nde yaşananların üstü örtülmesin; hakikat karartılmasın; sorumlular Rektörlük makamının koruma zırhlarının arkasına saklanamasın. Devletin namusu olan hukuk işletilsin, milletin emaneti olan üniversite yeniden millete teslim edilsin. Üniversitemiz tekrar hukukla, bilimle ve liyakatle anılan bir kurum hâline getirilsin.