“Artık bülbül ötmüyor
Gül dolu pencerede
Yalnız hatıran kaldı ah
Boş kalan çerçevede”
Boş çerçeve adlı şarkının bu unutulmaz dizeleri, derin bir boşluk duygusunu anlatır.
Ortada bir çerçeve vardır ama içi boştur. Resmi çekilip alınmış, geriye boş çerçevenin soğukluğu kalmıştır…
Aşkta ve sanatta hüzünlü bir imge olan bu boş çerçeve, ne yazık ki bugün Türk parlamentosunun ve yasama tekniğinin temel felsefesi haline gelmiş durumda.
Meclis'te yaşanan son tablo da bu şarkıyı hatırlatıyor.
Öyle ya, İmralı açılımın hukuki alt yapısı olarak çıkarılması beklenen çerçeve yasa, bambaşka bir boşluğu gözler önüne seriyor. İçeriğini Öcalan’ın bildiği ama milletvekillerinin önüne gelmeyen bir çerçeve yasa, iktidar partisi milletvekillerinin imzasına açıldı…
Muhalefete bilgilendirme ise telefonla…
Şarkıda hiç değilse "Yalnız hatıran kaldı" diye geçmişe dönük bir anlam aranıyordu. İçeriği görülmeden imzalatılan bu çerçeve yasadan geriye ise ne bir yasama ciddiyeti ne de milli iradenin ağırlığı kalıyor…
Ve korkarım ki, geriye kalmayacak olan şey bunlarla sınırlı değil…
Dikkat edin; terörist başı Öcalan, yeni açılımı cumhuriyetin kuruluşu ile bir tuttuğu çerçeve yasa ile ilgili mesajında, "Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır." dedi.
Garip değil mi?
Terörsüz Türkiye sürecinde şu anda olan şey, PKK’nın silah bırakması için adına çerçeve yasa denilen örtülü affın Meclis’e gelmesi. Yani “Demokratik adım” olarak pazarlanabilecek bir şey yok çerçeve yasada.
Peki o zaman Öcalan, basına yansıyan içeriğine göre PKK’lı teröristlere özel örtülü af ve güvenceden ibaret olan çerçeve yasaya neden demokratik cumhuriyete kapı aralama anlamını yükledi?
Çok açık ki, gelecekten haber veriyor terörist başı…
Zaten Öcalan'ın, PKK’nın sözde yönetiminin ve DEM Partililerin çerçeve yasa için aynı zamanda kök yasa ifadesini kullanması da sürecin geleceğinin ve ucunun nereye çıkarılacağının sinyali…
Sürecin ajandasını aktarayım; Ekim’den sonra Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu’na açılım dokunuşları yapılacak. Üçüncü adım ise, anayasa değişikliği ya da yapılabilirse yeni anayasa ile İmralı açılımının anayasaya taşınması olarak planlanıyor.
Yol haritası bu şekilde oluşturuldu. Terörist başı Öcalan’ın, söz konusu ifadesi de kendisi ile yapılan pazarlıkların, verilen sözlerin etkisinin bir sonucu…
Peki yaşanan süreç demokratik cumhuriyete kapı aralamak mı?
Demokratik cumhuriyet ambalajıyla Lübnan modeline, konfesyonist cumhuriyete kapı aralanıyor.
Mezhepsel, etnik ve kimliksel kotalara dayalı, devlet çarkının sürekli tıkandığı, ulusal aidiyetin yerini mikro milliyetçiliklerin ve cemaat yapılanmalarının aldığı bir sistem inşa ediliyor…
Görünürde toplumsal barış vaadiyle ambalajlanan bu süreç, özünde cumhuriyetin yurttaşlık hukukunu tasfiye edip yerine etnik pazarlık masalarını getirecek.
Terörist başının “Demokratik Cumhuriyet” dediği şey, aslında Türk milletinin egemenlik hakkının parçalanması ve ulus devlet, üniter yapının esnetilerek konsorsiyum yönetimine dönüştürülmesidir.
O boş çerçeve ise bu tehlikeli dönüşümün sadece ilk hamlesi.
Vekillerin detayını bilmeden attığı her imza, yarın TCK ve TMK’da yapılacak esnetmelere; o esnetmeler ise anayasa masasındaki pazarlıklara meşruiyet zemini hazırlayacak.
Halka “Barış, kardeşlik, Terörsüz Türkiye” diye sunulan şey, devletin niteliklerinin sessiz sedasız değiştirilmesi girişimidir.
İmzaya açılan ama içi saklanan o yasa metni, sadece bir yasama ayıbı olarak kalmayacak; ileride cumhuriyetin temel kolonlarını sarsacak bir kök yasa virüsü olarak sistemin içine yerleşecek.