Bu yazıyı okuyanlardan bazıları, “İsmail Türk de Recep Tayyip Erdoğancı mı oldu?” diyebilir.
Baştan söyleyeyim: Ben kişilerin değil, Türkiye’nin tarafındayım.
Türkiye Cumhuriyeti’ni yurt dışında kim temsil ediyorsa, onun gördüğü itibar aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü itibardır. Bugün o makamda Recep Tayyip Erdoğan vardır, yarın başka bir Cumhurbaşkanı olacaktır. İsimler gelir geçer, siyasi iktidarlar değişir; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletinin itibarı kalıcıdır.
Bu nedenle Kırgızistan’daki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi vesilesiyle ortaya çıkan karşılama görüntülerine yalnızca Erdoğan üzerinden bakmayı doğru bulmuyorum.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Kırgızistan Başbakanı ve Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi karşılarken, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un karşılaması elbette diplomatik protokol kuralları içerisinde açıklanabilir.
Fakat bizim Türk dünyasından beklentimiz yalnızca protokol kurallarının yerine getirilmesi değildir.
Çünkü bizim hayalimiz de beklentimiz de bundan çok daha büyüktür.
Türk dünyası bir slogan değildir
Yıllardır “Türk dünyası” diyoruz.
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan coğrafyadan, Türk Devletleri Teşkilatı’ndan, ortak tarihimizden, dilimizden, kültürümüzden ve geleceğimizden söz ediyoruz.
Peki bütün bunlar yalnızca zirvelerde çekilen aile fotoğraflarından mı ibaret olacak?
Türk dünyası gerçekten bir gelecek projesiyse bunun gereği yapılmalıdır.
Bizim hayalimiz; Türkiye’nin, Azerbaycan’ın, Kazakistan’ın, Kırgızistan’ın, Özbekistan’ın ve diğer Türk topluluklarının birbirlerinin sıkıntısına uzaktan bakan ülkeler olması değildir.
Birimizin başına bir şey geldiğinde diğerinin “Benim ekonomik çıkarım ne olur?” diye hesap yaptığı bir Türk dünyası da hayal etmiyoruz.
Elbette her devlet kendi milli çıkarını koruyacaktır. Kırgızistan Çin’le ticaret yapacaktır, Kazakistan Rusya ve Çin’le ilişkilerini sürdürecektir, Türkiye kendi jeopolitik dengelerini gözetecektir.
Bunların hepsi devlet aklının gereğidir.
Fakat kardeşlik dediğimiz şey, çıkarların bittiği yerde başlayan bir sorumluluk değil midir?
Kıbrıs’ta neredeyiz?
Bunun en somut örneklerinden biri Kıbrıs’tır.
Türkiye yarım asrı aşkın süredir Kıbrıs Türkünün güvenliği, varlığı ve siyasi geleceği için ağır bedeller ödedi.
Bugün Türk dünyasından beklentimiz çok açık olmalıdır:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyada yalnız bırakılmaması.
Türk devletlerinin Kıbrıs Türküyle ilişkilerini geliştirmesi, ekonomik ve kültürel bağları güçlendirmesi, uluslararası platformlarda Kıbrıs Türkünün sesinin duyulmasına katkı sağlaması neden bizim ortak ülkümüz olmasın?
Türk dünyası kendi kardeşinin kapısını çalmaktan çekiniyorsa, hangi büyük birlikten söz edeceğiz?
Doğu Türkistan’ı unutarak Türk dünyası kurulamaz
Bir diğer büyük imtihanımız Doğu Türkistan’dır.
Çin’le kavga edelim demiyorum.
Çin dünyanın en büyük ekonomik ve siyasi güçlerinden biridir. Türk devletlerinin Çin’le ticaret yapması, yatırım alması, güvenlik ilişkileri geliştirmesi anlaşılabilir.
Ancak Çin’le iyi ilişkiler kurmak ile Uygur Türklerinin varlığını, kültürünü, dilini ve insani haklarını unutmak aynı şey değildir.
Türk dünyasının büyüklüğü, yalnızca ekonomik hacmiyle ölçülmemelidir.
Kaşgar’daki bir Uygur Türkü kendisini yalnız hissetmiyorsa, Kıbrıs Türkü arkasında büyük bir coğrafyanın desteğini hissediyorsa, dünyanın herhangi bir yerindeki Türk topluluğu başına bir felaket geldiğinde kardeşlerinin yanında olacağını biliyorsa, işte o zaman Türk dünyasından söz edebiliriz.
Ortak pazardan ortak üniversitelere
Bizim Türk dünyası hayalimiz sadece duygusal da değildir.
Neden Türk devletleri arasında daha güçlü bir ortak ekonomik alan oluşturulmasın?
Neden gençlerimiz İstanbul’dan Bişkek’e, Bakü’den Taşkent’e, Astana’dan Ankara’ya çok daha kolay gidip okuyamasın?
Neden ortak üniversitelerimiz, araştırma merkezlerimiz, medya ağlarımız ve kültür kurumlarımız çoğalmasın?
Neden Türk dünyasının iş insanları kendi aralarında daha güçlü yatırım ağları kurmasın?
Neden ulaşım koridorlarımız, demiryollarımız, enerji hatlarımız ve ticaret yollarımız bizi birbirimize daha fazla bağlamasın?
Neden ortak tarihimizin önemli isimlerini çocuklarımız aynı kaynaklardan öğrenmesin?
Bir Kırgız genci Atatürk’ü, bir Türk genci Manas’ı; bir Kazak genci İsmail Gaspıralı’yı, bir Azerbaycanlı genç Yusuf Akçura’yı kendi tarihinin ve medeniyetinin ortak değerleri olarak görmesin?
“Dilde, fikirde, işte birlik” sözü duvarlara yazılan güzel bir söz olarak kalmamalıdır.
Hayata geçirilmelidir.
Türk Devletleri birbirinin itibarını korumalıdır
İşte Kırgızistan’daki karşılama görüntülerine tam da buradan bakıyorum.
Mesele Recep Tayyip Erdoğan değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kırgızistan’a gittiğinde, adı kim olursa olsun, orada 85 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmektedir.
Biz Kırgızistan’ı başka bir devletle aynı gözle görmüyorsak, Kırgız kardeşlerimizin de Türkiye’yi sıradan bir ülke olarak görmemesini beklemek hakkımızdır.
Çin Devlet Başkanı elbette büyük bir devletin lideridir ve gereken diplomatik saygıyı görmelidir.
Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı da en az onun kadar itibarlı biçimde karşılanmalıdır.
Çünkü Türk dünyası önce birbirinin itibarını korumayı öğrenmelidir.
Bugün protokolde kardeşinin ağırlığını hissettirmeyenler, yarın daha büyük meselelerde nasıl ortak tavır geliştirecek?
Bizim hayalimiz büyük
Bizim hayalimiz Çin’e, Rusya’ya, Avrupa’ya veya Amerika’ya karşı kurulmuş düşmanca bir Türk dünyası değildir.
Tam tersine…
Kendi ayakları üzerinde duran, dünyayla barışık fakat kendi kardeşinin hakkını da kimseye ezdirmeyen bir Türk dünyasıdır.
Ekonomide birbirine omuz veren…
Savunmada iş birliği yapan…
Bilimde birlikte üreten…
Kültürde birbirini besleyen…
Felakette birbirinin yardımına koşan…
Kıbrıs Türkünü yalnız bırakmayan…
Uygur Türkünün varlığını unutmayan…
Ve dünya siyasetinde birbirinin itibarını kendi itibarı bilen bir Türk dünyası.
Bizim ülkümüz budur.
Bu nedenle Kırgızistan’daki görüntüye itiraz ederken Erdoğan’ı savunmuyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin makamını savunuyorum.
Bugün Erdoğan temsil eder, yarın başka biri.
Fakat ay yıldızlı bayrağın temsil ettiği devlet hepimizin devletidir.
Ve Türk dünyasına da şunu hatırlatmak gerekir:
Kardeşlik sadece aynı soydan geldiğini söylemek değildir. Kardeşlik, gerektiğinde kardeşinin yanında durabilmektir.
Türk dünyası ancak bunu başardığı gün gerçek anlamda bir güç olacaktır.
O gün geldiğinde de dünya Türk devletlerine ayrı ayrı değil, büyük bir medeniyet coğrafyasının birbirine omuz veren parçaları olarak bakacaktır.
Bizim görmek istediğimiz Türk dünyası tam olarak budur.