İki yıldır Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’ın devam ettirdiği çalışmalara, ABD/İsrail-İran Savaşı’nın cereyan tarzı ve ortaya çıkardığı sonuçlar hız kazandırmıştır. Bölgedeki sorunların, bölgedeki ülkeler tarafından çözümlenmesi için dayanışma ve işbirliği yapılması ihtiyacına yönelik yapılan bu çalışmaların da bir anlaşmayla sonuçlanması hedeflenmiştir.

Mekke Anlaşmasının Yemen-Suudi Arabistan ilişkisi

Uzun bir süredir Yemen’de etkinlik sağlayan ve bu ülkenin önemli bir bölümünü kontrol altına alan, neredeyse de facto bir devlet gibi hareket eden Yemen Husileriyle Suudi Arabistan arasında çatışmaya da dönüşen gerginlik yaşanmaktadır. Sebebi de Husilerle çatışma içinde olan Yemen yönetimine, ülkelerini kontrol edebilmeleri için, Suudi Arabistan’ın kendi güvenliğini de gözeterek destek vermesidir.

Husilerin İran tarafından desteklendiği bilinmektedir. Husilerin zaman içinde gittikçe güçlendiği ve kendi savunma sanayilerini de geliştirdikleri müşahede edilmiştir.

Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmalar son zamanlarda gittikçe artmıştır. Modern ve oldukça yüksek miktarda harp malzemesine sahip olmasına ve Yemen yönetimine de Husilere karşı etkinlik sağlaması için destek vermesine rağmen Suudi Arabistan’ın, Husilere karşı yeterli etkinliği sağlayamadığı anlaşılmıştır.

Suudi Arabistan da bu durumda ABD’den destek istemiş, ancak ABD, Hürmüz Boğazı sorununun büyümesi nedeniyle bu talebe karşılık vermemiştir. Böyle bir ortamda Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır’ın bölgede dayanışma ve işbirliği için yaptığı, Körfez ülkelerinden de katılım olabileceği söylenen çalışmaların sonucunda, 07 Ağustos 2026’da “Mekke Anlaşması” imzalanmıştır. Anlaşamaya Mısır katılmamış, diğer ülkelerden de katılım için henüz bir talep gelmemiştir. Anlaşma, dayanışma ve işbirliğinin ötesinde ortak bir savunma ittifak anlaşmasıdır. Taraflardan biri saldırıya uğrarsa saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacağını ve buna göre hareket edileceğini içermektedir.

Mekke Anlaşması asıl kimin ihtiyacı

Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında yapılan bu savunma ittifakı anlaşmasının, caydırıcılık etkisinin ön planda olduğu söylenmekle birlikte, anlaşmanın yapılma zamanı, yaşanan ortam ve yapıldığı mekân dikkate alındığında asıl olarak buna, ABD/İsrail-İran savaşında İran’dan gelen saldırılar ve Husilerin de gittikçe artan saldırılarıyla sıkıntıya giren Suudi Arabistan’ın ihtiyaç duyduğu anlaşılmıştır.

Bu anlaşmanın son tahlilde hızlandırılmış bir süreçle ortaya çıkmasında ABD’nin teşvik ve arzusunun katkısının da olduğunu söylemek mümkündür.

ABD yetkililerin beyanlarından ve Türkiye’ye atfettikleri abartılı methiyelerinden, ABD’nin bölgesel müttefiklerine güç paylaştırma stratejisi çerçevesinde Suudi Arabistan’ın güvenliğini de başta Türkiye olmak üzere Mekke İttifakına havale ettiği düşüncesi ağırlık kazanmaktadır.

Bu konuda Trump’ın, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a yardımcı olmalarının harika bir şey olduğunu ve ilgililerin de minnettar olduklarını dile getirmeleri, ABD’nin bu konu üzerindeki etkisini güçlendirmekte, beklentisine de açıklık getirmektedir. Trump'a Yemen’deki Husilere karşı bir müdahalede Türkiye’nin de yer almasının istenip istenmediği sorusuna, bunu yapabileceğini söylemesi de manidardır.

Mevcut durumda asıl ihtiyaç Suudi Arabistan olmakla birlikte, Pakistan’ın da Keşmir üzerinden Hindistan’la sorunlarının bulunduğu bilinmekte, diğer körfez ülkelerinin de İran savaşında yaşandığı üzere sıklıkla yüksek tehdit altında oldukları görülmektedir. Bu durumda saldırıya uğrayan körfez ülkelerinin de bu anlaşmaya katılmaları halinde, kollektif savunma anlayışı gereği bu ülkelere yapılabilecek saldırıların Türkiye’ye de yapılmış sayılmasının sonuçlarının da dikkate alınmasında fayda vardır.

Her ne kadar taraflar bu anlaşma için, 'kolektif güvenlik' ve 'istikrar' vurgusu yapsa da İran’ın bu oluşumu kendisine yönelik bir tür 'stratejik çevreleme girişimi' olarak değerlendirmesi de yanlış olmayacaktır.

Öte yandan gelişmelerin ve anlaşmanın adının da Mekke olmasının, bölgede yeni bir Şii-Sünni eksenli saflaşmayı tetikleyebileceği de dikkat çekmektedir.

Anlaşmanın olumlu bir yanı da olmuştur. O da Yunanistan, GKRY ve İsrail’in hem bireysel hem de Doğu Akdeniz’de oluşturdukları ittifakın, Mekke Anlaşmasından tedirginlik duymaları ve karşı tedbirler almak için araştırma içine girmeleri ve Hindistan’ın da bu durumu endişeyle takip etmesidir.

Anlaşma uygulamaya konuldu

Türkiye açısından anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için TBMM onayı gerekmektedir. Ancak diğer iki ülke için böyle bir mecburiyet olmadığı anlaşılmaktadır. Halen devam eden Husilere yönelik hava taarruzlarında Pakistan Hava Kuvvetleri uçaklarının görev yaptığına, Suudi Arabistan sınırları içerisinde halihazırda 8 bin dolayında Pakistan askerinin bulunduğuna ilişkin haberler bunmaktadır.

Anlaşmanın yaşanan durum itibariyle Suudi Arabistan özelinde uygulanmasına ilişkin olarak, ittifak ülkelerinin üst düzey yetkilileri, Stratejik ve Savunma Komitesi toplantısı gerçekleştirmiş ve ortak bir açıklamada bulunmuştur. Açıklamada; tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak, mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin, uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a sağlanmasını ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik hazırlık durumunu, askeri entegrasyonu ve kollektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırdıkları yer almıştır.

Türkiye’nin yetkili mercilerince de bizim saldırı harekâtına katılmayacağımız, sadece hava savunması, elektronik harp ve teknik destek seçeneklerini değerlendirdiğimiz belirtilmiştir. Ancak savaş sürerken bir ülkenin savunmasına askeri destek verilmesinin, çatışmanın tarafı olarak görülmesini de beraberinde getireceğinin düşünülmesinde ve Suudi Arabistan’da konuşlandırılacak Türk askeri unsurlarının saldırılardan etkilenmesi halinde nasıl bir tutum içinde olunacağının da değerlendirilmesinde fayda görülmektedir.

TBMM’de ayrıntılı bir şekilde görüşülmeden ve onayı olmadan dış ülke çatışma alanına Türk askeri unsuru gönderilmemesine de özen gösterilmelidir.

***

-Husilere karşı konuşlanmanın, İran’a karşı ABD ve Suudi Arabistan’la aynı cephede olma anlamına geleceği ve İsrail’e yarayacağı, bu duruma dahil olmamızın da ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceği ve İran’la ilişkilerimizi de bozacağı dikkate alınmalıdır.

-Türkiye, Mekke Anlaşması konusunda son derece hassas olmalı, ABD ve Körfez ülkeleri için bir çatışmaya girmemelidir. Kendi çıkarını, bekasını, güvenliğini ve refahını daima ön planda tutmalıdır.

-Desteklenen Suudi Arabistan’ın, bugüne kadar hiçbir milli politikamızın yanında durmadığı ve destek vermediği de unutulmamalıdır.

-Bu ortamda taraf olup çatışmaya destek vermek yerine, gayretimizi, caydırıcılığımızın ve bugüne kadarki yapıcı tutumuzun taraflar üzerindeki etkisini de kullanarak ve İran’la da koordine ederek, Suudi Arabistan, Yemen yönetimi ve Husiler arasında bir uzlaşma sağlanması yönünde sarfetmemizin daha doğu bir yaklaşım olacağı değerlendirilmektedir.