İran Devrimi’nin üzerinden 47 yıl geçmiş.
1979’da Şah’ın devrilip de Humeyni’nin gelmesiyle birlikte İran halkı, -gelmesini çok istedikleri rejimi karşılarlarken- hiç olmadığı kadar coşkulu görünüyorlardı.
*
Humeyni’nin İran’a gelişindeki ve Şah’a olan nefretlerinin fotoğraflara yansıyan İran halkının coşkusu…
İran’da bir dönemin kapanıp yeni -ve deneyimleyip görülecek olan- bir dönemin başlangıcı, dünyaya servis ediliyordu.
*
Devrimden yaklaşık 30 yıl sonra 2007 ve 2008’lerde seminer için ki kere gittiğim ve 10’ar gün kaldığım Tahran’da coşkunun yerini bir belirsizliğin bir tedirginliğin aldığı ve ahlak polislerinin -özellikle kadınlar üzerinde- açıkça gösterdiği baskısı gözle görülebiliyordu.
*
Gerek Tahran’da kaldığımız İstiklal Oteli’ndeki tanıştıklarımızla gerekse sokakta sıradan vatandaşlarla kurulandiyaloglarda, o gün itibariyle 28-29 yıllık olan rejimden umut bekleyenlerin umutsuzlukları…
İran’ın mutsuzluğu -ayrıca anlatılardan ve yüzlerden- anlaşılabiliyor hatta görülebiliyordu.
Ancak onlar;
Türkiye’de yaşananların da kendilerine benzer bir durum olarak gördüklerini… Türkiye’nin atacağı adımları iyi düşünmeleri gerektiğini…
Atatürk’ün kurduğu Türkiye, İslam dünyası için iyi bir rol model Devlet olduğu…
Son pişmanlığın fayda etmeyeceği yönündeki söylemleri, inanın hâlâ kulaklarımda.
Konuyla ilgili o günkü paylaşımları o yıllarda yazdığım bir yerel gazete olan ‘Hürbakış’ gazetesinde…
Daha sonra on bir yıl yazdığım Günboyu gazetesinde de zaman zaman kaleme almıştım.
*
Elbette böyle durumlardan…
Sosyal…
Kültürel…
Tarih…
İlim…
Bilim yönünden iz bırakmış İran gibi ülkelerde yaşanan iç karışıklıklarda, hiç kuşku yok ki dış güçlerin de parmağı var.
Çünkü işin sonunda pay alınacaktır.
Tıpkı ABD, girdiği bütün ülkelerden çıkarken aldığı veya kendisiyle anlaşmak zorunda bıraktığı ülkelerin peşini bırakmadıkları gibi.
*
Demem o ki ABD…
İngiltere…
Avrupa’nın Fransa’sı…
Almanya’sı…
Hollanda’sı…
Avusturya’sı.
Velhasıl nesi varsa. önce şirin (güya dost) görünüp arkasından da alacağını almadan oralardan çıkmazlar, çıksalar bile zıttın sene alacağını unutmazlar.
*
Bendeniz yetmiş yaşını aşmış bir okur-yazar olarak, defalarca yazdığım gibi;
“Ülkeler arasında dostluk yok, çıkar vardır”.
Karşılıklı olarak çıkarlar karşılanıyorsa, o ülkelerle yapılan ilişkiler -aksi yaşanacak olan herhangi bir olay ortaya çıkana kadar- normal seyrinde devam eder.
*
Ve İran, geçmişi…
Tarihi…
Kültür ve medeniyetiyle tam bir ‘Devlet’ olarak içinde bulunan değerleriyle kendi sorunlarını çözebilecek durumda olsa da elli yıla yakın bir süre İran’da mevcut rejimin sürdürdüğü baskı, sanırım S.O.S. vermeye başlamış olmalı.
Ancak ne var ki; hangi rejim olursa olsun orada ‘Korku’ besleniyorsa, o korku volkanının -er ya da geç- önce kıvılcımları sonra da lavları o ülkenin her tarafına yayılacaktır.
Yayılacaktır, çünkü ‘Korku ve baskının’ olduğu hiçbir rejim uzun süre devam etmemiştir, edemez de!
*
“Korku da bir yere kadar etkili olur” anlayacağınız!
Sonrası -içinde bilinirliği taşısa da- daha çok bilinmezliklerle doludur.