YENİÇAĞ - Berna CAN / Bunu Konuşalım
Bazı çevreler tarafından dillendirilen Şah dönemi nostaljisi ve dış müdahale destekli rejim değişikliği senaryoları içerisinde size Nobel ödüllü hukukçu Şirin Ebadi’nin tarihi derslerle dolu "İran Uyanıyor" kitabından bahsetmek istiyorum…
Aynı zamanda bir uluslararası ilişkiler mezunu olarak bölge üzerine yaptığım kapsamlı okumalar, dışarıdan dizayn edilen hiçbir değişimin o topraklara huzur getirmediğini kanıtlarken, Ebadi’nin bizzat yaşadığı "devrim pişmanlığı" bugünler için en büyük uyarı niteliğinde karşımızda duruyor.
DEVRİMLERİN ACI DERSİ: EBADİ’NİN PİŞMANLIĞI VE UNUTULAN SORULAR
1979 İslam Devrimi’ne destek veren ancak sonrasında büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Ebadi, kitabında o dönemi şu sarsıcı cümlelerle özetliyor: "Bizler özgürlük istiyorduk ama özgürlüğü getireceğini sandığımız kişilerin özgürlükten ne anladığını sormayı unuttuk."
Ebadi, entelektüel İranlıların Ayetullah Humeyni'nin radikal fikirlerini içeren "Velayat-e Faqih" (İslam Hükümeti) kitabını o dönemde okumadıklarını ve bunun büyük bir hata olduğunu vurgular. "Eğer o kitapları okusaydık, neyin gelmekte olduğunu anlardık" diyerek sarsıcı bir özeleştiri yapar.

Bugün ABD ve İsrail’in askeri gücüyle İran’da bir rejim değişikliği hayal edenler, Ebadi’nin bu uyarısını kulak ardı ediyor. "Bir gecede yargıçlıktan sekreterliğe düşürüldüm; devrim kendi kadınlarını ilk kurban olarak seçmişti" diyen Ebadi, askeri zorlamayla gelen değişimlerin nasıl kendi çocuklarını yediğini en acı şekilde tecrübe etmişti.
ENERJİ SAVAŞLARI VE EMPERYALİST "PETROL" STRATEJİSİ
Bugün İran üzerinde kurgulanan senaryolar, aslında 20. yüzyılın başından bu yana süregelen "enerji kaynaklarına hükmetme" arzusunun güncellenmiş bir versiyonudur. Ortadoğu üzerine yaptığım akademik okumalar, emperyalist politikaların bölgedeki ana yakıtının hiçbir zaman "demokrasi" değil, her zaman "petrol" olduğunu da teyit etmektedir.
1953: Petrolün millileştirilmesi ve ilk müdahale
Tarihin tekerrür ettiği ilk büyük kırılma noktası, 1953'teki Ajax Operasyonu’dur. İran’ın demokratik yollarla seçilmiş Başbakanı Muhammed Musaddık, petrol kaynaklarını millileştirmeye karar verdiğinde, Batı’nın "demokrasi" söylemi yerini darbe planlarına bıraktı. ABD (CIA) ve İngiltere (MI6) ortaklığıyla gerçekleştirilen bu darbe, halkın iradesini yok sayarak petrol akışını güvence altına almayı hedefledi.
1979: Fransa ve ABD'nin "Sessiz" desteği
1970'lerin sonunda Şah'ın petrol fiyatları üzerindeki sert tutumu ve bölgede bağımsız bir güç olma hırsı, Batı'da değişim ihtiyacını doğurdu.
Fransa’nın Güvenli Limanı: Ayetullah Humeyni, devrimi Paris yakınlarındaki Neauphle-le-Château kasabasından yönetirken Fransız hükümetinden lojistik ve basın desteği gördü.
ABD ve Guadeloupe Konferansı: 1979 başında ABD, İngiltere, Fransa ve Batı Almanya liderleri, Şah’ın arkasında durmama kararı alarak "yeni bir düzen" arayışına girdi. Emperyalist odakların bu hamlesi, o dönemde petrol arzını kontrol altında tutma stratejisinin bir parçasıydı.
DIŞ MÜDAHALE VE ‘PAKETLENMİŞ DEMOKRASİ’ ÇIKMAZI
Ortadoğu’daki karne; kan ve gözyaşından ibarettir. Şirin Ebadi, demokrasinin dışarıdan ithal edilemeyeceğini şu sözlerle vurgular: "Demokrasi, bir ülkeye dışarıdan paketlenip getirilebilecek bir hediye değildir; o toprağın içinde, o halkın iradesiyle büyümelidir."
Irak, Suriye ve Libya örnekleri hala tazeyken, İran’da yapılacak bir "yukarıdan aşağıya" değişim operasyonu, sadece yeni bir istikrarsızlık kapısını aralayacaktır. ABD destekli bir monarşi ya da yönetim değişikliği, Ebadi’nin de belirttiği gibi halkın gerçek iradesini yansıtmaktan uzak kalmaya mahkumdur.
HALKIN İRADESİ Mİ YOKSA DIŞ KURGU MU?
Savaşın üçüncü gününde Tahran sokaklarında yükselen sesler bir sistem değişikliği arzusunu da yansıtmamaktadır. Bu değişimin yabancı bir ordunun postalları altında gelmesi meşruiyet krizini de beraberinde getirecektir.
Ebadi, "İran uyanmalı ama bu uyanış kendi içimizden gelmeli" derken, dış müdahalelerin sadece baskıcı yapıları konsolide ettiğine işaret eder. Bir uluslararası ilişkiler mezunu olarak vurgulamalıyım ki; 1953'te Musaddık'ı deviren, 1979'da Şah'tan vazgeçen irade; bugün de İran halkının özgürlüğünü değil, küresel enerji piyasalarındaki hegemonyasını koruma derdindedir.
ATATÜRK’ÜN İRAN VİZYONU TÜRKİYE’NİN KONUMU OLMALI
Bugün bölgede yükselen tansiyon ve emperyalist müdahale iştahı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Ortadoğu ve İran üzerine kurduğu barışçı dış politika vizyonunun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatırken Türkiye’nin dış politikada çizmesi gereken rotayı da gözler önüne seriyor..
Atatürk, 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi’yi Ankara’da ağırlarken "Türkiye Cumhuriyeti bu hakikati tamamen idrak ederek İran dostluğunu, siyasetinin en esaslı umdelerinden biri haline getirmiştir... Kardeş İran milletinin refah ve saadeti, Türkiye’nin de refah ve saadetidir." sözleri konum ve konuya yeterli açıklığı veriyor.
Kaynaklar: * Ebadi, Ş. (2006). İran Uyanıyor.
- Kinzer, S. (2003). Şah'ın Bütün Adamları: Bir Amerikan Darbesi ve Ortadoğu'da Terörün Kökleri.
- BBC News (2016). Two Weeks in January: America's secret engagement with Khomeini.