Son günlerde Schengen vizesi randevularına ilişkin yeni bir tartışma gündemde. Ticaret Bakanlığı, bot yazılımlar kullanılarak randevu alındığı, bu randevuların daha sonra ücret karşılığında satıldığı ve bazı ödemelerin şahsi IBAN’lar üzerinden tahsil edildiği iddiaları nedeniyle yedi şirket hakkında inceleme başlatıldığını açıkladı.

Aslında bu tartışma uzun süredir vatandaşın gündemindeydi. Aylardır, hatta yıllardır benzer hikâyeler dinliyoruz. Sistemde randevu bulunamıyor. Başvuru ekranları haftalarca dolu görünüyor. Buna karşılık bazı kişi veya şirketlerin belirli ücretler karşılığında kısa sürede randevu bulabildiği konuşuluyor.

İddiaların ne kadarının doğru olduğunu yürütülen incelemeler gösterecek. Ancak bu süreçte gözden kaçırılmaması gereken nokta, meselenin yalnızca vize almakla ilgili olmadığıdır.

Bir vize meselesinden fazlası

Kamuoyunda konu çoğu zaman “randevu bulunamıyor” cümlesiyle özetleniyor. Oysa iddialar doğruysa, burada aynı anda birkaç farklı hukuki alanı ilgilendiren bir tablo ortaya çıkıyor.

Öncelikle ortada bilişim sistemlerine ilişkin bir tartışma var. Çünkü konuşulan şey, insanların manuel olarak yaptığı başvurular değil; açılan randevuların otomatik yazılımlar tarafından takip edilerek çok kısa sürede alınması iddiası. Dijital sistemler üzerinden avantaj elde edildiği yönündeki her iddia, doğal olarak sistem güvenliğini ve denetim mekanizmalarını gündeme getiriyor.

İkinci başlık kişisel veriler.

Vize başvuruları, günlük hayatta paylaştığımız sıradan bilgilerden çok daha fazlasını içeriyor. Pasaport numaraları, kimlik bilgileri, adresler, seyahat planları, banka hesap dökümleri, iş bilgileri ve aile bireylerine ilişkin veriler bu süreçlerde işleniyor. Türkiye’de son dönemde çeşitli mobil uygulamalar veya dijital platformlar üzerinden kişisel verilerin nasıl toplandığı ve işlendiği yoğun şekilde tartışılırken, milyonlarca kişinin verisinin bulunduğu vize ekosisteminin aynı dikkatle incelenmesi gerektiği açıktır.

Üçüncü başlık ise tüketici ve vergi hukuku bakımından ortaya çıkıyor.

Bakanlığın açıklamalarında şahsi IBAN’lar üzerinden ödeme alındığı ve faturasız tahsilat yapıldığı yönündeki iddialara da yer verildi. Eğer bu iddialar doğrulanırsa, mesele yalnızca randevu bulma hizmeti olmaktan çıkar. Vatandaşın kimden hizmet aldığı, ne için ödeme yaptığı, bu ödemenin kayıt altına alınıp alınmadığı ve verilen vaatlerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı gibi sorular da gündeme gelir.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde karşımıza yalnızca bir “vize danışmanlığı” tartışması çıkmıyor. Dijital sistemlerin kullanımı, kişisel veri güvenliği, tüketicinin korunması ve mali denetim başlıklarının kesiştiği daha geniş bir alan ortaya çıkıyor.

Vatandaşın ödediği bedel ve kamu yararı

Bu tartışmanın bu kadar büyümesinin bir nedeni de ekonomik boyutu.

Avrupa Komisyonu verilerine göre Türk vatandaşları yalnızca 2025 yılında Schengen vizesi başvuruları için 114 milyon eurodan fazla ödeme yaptı. Başvuru merkezlerine ödenen hizmet bedelleri de eklendiğinde rakam daha da yükseliyor. Aynı dönemde reddedilen başvurular nedeniyle milyonlarca euro karşılıksız olarak harcanmış durumda.

Dolayısıyla konuşulan konu birkaç kişinin yaşadığı münferit bir mağduriyet değil. Yüz binlerce başvuru sahibini ve yüz milyonlarca euroluk bir ekonomik alanı ilgilendiriyor.

Schengen randevularına ilişkin tartışma bugün artık bir dış politika ya da seyahat özgürlüğü tartışmasının ötesine geçmiş durumda. Kamuoyuna yansıyan iddialar doğru olsun ya da olmasın, ortaya çıkan tablo; dijital sistemlerin denetimi, kişisel verilerin korunması, tüketicinin korunması ve mali şeffaflık bakımından daha sıkı bir incelemeyi gerekli kılıyor.