Ülkücü Hareketin tarihini anlatan 9 ciltlik “Ülkücü Hareket” ve 3 ciltlik “Muhsin Yazıcıoğlu” külliyatının yazarı, Hakkı Öznur; Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu’nun bir yayında söylediği, bundan 34 yıl önce meydana gelen ayrışma ve MÇP’den istifalarla ilgili “Yazıcıoğlu ve arkadaşlarınınki siyasi sapmadır.”, “Milliyetçilikten sapmışlardır.” ithamlarına tarihi bir cevap vermiştir.

Azmi Karamahmutoğlu’nun bu sözleri hem Milliyetçi, Ülkücü camiada hem de mensubu olduğu Zafer Partisinde tepki çekmiş, hoş karşılanmamış ve doğru bulunmamıştır.

BBP Kurucu Liderinin dava arkadaşı Hakkı Öznur, yazılı bir açıklama yaparak Azmi Karamahmutoğlu’nun ithamlarına yazılı bir şekilde cevap verdi.

Öznur cevabında, “Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi yaşamında asla ‘siyasi sapma’ yoktur. Fikri ve siyasi sapmalarla daima mücadele etmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkücü Harekete, Ülkücü misyona, Ülkücü ilke ve değerlere şehadetine kadar sahip çıkmıştır.” demiştir.

Muhsin başkanın çizgisinde “Ne siyasi sapma” vardır ne de siyasi kırıklık - Resim : 1

Açıklamasında: “Muhsin Yazıcıoğlu’nun 40 yıllık siyasi çizgisinde ne sapma vardır ne de kırıklık. Her zaman Türk Milliyetçiliği ülküsüne ve Türk Milliyetçiliği hareketine bağlı kalmış, Türk-İslam Ülküsünden asla taviz vermemiştir.” demiştir.

Hakkı Öznur, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ülkücülük ve Türk Milliyetçiliği ile ilgili sözlerinden örnekler vermiştir.

Öznur, “‘Siyasal sapmadan’ söz eden Azmi Karamahmutoğlu önce kendi siyasi sapmalarından, parti değiştirmelerinden ve değişimlerinden söz etmeli ve kendini sorgulamalıdır. Siyasi sapmanın en dik alasını kendisi bizatihi yapmıştır.” demiştir.

Muhsin başkanın çizgisinde “Ne siyasi sapma” vardır ne de siyasi kırıklık - Resim : 2

Öznur; Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ Hoca ile Hamamönü’nde İstasyon Kitabevi’nde tesadüfen karşılaşmalarını anlatırken Azmi Karamahmutoğlu’nun sözlerinden camia olarak duydukları rahatsızlığı Özdağ’a ilettiğini, Özdağ’ın da kendisine “hak verdiğini” açıklamasında anlatmıştır.

Ümit Özdağ Hoca ile aralarında geçen ve birçok kişinin de şahit olduğu o görüşmede Ümit Özdağ’ın söylediği sözleri de açıklamasında aynen yazmıştır.

Bu karşılaşmanın ardından Zafer Partisi Genel Başkanı, Zafer Partisi yöneticileri ile Muhsin Başkan’ın kabrini ziyaret edip dua etmişlerdir. Bugüne kadar Muhsin Yazıcıoğlu’nun kabrini ziyaret etmeyen tek kişi AKP Genel Başkanı Erdoğan’dır.

Hakkı Öznur’un açıklamasının tam metni:

“SİYASAL SAPMA” YOK; ÜLKÜCÜ İLKE VE DEĞERLERE, DAVAYA VE HAREKETE SAHİP ÇIKMA VAR!

Geçtiğimiz çarşamba günü ikindi vaktinde, Hamamönü'ndeki İstasyon Kitabevi'nde Muhsin Başkan sevdalısı kardeşlerimizle orada buluşup çay içmek için sözleşmiştik. İstasyon Kitabevi'ni işleten Alperen gençlerimizden Mehmet Can Aksu da yanımızdaydı. Sohbet sırasında Mehmet Aksu kardeşimiz, "Hakkı Başkanım, Ümit Özdağ Hoca kalabalık bir grupla bizim buraya geliyor." dedi.

Baktım; Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, yanında Zafer Partisi Genel Merkez yöneticileri ve Zafer Partisi Ankara İl Başkanı olan Avukat kardeşimiz Alperen Akbaş ile oturduğumuz kitabevine geldiler.

Muhsin başkanın çizgisinde “Ne siyasi sapma” vardır ne de siyasi kırıklık - Resim : 3

Hoca ile selamlaştık, kısa bir hasbihal yaptık. "Partilerinin Altındağ ilçe binasının açılışından sonra Hacettepe ve Hamamönü bölgesinde esnaf ziyaretinde bulunduklarını, esnafı ziyaret ederek dertlerini dinlediklerini; buradaki İstasyon Kitabevi tabelasını görünce arkadaşlara 'Bir uğrayalım, kitapçı kardeşimize ve burada oturanlara selam verelim' dediklerini" ifade etti.

Prof. Dr. Ümit Özdağ Hocayla 22 yıl önce tanıştık. Tabii daha evvel kendisini ASAM Başkanlığı yaptığı dönemde Milliyetçi akademisyen olarak biliyorum. Kendisi bildiğim kadarıyla ASAM'ın 2004 senesine kadar başkanlığını ve yönetim kurulu başkanlığını yürüttü. 2003 yılında "Cahşların Savaşı" kitabım yeni çıkmıştı. Büyük ilgi ve alaka görmüştü. Dış politika, milli güvenlik, bölücülük vb. konular üzerine çalışan, kitaplar yazan biri olarak Ümit Hoca "Cahşların Savaşı" kitabımı almış ve okumuş. Bunu, 2004 yılındaki yüz yüze ilk tanışmamızda ifade etmişti.

Ümit Hoca ile Türkiye'nin "milli güvenliği" başta olmak üzere Orta Doğu ve bölücü hareketler üzerine konuşmuştuk. Çok verimli, samimi bir sohbet yapmıştık. Ümit Hoca ile bazı konularda fikir ayrılığımız olsa da çok fazla görüşmesek de bir hukukumuz vardır.

7 Aralık 2024 günü Ankara'da yapılan, 9 ciltlik Ülkücü Hareket kitabımın tanıtım toplantısına birçok siyasi parti genel başkanı gibi Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ Hoca da arkadaşlarıyla katılmıştı. Ülkücü Hareket kitabının tanıtım toplantısına ilgi ve alaka büyük olmuştu. Tek kelimeyle muhteşemdi.

Ümit Özdağ Hocanın rahmetli babası, milliyetçi büyüklerimizden Hukukçu Muzaffer Özdağ ağabeyimiz ile yıllar önce "Ülkücü Hareket" üzerine röportaj yapmıştım. Kendisi ile 1965-1969 yılları arasında görev yaptığı CKMP / MHP ile ilgili konuşmuştuk. Muzaffer Özdağ, CKMP Başkanlık Divanında yer almış ve hizmet etmiş bir büyüğümüzdür. Kendisi görev yaptığı dönemle ilgili çok değerli bilgiler vermişti.

Prof. Dr. Ümit Özdağ Hoca İstasyon Kitabevi'nde bir süre kitapları inceledi. Bazı kitap ve dergilere baktıktan sonra Mehmet Can Aksu kardeşimiz Ümit Özdağ Hoca'ya, "Vaktiniz varsa bir çayımızı için Hocam." dedi. O da kabul ettikten sonra bir köşede hep beraber oturduk.

Muhsin başkanın çizgisinde “Ne siyasi sapma” vardır ne de siyasi kırıklık - Resim : 4

ZAFER PARTİSİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ HOCA’YA BAZI ELEŞTİRİLERİMİ İLETTİM

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ Hocanın yanında partisinin Genel Merkez yöneticileri ile Ankara İl Başkanı Avukat Alperen Akbaş ve parti mensupları vardı. Burada çaylar içilirken ben Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ'a, "Sayın Genel Başkan, bir konuda sitemlerimi ve eleştirilerimi iletmek istiyorum." dedim. O da "Buyur Hakkı Bey." dedi.

1. Partinizin sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı olan Azmi Karamahmutoğlu'nun katıldığı bir yayın programında şehit liderimiz ile ilgili söylediği sözler doğru değildir.

2. 34 yıl önce yaşanan hadiseleri bugün gündeme getirmesi ve doğru olmayan bir şekilde anlatması kabul edilemez.

3. Azmi Başkan, Muhsin Başkan ve süreç ile ilgili doğru olmayan yorumlar yapacağına partisinin reklamını, propagandasını yapsaydı. Partisinin görüşlerini yayını izleyenlerle paylaşsaydı. Buna kimse itiraz etmez. Yapması gereken de kendi partisiyle ilgili konuşmak, partisinin ülke gündemine dair görüşlerini ifade etmektir.

4. İki milyon insanın hüsnüşehadet ettiği; tekbirlerle, dualarla sonsuzluğun Sahibine uğurladığı; küresel bir suikastla şehit edilen; ömrünü aziz Türk milletine ve Ülkücü harekete vakfetmiş model bir şahsiyet olan tavizsiz Türk milliyetçisi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve 92 ayrışması ile ilgili söylediği "siyasal sapma", "milliyetçilikten saptılar" eleştirisi doğru bir yaklaşım değil; tamamen yanlış ve sübjektif bir bakış açısıdır.

Beni sabırla ve nezaketle dinleyen Ümit Özdağ Hoca, sitemlerime ve eleştirilerime hak vererek konuşmamızı dinleyen Zafer Partisi mensuplarının ve Ankara İl Başkanı Alperen Akbaş'ın yanında şöyle dedi:

"Hakkı Başkan, yüzde yüz haklısın, doğru söylüyorsun. Azmi Başkan hassas konulara girmemeliydi. Bir kere 34 yıl önce yaşanan ayrışmaları, tartışmaları ve süreçleri bugüne taşımanın, konuşmanın ne manası var? Kimseye faydası yok. Anahtar Parti ile, Yavuz Ağıralioğlu ile ilgili eleştirilerini söyle; Muhsin Başkan'ı ne karıştırıyorsun? Gereksiz sözler.

Muhsin başkanın çizgisinde “Ne siyasi sapma” vardır ne de siyasi kırıklık - Resim : 5

Gün, milliyetçilerin birlik ve beraberlik günüdür. Milliyetçiler bir araya gelmeli, bir milli ittifak oluşturup Mecliste Türk milliyetçileri güçlü bir şekilde yer almalı ve grup kurmalıdır. Türkiye’nin milli güvenliği açısından Türk milliyetçileri kesinlikle Mecliste olmalı, Mecliste bölücülere ve bölücülüğe izin vermemelidir. Onun için herkes üzerine düşeni yapmalı, yapacaklarına inanıyorum. Bu yüzden herkes aklıselim, sağduyulu ve itidalli davranmalı; birliğimize ve beraberliğimize zarar verecek söylemlerde bulunmamalı, geçmişle ilgili birliğe zarar verecek ifadeler kullanmamalıdır. Cumartesi günü Türkiye’nin geleceği için 5 parti bir araya geleceğiz. Atatürkçülerin, milliyetçilerin ve tüm vatanseverlerin Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri etrafında birleşmesi gerekir; üniter devlet yapısını ve laik Cumhuriyet’i korumak adına tüm kadrolar açık bir birlik ve iş birliği yapmalı."

Bu konuşmanın şahidi, bizim arkadaşlarımızla beraber geçmişte Alperen Ocakları Genel Merkezinde görev yapmış, şimdi Zafer Partisi İl Başkanı olan değerli kardeşim ve yakından tanıdığım Alperen Akbaş'tır. Alperen kardeşimiz, "Hakkı Başkanım, Allah razı olsun sizden. Sözlerinize katılıyorum, doğru söylüyorsunuz." dedi.

MUHSİN BAŞKAN ÇİZGİSİNDEN ASLA SAPMAMIŞTIR; “SİYASAL SAPMA”LARA KARŞI ÇIKMIŞ, MÜCADELE ETMİŞ, ÜLKÜCÜ İLKE VE DEĞERLERE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKMIŞTIR

Azmi Karamahmutoğlu o katıldığı programda şunları söylemiştir:
“Naz Hanım, bu programa sığmayacak kadar önceki 1992 yılında Alparslan Türkeş'in genel başkanlığındaki Milliyetçi Çalışma Partisi'nde yaşanan, Muhsin Yazıcıoğlu önderliğindeki ayrılığı bir konuşmak gerekiyor. Bu gidiş daha öz bir Türk milliyetçisi, daha öz bir ülkücü olma adına yapılmış bir şey değildi. Bu bir siyasal sapmaydı. O kopuş, ayrılma bir siyasal sapmaydı.”

Davaya, hareketimize ve şanlı tarihimize sahip çıkan; 12 Eylül öncesi ÜOD ve ÜGD Genel Başkanlığı yapmış Ülkücü gençliğin lideri; 12 Eylül sonrası tutuklanmış, işkenceler görmüş, 4 kez idamla yargılanmış, hayatının 10 yılı zindanlarda geçmiş, 5,5 yıl tek başına hücrede kalmış, inandığı ülküsü yolunda Keş Dağları'nda şehit düşmüş bir lideri "siyasal sapma" ile itham etmek hem doğru değil hem de şehit bir lidere yapılan bir saygısızlıktır.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun kırk yıllık siyasi yaşamında, siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. İstikameti-kıblesi dosdoğru bir dava adamıdır. Siyasi yaşamında da “siyasi sapma” hiç yoktur. Siyasi sapmalara karşı çıkmış ve mücadele etmiştir. Ülkücü ilke ve değerlere hep bağlı kalmış, ülkücü çizgiyi ve duruşu şehadetine kadar korumuştur.

Ülkücü çizgisinden asla sapmamış ve taviz vermemiştir. Hep dik durdu, düz yaşadı. Hayat çizgisinde kırıklık yok. Çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı.

Muhsin Yazıcıoğlu, küresel güçler tarafından şehit edilmiş büyük bir Türk milliyetçisi ve büyük bir liderdir. Hayatını Türk milliyetçiliği ülküsüne adamış, bu inandığı hak yolda şehit olmuş bir siyaset ve devlet adamıdır.

İstiklal Marşı âşığı olan, milletini ve devletini “aşk” derecesinde seven İ’lâ-yı Kelimetullah ve Nizam-ı Âlem davasının yılmaz savunucusu Muhsin Yazıcıoğlu hep şunları söylemiştir:

"Kendimi bildim bileli Ülkücüyüm, Türk milliyetçisiyim. Ben ve arkadaşlarım Ülkücü yolda yürümeye, Türk milliyetçiliği ülküsüne, aziz Türk milletine ve Ülkücü harekete hizmet etmeye devam edeceğiz. Bizim yolumuz Ülkücü şehitlerin yoludur. Şehitlerimizin yolunda ve izinde Ülkücü mücadelemizi sürdüreceğiz, sistemle olan mücadelemiz devam edecektir.

Benim hayatımda hiçbir karanlık nokta olmadı. Hiç kimsenin çantasında beni tehdit edecek bir tek belge, bir tek bilgi bulunamaz! İç odak, dış odak tanımam; baskıya, dayatmaya, zulme boyun eğmem. Siyasi yaşamım emperyalizmle, bölücülükle, bölücülerle, darbecilerle, cuntacılarla, egemen güçlerle, çıkar çevreleriyle, zalimlerle, zulmedenlerle, mafyayla, çetelerle, hırsızlarla mücadeleyle geçmiştir."

HAREKETİMİZİN YAYIN ORGANLARINDA “MİLLİYETÇİLİK ŞİRKTİR” YAZILI TEK BİR MAKALE VE AÇIKLAMA ASLA YAYINLANMAMIŞTIR

Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları Anadolu’yu karış karış gezerken, seslerini duyuracak siyasi haftalık gazeteleri “Yeni Hafta”yı (3 Ağustos 1992), kısa bir süre sonra da Alperen Gençlik hareketinin sesi Nizam-ı Âlem dergisini (1 Ekim 1992) çıkardılar. 14 Kasım 1994 yılında günlük olarak yayınlanan, 31 Aralık 1999’a kadar çıkan günlük “Gündüz” gazetesini çıkardılar. BBP hareketinin yayın organlarında hiçbir zaman “Milliyetçilik Şirktir” diye bir makale ve açıklama asla yayınlanmamıştır. Böyle bir yazı bizim dünya görüşümüze aykırıdır. O yüzden, bizim yayın organlarımızda Türk Milliyetçiliğine düşman hiçbir yazı ve haber asla yayınlanmaz. Bu kendimizi inkâr olur.

1992-2000 arası yayınlanan haftalık “Yeni Hafta”, ardından “Gündüz” gazetesi, devamında “Muhalif” ve “Gelecek” (2000-2003) gazete ve dergilerimizi çıkartan isimler, vefat eden iki arkadaşımız hariç hepsi yaşıyor. Yeni Hafta ve Gündüz gazetelerimizin genel yayın yönetmenliğini yapan Ahmet Arslan, haber müdürlüğünü yapan rahmetli Hamdi Kılıç kardeşimiz; yine Gündüz gazetemizin genel yayın yönetmenliğini yapmış olan Servet Avcı, Hayati Tek; haber müdürlüğünü yapmış olan rahmetli kardeşimiz Aziz Bal; gazetenin haber merkezinde çalışan rahmetli Serhan Altıparmak kardeşimiz, Murat Dereli, Hasan Öymez gibi gazete ve dergilerimizi çıkartan arkadaşlarımızın hepsi Türk Milliyetçisidir.

Gündüz gazetemizin başyazarı, camiamızın önemli isimlerinden, 80 sonrası Ülkücü Gençlik liderliği yapmış Servet Avcı kardeşimdir. Servet Başkanın yönettiği gazetede Milliyetçilik düşmanlığı yapan yazı asla yayınlanmaz! Hareketimizin yayın organlarında her zaman siyasal İslamcılığa ve İrancı çevrelere karşı çıkan, bunlara milliyetçi tavır koyan, bu çizgileri şiddetle eleştiren yazılar çıkmış ve haberler yayınlanmıştır.
Hem Ülkücü Hareketin tarihini hem BBP tarihini en iyi bilen biriyim. Ülkücü Hareket ve BBP tarihi ile ilgili çok sayıda yazı yazmış, yine hareketimizin yayın organlarında yöneticilik yapmış, sorumlu yazı işleri müdürlüğü yapmış ve süreçleri en ince detaylarına kadar bilen bir dava adamıyım.

BBP’yi kuran kadrodan bir tane siyasal İslamcı çıkmamıştır!

Mezhepçi, şovenist İran’ı savunan bir kişi çıkmamıştır!

Evet, 1980 sonrası cezaevlerinde yatan ülkücülerin içinde, Mamak Cezaevinde başını Burhan Kavuncu’nun çektiği küçük bir grup 1985 yılında Ülkücü Hareket’ten ayrılarak siyasal İslamcı çizgiye kaymışlar, kimileri İrancı olmuş ve despot İran rejiminin muhafızlığına soyunmuşlardır. Bizden ilk ayrılan, Ülkücü kimliği reddeden, Ülkücü Hareketten ayrıldığını bir yazıyla duyuran Burhan Kavuncu, kendisiyle hareket eden bir grup arkadaşıyla “Yeryüzü” adlı radikal İslamcı dergiyi çıkarmıştır. “Milliyetçilik Şirktir” vb. yazılar bizden ayrılan küçük grup ile siyasal İslamcıların, İrancıların çıkardığı gazete ve dergilerde yayınlanmıştır.

MUHSİN YAZICIOĞLU: TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN KURUCU FELSEFESİDİR

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 2007 yılının Haziran ayında Birlik Akademisinde verdiği bir konferansta milliyetçilik ile ilgili şunları söylüyor:
“Türkler, tarihte bilinen ilk devirlerden beri var olan milliyet şuuru ve onun tabiî sonucu olan istiklal fikri ile cihan hakimiyeti ülküsüne sahiptir. Bugün milletleşme sürecini hâlâ tamamlayamayan birçok gelişmiş ülke, devlet tarih sahnesinde yokken Türk milleti kimliği, kültürü, geleneği ve misyonuyla binlerce yıldır tarih sahnesindedir.

Türk milliyetçileri kesin olarak bilmektedir ki dinimizi milletin ve milliyet duygularının aleyhine kullananlar, din istismarcısı art niyetli kişi ve zümrelerdir. Bunlar için kullanılacak tek kavram ‘siyasi şeytanlık’tır. Milletleri ve milliyet gerçeğini yok saymak İslam’a aykırıdır.
Şunu kesin olarak biliyoruz ki son hak din İslamiyet; ırkları, kavimleri, dilleri inkâr etmez. ‘Tevhid’ inancı, İslam kardeşliği şuuru ile Allah yolunda İslamiyet’e hizmete, dayanışmaya, yardımlaşmaya ve yarışmaya davet ve teşvik eder.

İslam’dan bihaber bazı cehalet içerisindeki çevrelerin, İslamiyet adına milliyetçiliği bölücü, zararlı bir fikir gibi takdim etmesi seviyesizliğin, bilgisizliğin daniskasıdır. Türk milliyetçilerinin cihanşümul davası, Allah ve Resulünün şanlı davasıdır. Büyük mütefekkir Seyit Ahmet Arvasi Hoca’nın ifadesiyle ‘Türk milliyetçiliği, İslam’ın iman ve şuuru içinde yücelmeyi gaye edinen ve Türk’ün mutluluğunu burada arayan bir harekettir.’

İslam dini ile milletler, milliyetler, millî şuurlar çökertilmez; aksine İslam dini ile milletler güçlenip hayat bulurlar. Din istismarcısı sahte mücahitler ve onlarla birçok noktada benzerlikleri bulunan ‘sol/seküler’ çevreler, sanki insanlar hem dindar hem milliyetçi olamazmış gibi, bu mukaddes değerlerimize saldırmakta ve bunlara karşı kirli propaganda yapmaktadırlar.
Temeli İslam olan bir milliyetçiliği İslam’ı dışarıda bırakarak din dışı seküler bir şekilde formüle etmek milliyetçiliğin felsefesiyle asla bağdaşmaz.

Türk milliyetçileri, milleti Allah’a yönelen irademizin dinlendiği duraklardan biri olarak görmektedir. Bizim milliyetçiliğimizi belirleyen ana esaslar da İslam dini, millî tarih, vatan, devlet, kültür ve medeniyettir.
Bizim milliyetçiliğimiz hak, hukuk, adalet diyen, sürekli hakkı haykıran cihanşümul bir tebliğ ve ebediliğe yönelmiş bir iman davasının ilk safhasını teşkil eder; kula kulluğu reddeder; Allah’tan başka ilah ve güç tanımaz.

Milliyetçiliğimizin temel kaynağı İslam imanı, İslam ahlak ve fazileti ve Türklük şuurudur. Türk milliyetçiliği, İslam’ın iman ve şuuru içinde yücelmeyi gaye edinen bir ülküdür.
Türk milliyetçiliği, ırkçılık temeline dayanan bir dünya görüşü değildir, mensubu olduğu yüce milletimiz de ırkçılık nedir bilmez.

Türk milliyetçiliği, istiklal harbini veren, yönlendiren, başarıya ulaştıran ve cumhuriyeti kuran iradedir.
Türk milliyetçiliği, millî devlet ve üniter yapı temelinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşları; cumhuriyet, demokrasi ve milliyetçiliktir. Türkiye Cumhuriyeti, millî devlet olarak kurulmuştur.
Milliyetçiliğimizin temel kaynağı İslam imanı, İslam ahlak ve fazileti ve Türklük şuurudur.

Türk milliyetçiliği, İslam’ın iman ve şuuru içinde yücelmeyi gaye edinen ve Türk’ün mutluluğunu burada arayan bir harekettir.

Milliyetçilik ırkçılık değil, Türkiye Cumhuriyetini kuran millî iradedir.”
Türk milliyetçiliği fikrine “ırkçı fikir” demek hakikate karşı ve insaf sınırlarını zorlayan bir bühtandır.
Türk milliyetçilerine “ırkçı” diyenler etki ajanıdır, nüfuz casusudur, beşinci kol görevlisidir, yabancı istihbarat servislerinin elemanıdır. Harici/Vahhabi, Selefi, İrancı sapık akımların zihniyetine sahiptir.

Devletimizin kurucu felsefesi olan Türk milliyetçiliği fikrini suçmuş gibi gösteren ifadeler, hastalıklı yaklaşımlar, tavırlar asla kabul edilemez!

Milletin milliyetçiliği olan Türk milliyetçiliği fikrine saldırı itibar suikastlığıdır. Türk milliyetçiliği şuuru bu topraklarda ilelebed payidar olmamızın teminatıdır.

Türk milliyetçiliğine yönelik düşmanlık Türk’e, Türkiye’ye, Cumhuriyet’e ve millî birliğe düşmanlık demektir.
Türk milliyetçiliği fikri ayrıştırıcı ve bölücü değil, birleştirici ve bütünleştiricidir. Türk milliyetçiliği millî şuur ve tarih bilincidir.

Türk milliyetçiliği, milletin vicdanıdır. Milletini sevmek ve yüceltmek ülküsünün adıdır.
Türk milliyetçiliği, milletin değerlerini yaşama ve yaşatma ülküsüdür. Türk milliyetçiliği bir suç değil; fazilettir, erdemdir.”

“Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları İslamcı bir çizgiye savruldular. İslamcılığa kaydılar.” vb. ifadeleri 34 yıldır bazı art niyetli kişi ve çevreler iddia etmiştir. Ancak asla doğru değildir. Ne Muhsin Yazıcıoğlu ne de onunla birlikte hareket eden yol arkadaşları siyasal İslamcı çizgiye kaymamışlardır. Siyasal İslamcılıkla, siyasal İslamcılarla uzaktan ve yakından alakaları fikren ve siyaseten yoktur.

Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarını “siyasi sapma” ile suçlayan Azmi Karamahmutoğlu önce kendini sorgulamalı. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 18 Mayıs 1997’de yapılan 5. Olağanüstü Kongresi, yaşanan kavgalarla tarihe geçmişti. Alparslan Türkeş’in Hakka yürüyüşünün ardından genel başkanlık seçimine giden MHP’de Devlet Bahçeli, Tuğrul Türkeş, Ramiz Ongun, Muharrem Şemsek ve Enis Öksüz yarışmıştı. Türkeş dışındaki adaylar ikinci turda Bahçeli lehine çekildi. Bunun üzerine Azmi Karamahmutoğlu arkadaşlarıyla birlikte kürsüyü işgal etti.
Kamuoyu onu “Hainler için yaşasın illegalite” sözleriyle tanıdı. Azmi Karamahmutoğlu, MHP Kongresi’nde Tuğrul Türkeş’i destekliyordu. Bazı adayların Devlet Bahçeli lehine yarıştan çekilmesi üzerine “Artık söz yok eylem var” diye kürsüye fırlayan Karamahmutoğlu’nun şu sözleri de tarihe geçti:
“Ya örs olacaksınız ya çekiç, aradaki demir olmayacaksınız. Pazarlıklı kongreyi tanımıyoruz. Yaşasın hainler için illegalite. Bunu fert olarak başlatıyorum. Burada yapılan pazarlıklı kongreyi tanımıyoruz.”
Bu kongrede sandalyeler havada uçuşmuş, kürsü ve sandıklar dağıtılmış, silahlar patlamıştı. Hakim kararıyla ertelenen kongre süreci sonunda Devlet Bahçeli, MHP genel başkanı seçilmişti.

MHP'de 6 Temmuz 1997'de yapılan olağanüstü kurultayda iki aday Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş ile Devlet Bahçeli arasında yapılan seçim yarışını Devlet Bahçeli 697 oy alarak kazandı ve genel başkanlığa seçildi.

23 Kasım 1997'de yapılan olağan kongrede Bahçeli, rakipleri Türkeş ve Ongun'u geride bırakarak yeniden MHP Genel Başkanı seçildi.

TUĞRUL TÜRKEŞ İLE BİRLİKTE “AYDINLIK TÜRKİYE PARTİSİNİ” KURDULAR

Devlet Bahçeli ile girdiği MHP genel başkanlığı yarışını kaybeden MHP'nin kurucu lideri Alparslan Türkeş'in oğlu Yıldırım Tuğrul Türkeş, 27 Kasım 1998'de Aydınlık Türkiye Partisi'ni (ATP) kurdu. Kurucu Genel Başkanlığını Tuğrul Türkeş’in yaptığı Aydınlık Türkiye Partisi'nde Azmi Karamahmutoğlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
Tuğrul Türkeş ATP'yi kurunca, Ülkü Ocakları'nın o dönemki kadrosundan küçük bir grup ATP’ye geçti ve yeni bir Ocak daha kuruldu: Ata Ocakları.

ATP, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde Doğru Yol Partisi ile seçim ittifakı yaptı. Tuğrul Türkeş Kayseri'den milletvekili adayı oldu. Azmi Karamahmutoğlu da DYP listesinden aday oldu. Seçimlerde DYP oyların %9'unu aldı. DYP barajı geçemeyince Türkeş, ATP Genel Başkanlığı'nı da bıraktı.

Aydınlık Türkiye Partisi 1 Nisan 2010'da partiyi feshedip MHP ile birleşme kararı aldı. Tuğrul Türkeş ile birlikte Azmi Karamahmutoğlu MHP’ye geçmiştir.

Azmi Karamahmutoğlu, 15 Temmuz 2012 tarihinde yapılan MHP İstanbul İl Başkanlığı seçimlerinde aday olmuştur. Seçimde mevcut başkan Abdurrahman Başkan 186 oy alarak yeniden seçilmiş; Azmi Karamahmutoğlu ise 125 oy almıştı.

7 Haziran 2015 genel seçimleri için Azmi Karamahmutoğlu MHP'den milletvekili aday adaylığı başvurusu yapmıştı. Milletvekilliği aday adaylığı başvurularını 12-18 Mart 2015 tarihleri arasında alan MHP, Karamahmutoğlu’nun başvuru dosyasını kendisine iade etmiş ve aday yapmamıştı.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine değin MHP üyesi olmayı sürdürdü. 2023'te partiden ayrıldı. Azmi Karamahmutoğlu, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nu desteklediğini açıklamış, seçim sonrasında ise Kılıçdaroğlu kazansaydı yeni hükümette görev alacağını belirtmişti.

22 Mayıs 2023 tarihinde, Halk TV'de yayımlanan İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah programına katılan Azmi Karamahmutoğlu, "Ülkenin yenilenmeye ihtiyacı var, değişime ihtiyaç var" diyerek Millet İttifakının Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu'na desteğini açıklamış ve çalışmıştı. 2023 seçimlerinde CHP’yi destekledi.

Ardından Zafer Partisine geçti; 30 Mart 2024 mahalli seçimlerinde bu partiden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu. Kurultayda Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü oldu.

MHP tarihine “İllegalite Azmi” olarak geçen Azmi Karamahmutoğlu MHP’den ATP’ye, oradan tekrar MHP’ye geçti. Burada da durmadı. En son Zafer Partisinde soluğu aldı. Burada Parti Sözcüsü oldu.
Bu kadar parti değiştiren, değişim geçiren arkadaş siyasal sapmadan söz edemez.

Çünkü en büyük “siyasal sapmayı” ve değişimi Azmi Karamahmutoğlu kendisi yapmıştır. O yüzden tavsiyem; kullandığı dile ve üsluba daima dikkat etmelidir.

ÜMİT ÖZDAĞ HOCA "HAKKI BEY, SEN DE BİZİMLE KABRE GELİR MİSİN?" DEDİ; BİRLİKTE KABRE GİTTİK

Biz otururken Zafer Partisi Ankara İl Başkanı Alperen Akbaş kardeşimiz, "Hakkı Başkanım, Muhsin Başkan'ın kabrini Sayın Genel Başkan ve arkadaşlarla ziyaret etmek istiyoruz." dedi. Ben de "Tabii kardeşim, iyi olur. Kabri herkes ziyaret edebilir. Milletimiz akın akın ziyaret ediyor; dünyanın her tarafından, Anadolu'nun her tarafından insanlar geliyor, başında dualar ediyorlar. Toplumun her kesiminden, farklı görüş dünyalarına sahip insanlarımız, siyasiler, STK'lar geliyor, ziyaret edip dua ediyorlar. Kabir ziyaretinin maneviyatı çoktur, iyi olur. Belki içlerinde ilk defa gelenler olabilir; onlar da böylece Muhsin Başkan'a dua ederler, güzel bir vesile olur." dedim.

Ankara İl Başkanı, Genel Başkanları Ümit Özdağ ile konuştu. O da "Aklımdaydı, iyi olur." demiş. Çıkarken Ümit Hoca, "Hakkı Bey, sen de bizimle kabre gelir misin?" dedi.
Biz Muhsin Yazıcıoğlu'nun yol ve dava arkadaşıyız, nezaketi biliriz. Ben de "Peki." dedim. Kabrin başına geldik ve dualar ettik. Daha sonra Zafer Partisi heyeti kendi programlarına devam etti.
Bu arada bazı Zafer Partili genç kardeşlerimiz çıkarken, "Hakkı Başkanım, siz Ülkücü hareketin tarihini yazdınız. Ülkücü camiada sevilen, sayılan, saygı duyulan bir kişisiniz; siyaset üstüsünüz. Bize şehit lider Muhsin Başkanımızı anlatır mısınız? Onun siyasi hayatını, mücadelesini en yakın dava arkadaşı olarak sizden dinlemek istiyoruz." dediler.
Ben de "Olur. Söz konusu Muhsin Yazıcıoğlu ise davet edildiğimiz yere gider; Muhsin Başkan'ın hayatını, 40 yıllık siyasi yaşamını, tarihi mücadelesini ve nasıl şehit edildiğini anlatırım." dedim.

Kabir başında dualar edilirken Zafer Partisine mensup basın ekibi fotoğraf çekmiş, Zafer Partisi Genel Başkanı'nın Muhsin Başkan'ı kabir ziyaretini sosyal medyada paylaşmış. Paylaşabilirler. Paylaşılan resim kabrin başı.

Şehit liderimiz Muhsin Başkan'ın kabrini herkes ziyaret edebilir. Milletimiz kabri sahiplenmiştir, gece gündüz kabri boş kalmıyor.

MUHSİN BAŞKAN’IN KABRİNİ ZİYARET ETMEYEN TEK KİŞİ AKP GENEL BAŞKANI ERDOĞAN’DIR

Muhsin Başkanımızın şehit düştüğü gün olan 25 Mart günü binlerce insan her yıl kabrini ziyaret ediyor; anmalara siyasilerden, STK'lardan ve her kesimden katılım oluyor. Bu ziyaretlerde şehit liderimizin ailesi ve yakınları da orada bulunuyor.
Bu yılki kabir başındaki anma programına her yıl olduğu gibi Avrupa Nizam-ı Alem Federasyonunun (Avrupa Türk Birliği) Genel Başkanı Erol Yazıcıoğlu ve yönetim kurulu üyeleri, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta ile İYİ Partili milletvekilleri, Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı gazimiz, hukukçu Fatih Eryılmaz, Selçuklu Vakfı Genel Başkanı Dr. Lütfi Şehsuvaroğlu, eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partililer, Anahtar Partili gençlerle çok sayıda STK temsilcisi de katıldı.

Toplumun her kesiminden insanlar kabri ziyaret eder, dua ederler; bundan kimse rahatsız olmaz, olamaz da! Mesela bizim gelenekten yetişme Nizam-ı Âlem Ocaklarımızda, Alperen Ocaklarımızda görev yapmış, şehit liderimizin de çok sevdiği, bugün Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal Başkan kabri sık sık ziyaret edenlerden. Muhsin Başkanımızı çok seven, samimi bir kardeşimizdir. Bazı zamanlarda Gültekin Başkan ile kabir başında karşılaştığımız olmuştur.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da 1975 yılından beri tanıdığı, “Başkanım” dediği Muhsin Başkanın kabrini birçok kez ziyaret etmiştir.

Türkiye Kamu-Sen heyetleri, Memur-Sen heyetleri de anma günlerinde Taceddin Dergâhı'nı ziyaret ederek Muhsin Yazıcıoğlu'nun kabri başında dua edip karanfil bırakıyorlar.
BBP ve Alperen Ocaklarımız da zaten 17 yıldır her yıl anma programına katılıyorlar ve program düzenliyorlar.
İYİ Parti, Anahtar Parti, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi ve diğer siyasi partilerin genel başkanları kabri ziyaret edip dua ederler. Buna kimse karışamaz.

17 yılı geçen süreç içinde kabri ziyarete gelmeyenlerin başında AKP Genel Başkanı Erdoğan geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğrudan Taceddin Dergâhı'nı müstakil olarak ziyaret ettiğine dair güncel veya resmi bir program kaydı bulunmamaktadır.
AKP'nin birçok bakanı, milletvekili ve belediye başkanı da seçim dönemlerinde hep kabre gelip dua okudular ve fotoğraf paylaştılar. (Suikasta "kaza" diyen Binali Yıldırım, Kızılay Ocak Başkanı Mehmet Özhaseki vb. seçim dönemlerinde gelmişlerdi.) Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı şaibeli Melih Gökçek de 25 Mart 2019 yılında anma programının bitiminden sonra gelerek Muhsin Yazıcıoğlu'nun mezarı başında dua etmiştir.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Muhsin Başkan defnedilirken oradaydı ve yalnız bırakmamıştı. 17 yıl sonra tekrar Muhsin Başkan'ın kabrine geldi, dua etti; sosyal medya hesaplarında da paylaşıldı.
Cumhur İttifakı'na mensup olanların gelişine bir şey demeyeceksiniz ama diğer gelen misafirlere karşı çıkacaksınız; bu doğru değil.

Bazı partilerin görüşlerini beğenmeyebilir, o partilerin çizgisine karşı çıkabilirsiniz; bu çok doğaldır, buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak kabir ziyaretlerine siyaseti karıştırmamak lazım.

KABRİ HERKES ZİYARET EDEBİLİR; BUNA KİMSE ENGEL OLAMAZ

Muhsin Başkan'ın yol ve dava arkadaşları olarak bizler kabrin sorumlusu veya bekçileri değiliz; "Şu gelir, bu gelemez" diye hüküm veremeyiz. Kabri aziz milletimiz sahiplenmiş, asla boş bırakmıyor.

Muhsin Başkanın dava ve yol arkadaşları olarak Muhsin Başkan’ımızın kabri başında Allah göstermesin, herhangi bir saygısızlık veya kabrin başında uygunsuz görüntüler (alkollü, madde bağımlısı vb.) görürsek anında müdahale eder, gereğini yaparız.
Yine kabrin bakımı, temizliği ve çevre düzenlemesi ile ilgili olumsuz görüntüler gördüğümüz zaman müdahale ederiz. Zaten Muhsin Başkan'ın evladı, evladımız Furkan Yazıcıoğlu kabirle yakından ilgileniyor ve takip ediyor. Gelen giden tüm siyasilerden ve ziyaretçilerden haberi oluyor.

KABRE GELENLERDEN KİMLİK SORACAK HALİMİZ YOK

Taceddin Dergâhı'na gelen BBP'li, MYP’li, MHP'li, İYİ Partili, Zafer Partili, Anahtar Partili, Saadet Partili, Refah Partili veya partisiz, yine STK'lara mensup insanlarımızla kabir başında çok karşılaşıyorum. Burada bizimle fotoğraf çektirmek isteyen kardeşlerimiz oluyor. Onlarla hatıra resmi çektiriyoruz.
Benimle resim çektirmek isteyen kardeşlerimize kimlik mi soracağım, "Savcılıktan temiz kâğıdı getir" mi diyeceğim? Böyle şey olur mu?
Kabre gelen çeşitli partilere mensup kardeşlerimiz, "Hakkı Başkanımızla, Hakkı ağabeyle, Hakkı Hocamızla kabir başında çekilen fotoğraf" diye sosyal medyada paylaşıyorlar. Paylaşabilirler, bence sıkıntı yok. Şimdi ben farklı partilere mensup kardeşlerimizle fotoğraf çektirirken "Şu partinin, bu partinin mensubu" diye bakar mıyım? Bakmam!

Camianın bir kanaat önderi olarak gördüğü bir insanım; o yüzden kimseye ön yargı ile yaklaşamam. Hepsi bizim kardeşimiz; onların kalbini kıramam, üzülmelerini istemem. Fotoğraf çektirmek isterlerse çektiririm, sohbet etmek isterlerse ederim. Muhsin Başkan ne yapmışsa, nasıl davranmışsa biz de öyle davranmalı; hoşgörülü ve kucaklayıcı olmalıyız. Şehit liderimizin ruhunu incitmeyelim. Dua etmek isteyen herkes kabri ziyaret edebilir.

MUHSİN YAZICIOĞLU: TÖRESİNİ BİLMEYEN TÜRK'Ü NEYLEYİM

Muhsin Başkan'ın 7 Nisan 1997 günü söylediği şu sözlerini unutmayalım: "Töresini bilmeyen Türk'ü neyleyim?"
Haftada en az 4-5 gün Taceddin Dergâhı'ndayım. Dava arkadaşlarımız, Alperenler, Ülkücü gençlerimiz beni burada bulurlar. Anadolu'dan, Avrupa'dan gelen dava arkadaşlarıyla kabirde buluşuruz. Çoğu zaman dava arkadaşlarımız da birbirleriyle burada buluşur; hasbihal eder, hasret giderirler.
Ekim 2017 yılından bu yana aktif siyasetin dışındayım, kitap çalışmalarımla meşgulüm. Şehit liderimizin 55 yıllık izzetli ve şerefli hayatını yazıyorum. Yine 9 ciltlik Ülkücü Hareket kitabının devamı olan ve 12 Eylül sonrasını anlatan 5 ciltlik (1980-2009 yılları) eseri yazıyorum. Ömrüm vefa ederse, Rabbim nasip ederse onları yayınlayacağım.

Parti pırtı işleriyle işim yok. Muhsin Yazıcıoğlu çizgisini, duruşunu ve tavrını devam ettiriyorum. Milliyetçi-Ülkücü camia, Hakkı Öznur'un partiler üstü olduğunu, onun çizgisinin Muhsin Yazıcıoğlu çizgisi olduğunu bilir.
Ben sevgili gençlerimize her zaman şöyle diyorum:

"Ülkücülük ahlaktır, tavırdır, sisteme itirazdır. Daima ülküdaşlık hukukuna sahip olun, birbirinizi çok sevin, daima birlik ve beraberlik içinde hareket edin. Ülkücülük bir hayat tarzıdır.

Ülkücülük en güzel, dava adamlarında yaşanır."