Bugün böyle bir yazı yazıyor olduğum için üzgünüm.

Dündeki o muhteşem insanların bugünkü torunları nasıl oldu da bu kadar sıra dışı…

Bu kadar kendilerini ve yaptıkları işleri önemsemez…

‘İdare eder’ anlayışına sarılan…

Bencil, kendilerini beğenmiş ve egolu…

Ve insanlara tepeden bakan, bir anlayışa nasıl sahip çıkar olundu anlamak zor.

Üstlenilen makamın kendisine verdiği özgüvenle sarhoşluğu ile bir öğretmeni nasıl olur da bakanlığa şikâyet eder!

Ne var ki o yıllarda yetkileri olduğu halde makamın ağırlığıyla doğrudan en üst makama şikâyet etmesi ne büyük bir acizlik ve ego tatminsizliği olduğunu düşünüyorum.

50 yıl önce de aynısını düşünüyordum, 50 yıl sonra bugün de aynısını düşünüyorum.

Belki abarttığım düşünülebilir ama öyle düşünüyorum.

*

Konu şu efendim:

Cumhuriyetin ilk yıllarında, bir Kastamonu Valisi, kendisini gördüğünde ayağa kalkmakta geciken (Kalkmayan değil, geciken) öğretmeni bakanlığa şikâyet edince durumu Atatürk’e intikal eder.

Atatürk durumu öğrenir öğrenmez:

“Hemen o valiyi görevden alın. Memlekette yapılacak bunca iş varken bir öğretmenle uğraşan vali ile bir yere varılamaz!” der.

Ne dersiniz?

Bana sorarsanız ben o günün lideriyle bugünküleri asla kıyaslayamam.

Bu rakamları alanlar

o rakamları alanları görür mü hiç!..

Geçenlerde haberi Halk TV’de izlemiştim.

Milletvekili…

Emekli millet vekili…

Hem milletvekili hem de emekli milletvekili maaşlarıyla normal emeklilerin ve asgari ücretlilere ödenen maaşlar kıyaslama yapılınca sahiden dudak uçuklatıyor.

Milletvekili maaşı : 279.196,- TL.

Emekli vekil maaşı : 177.658,- TL.

M.vekili ve emek. Maaş : 450.000,- TL.

Emekli Maaşı : 18.938,- TL.

Asgari Ücret : 28.075,- TL.

*

Doğrusu haberi sunan ya da haberi metinleştirenler çok güzel bir ifade yakalamışlar.

Nedir o?

“Açlıklarıyla sizi doyuran, çıplaklıklarıyla sizi giydiren bu millete koskocaman bir teşekkür borcunuz var!” demişler.

Kime diyor bunu?

Elbette günümüz iktidarına!

Haksız da sayılmazlar hani.

Düşünsenize, en çok dolaylı ve dolaysız vergiler onlardan alınıyor.

O insanlara daha bir insan yanıyla bakılsa, onların da insanca yaşamlarına katkı sunulsa diyorum.

Daha ne diyeyim ki!

Ümit Özdağ’ın Yusuf Tekin’e ‘Sen kimsin?” sorusu

Ümit Özdağ, zamanında öğrencisi olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e söyledikleri ilk bakışta hazmedilir gibi değil.

Böyle olunca da “o sözü söyleyende mi yanlışlık, yoksa söyletende mi?” diye de bir soru aklıma gelmiyor değil.

Peki Ümit Özdağ ne demişti Yusuf Tekin’e?

“Yusuf Tekin, Sen hangi milletin, hangi toplumun, tarikatların ürünüsün. İstiklal harbinin önderi Cumhuriyetin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e olan öfkenin

Nefretinin…

Kinin altında ne var?

Bunu söyle de rahatla ve Türk Milleti de bilsin. Atatürk’e olan sorununun ne olduğunu, doktorada senin kâğıdını verdiğinde keşke daha iyi okusaydım da seni sınıfta bıraksaydım. En büyük hatam hoca olarak benden geçmiş olması” imiş.

*

Ayrıca söyleyeyim Özdağ aynı zamanda milyonlarca insanın hislerine tercüman olmuş.

Sayın Tekin buna bir cevap vermiş mi?

Ben duymadım.

Vereceğini de sanmıyor.