Japonlar adeta afet koleksiyonu yapıyor.
Öyle talihsiz bir coğrafyada yaşıyorlar ki depremden tayfuna, yanardağ patlamasından toprak kaymasına, selden tsunamiye çeşit çeşit felaket gelip buluyor onları.
Başlangıçta bunlarla baş edemedikleri için büyük kayıplar verilmiş.
Ama zamanla bilimin yol göstericiliğinde hareket ederek ciddi önlemler almayı bilmişler.
Aynı şiddette bir deprem gelişmemiş ülkelerde binlerce kişiyi öldürürken Japonya’da minimum kayıplarla atlatılabiliyor.
Diğer felaketler için de aynı şeyleri söylemek mümkün.
Çeşitli kaynaklardan araştırdım, sele karşı şu önlemler alınmış:
-Nehir yataklarının üstüne ya da yakınına binalar ve gecekondular yapılmasına izin vermiyorlar.
-Seçime giderken seçmene imar affı vaadinde bulunmuyorlar.
-Seçimi kazandıklarında verdikleri sözü tutup imar affı çıkarmıyorlar.
-Yeşil alanları artırmaya çalışıyor, yağışta suyun toprak tarafından emilmesine önem veriyorlar.
-Nasıl olsa görülmez, dolayısıyla oyumuzu artırmaz diye altyapı yatırımlarını ihmal etmiyorlar, milyarlarca dolar harcıyorlar.
-Kentlere kanalizasyon şebekesinden ayrı olarak otoban genişliğinde ve metrelerce yükseklikte sel tünelleri yapıyorlar. Çeşitli barikatlarla bu tünellere yönlendirilen sel sularının kentlerin yakınlarındaki nehirlere boşalmasını sağlıyorlar.
***
Çevre kirliliğine bağlı olarak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iklim değişikliği yaşanıyor. Isınan hava buharlaşmayı ve buna bağlı olarak yağışları artırıyor.
Yani önümüzdeki yıllarda son günlerde yaşadığımız sel olaylarının benzerleriyle, hatta daha ağırlarıyla karşılaşmamız sürpriz olmaz.
Japonya örneğinden esinlenerek acilen bir şeyler yapmalıyız.
++++++++++++++++
KAYIP DERELER KENTİ
Son sel felaketi en çok İstanbul ve Kocaeli’yi vurdu ama Ankara’nın durumu da hiç parlak değil.
Ciddi risk altında yaşanıyor.
Oysa Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’da felaketlere yol açmayacak düzenli kentleşmeye çok önem verilmiş, Alman mimar Hermann Jansen’e kent planı hazırlatılmıştı.
Jansen, Ankara’nın yollarını, parklarını, binalarını, iş yerlerini, sanayi kuruluşlarını, ormanlık alanlarını bilimsel bir anlayışla özenle planlamıştı.
Kent içinden geçen 20 derenin değerlendirilerek ulaşımda gondol ve sandalların kullanılmasına bile planında yer vermişti Jansen.
Ne yazık ki o plan ilk yıllarda kısmen uygulansa da sonra bir köşeye konuldu, unutuldu.
***
1950’den sonra hızlanan kırsal kesimden büyük kentlere göç olayı Ankara’nın yapısını biraz daha bozdu, kent gecekondularla doldu, dere yataklarına binalar dikildi.
Söz konusu bozulma karşısında doğanın ilk isyanı 11 Eylül 1957’de oldu.
O gün Ankara büyük bir sel felaketiyle karşılaştı.
12 Eylül 1957 tarihli Hürriyet gazetesinin haberinde, kentin birçok yerini etkileyen selde 165 kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyordu.
Başbakan Adnan Menderes bile aracının içinde bir süre mahsur kalmış, sele kapılmaktan güçlükle kurtulmuştu.
Gençlik Parkı’nın havuzunda turistik amaçla kullanılan sandallar kamyonlara yüklenerek çeşitli semtlere dağıtılmış, suda boğulanların cesetleri bunlarla toplanmıştı.
***
Kentin mimari düzenindeki yozlaşma sonraki yıllarda da devam etti.
Sonuçta hemen her yıl seller yüzünden ölüm ve yaralanma olaylarıyla karşılaşıldı.
***
İstanbul gibi Ankara da derelerin yok edilmesinin, yerlerine binalar dikilmesinin, yağmur sularına akacak yer bırakılmamasının kurbanı.
Ankara’da yok edilen derelerin ismi şimdi ya semt ya mahalle ya cadde ya sokak adı olarak tabelalarda yaşıyor sadece.
Kavaklıdere, Hoşdere, Cevizlidere, Akdere, Bülbülderesi, Bentderesi, Kirazlıdere, incesuderesi bunlar arasında sayılabilir.
***
Ankara’da Kuzgun Caddesi’nde bir apartman dairesinde oturuyorum.
Pencereden dışarı baktığımda gördüğüm boğucu bir beton manzarası.
Fena halde canım sıkılıyor.
Uzun yıllar önce Portakal Çiçeği Vadisi’nden geçen Hoşdere’nin bugün Kuzgun Caddesi olan alanda ilerleyip Meclis bahçesine doğru aktığını öğrenmek daha da artırıyor can sıkıntımı.