ABD/İsrail-İran savaşı, düşük yoğunlukta devam etmektedir. Savaşın bir çözüme ulaşamamasının nedenini, birbirlerine üstünlük sağladıklarını iddia etmelerine ve olası bir mutabakattan karlı çıkmak istemelerine bağlamak mümkündür.
İsrail, bölgedeki İran destekli Hamas, Hizbullah, Haşdi-Şabi ve Husiler ile çatışma içinde olup İran’ı uzantılarıyla birlikte tümden tehdit olarak görmektedir. Özellikle İran’ın nükleer çalışmaları sonucunda nükleer silaha sahip olacağı iddiasındadır. İran’ın 6 ay içinde nükleer silah üreteceği iddiasını 2002 yılından beri sürdürdüğünün yakın şahidiyim.
İran tehdidine son vermenin peşinde olan İsrail’in, İran ile ilişkileri zaten sıkıntılı olan ABD’yi, İran’la savaşa razı etmek için sürekli bir çaba içindedir. İsrail’in stratejisinin, İran’a önce ABD’yle birlikte saldırarak savaş azim ve iradesini kırmak, takiben ekonomik krizi derinleştirmek, etnik ve mezhepsel hatları tetikleyerek iç savaş veya ayaklanma yoluyla rejimi devirerek sonuca ulaşmak olduğu anlaşılmıştır. Ancak İran’ın beklenenden çok güçlü direnmesi ve füze/dron saldırılarıyla karşı tarafta etkinlik yaratmasıyla rejimin ayakta kalması, planlarını değiştirmesine yol açmıştır. İsrail İran’la mücadeleyi şimdilik ABD’ye bırakmıştır.
İran’ın Hürmüz’ü kapatarak dünya enerji arzını büyük çapta sekteye uğratması sonucunda, Hürmüz’ün açılması konusu bütün taleplerin önüne geçmiş, ABD’nin Hürmüz için uyguladığı ablukayı delmeye çalışanlara müdahalesi, İran’ın direnişi, ABD füze ve dron stoklarındaki ciddi azalma ve yaklaşan seçimlerin de etkisiyle ABD yöntemde değişikliğe gitmiştir. Bu kapsamda her yoldan İran’a ağır ekonomik ambargolar uygulanması ve bunun İran’la ticaret yapanlara da zarar getireceği tehdidinde bulunması ön plana çıkmış, bu yöntemle İran’a karşı uzun soluklu bir yıpratma dönemine geçilerek masada şartları kabule zorlanması düşünülmüştür.
Taraflar birbirlerine karşı söz düellosuyla üstünlük sağlama düşüncesinde
ABD ve İran arasındaki müzakereler tekrardan resmen başlamasa da taraflar, açıktan veya aracı ülkeler vasıtasıyla dolaylı olarak görüşmelerine devam etmekte ve karşılıklı tehdit ve bunlara cevaplarla birbirlerine karşı üstünlük sağlamaya çalışmaktadırlar.
Karşılıklı atışmalar, mahdut hedefli saldırı ve bunlara verilen karşılıklar bir düelloya dönüşmüştür. ABD’nin Lark adasına yaptığı son saldırı da buna bir örnektir.
Lark, Hürmüz Boğazı'nın en dar kesimlerinde İran’ın, boğazdaki gemi trafiğini izlemek, sürat tekneleri konuşlandırmak ve mayınlarla geçişi kısıtlamak için kullandığı kilit bir noktadadır. Çatışmalar bir aydır düşük yoğunluktayken ABD, Hürmüz Boğazı Lark adasındaki boğaza roket taşıyan iki mayın fırlatma sistemini vurmuş, İran da buna Ürdün’deki ABD üslerine balistik füze atarak karşılık vermiştir. BAE ve kısmen de Katar’daki üslere de füze atmıştır.
Nitekim ABD yine karşılık vermiş ve sakın karşılığını verme demiş, ancak İran da yine karşılık vermiştir. Böylece çatışmalar yeniden tırmanma temayülü göstermiştir.
Trump, İran'la diplomasinin başarısız olması halinde güç kullanımının bir seçenek olduğunu ve İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını yeniden dile getirmiş, Netenyahu da İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek için gerekirse tek başlarına harekete geçebileceklerini söyleyerek birlikte durum üstünlüğü elde etme gayretlerini sürdürmüşlerdir.
Bu beyanları takiben Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını savunarak İran’ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğini iddia etmiştir.
İran da ABD'nin Hürmüz Boğazı çıkışındaki deniz ablukasını sürdürür ve aralarındaki mutabakatı yerine getirmezse, Boğaz'ın açılmayacağını dile getirerek, ABD’den deniz ablukasının ve yaptırımların kaldırılmasını, dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılmasını ve askeri operasyonların sona erdirilmesini şart olarak ileri sürmüştür.
Sonu görülemeyen tehditler
İran, ABD’nin saldırıları karşısında, Körfez ve civarındaki ülkelerdeki ABD üslerini füzelerle ve dronlarla vurmuştur. Ancak Trump’ın savaşı yeniden tırmandırması halinde, bu sefer ABD’nin Avrupa’daki askeri hedeflerini vurmayı değerlendirdiğini açıklamıştır.
Bu açıklamayla, böyle bir kapasiteye sahip olduğu mesajını verme düşüncesinde olduğu anlaşılmakla beraber, körfez ülkelerindeki ABD üslerinin statüsüyle Avrupa’daki ABD üslerinin statüsünün farklı olduğunu hesaba katmadığı anlaşılmaktadır. Avrupa ülkeleri NATO üyesi olduğundan, buradaki ABD üslerine saldırı NATO üyelerine yapılmış olacak, bu durum da NATO’yu bu savaşa sokamayan Trump için bir fırsat haline gelecektir.
ABD, şimdilik İran’a uyguladığı ekonomik ambargoyu ağırlaştırarak can damarını keseceğini, bu yolla İran’ı zaman içinde boğma stratejisiyle liderlerini anlaşmaya zorlayacağını, yeni yaptırım dalgasının, yalnızca Tahran’ı değil; İran ile ticari ve finansal bağlarını koparmayan ülkeleri de doğrudan vuracağını söylemiştir.
İran da buna, kendisine yönelik ekonomik savaşın sürmesi durumunda Basra Körfezi ve bölgeden tek damla petrolün ihraç edilmeyeceğini açıklayarak cevap vermiştir.
Hürmüz ve petrol ihracı
İran Petrol Bakanı, ABD'nin "deniz ablukasına" rağmen ülkesinin petrol satışlarının durmadığını ve İran'ın "uzak sulardaki müşterilerine" petrol sevkiyatını sürdürdüğünü, ihracatın büyük bir kısmını da Çin’e yaptıklarını söylemiştir.
ABD de İran’ın Hürmüz Boğazı’na döşediği mayınların temizlendiğini belirterek, uluslararası geçiş güzergâhlarının açık olduğu, ancak İran’ın petrol ihracatına izin verilmediği, sadece insani gerekçelerle geçmeye izin verdikleri açıklamasında bulunmuştur.
İran da Umman ile Hürmüz Boğazı’ndan geçiş güzergahında anlaştıklarını, bunun için bir yol haritası hazırlandıklarını açıklamıştır. Bunun tüm İran yetkilileri ve Türkiye’nin de dahil olduğu müzakere ekibindeki ülkeler tarafından da kabul edildiğini vurgulamıştır. Ancak bunun, ABD’nin deniz ablukası ve yaptırımları kaldırmasına, İran’a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasına ve İsrail’in Lübnan’daki eylemlerini durdurması için baskı yapması taahhütlerini yerine getirmesine bağlı olduğunu belirtmiştir.
***
-İran, ABD’nin baskılarına rağmen durum üstünlüğünü ele tutmaya çalışmakta, ABD’nin yaklaşımını değiştirmesi durumunda diplomatik sürecin yeniden başlayabileceğini, baskı ve tacizlerin işe yaramadığını hatırlatmaktadır.
-İran bu sıkışmışlığı bugüne kadar yönetebilmiştir. Ancak ekonomik baskının etkilerini fazla hissetmeye başlamıştır. Baskısının etkilerini azalmak için tedbirler alırken, daha da sıkışırsa çok yoğun ve etkili bir askeri karşılık vermeyi de planladığı söylenmektedir.
-ABD ve İsrail’in, İran’ı içeriden karıştırma teşebbüslerinin uzun süreli olarak, düşük yoğunluklu çatışma ortamının da karşılıklı sınırlı saldırılarla Ekim’de İsrail’de, Kasım’da da ABD’deki seçimlere kadar devam edeceği beklenmektedir. Devam eden sınırlı ABD saldırılarının ABD’deki seçimde Avenjelistlerin oyunu almak için gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Çünkü onlar İsrail taraftarı, İran karşıtı olup, bu saldırılardan memnun olmaktadır. Karşılıklı saldırılar tabiri caiz ise “elim sende” oyununa dönüşmüştür.
-Türkiye bu savaşta, İran’la aramızın açılmaması ve anlaşma sağlanması konusunda çaba sarf etmiştir. Ancak ABD’yle İran arasındaki “araftaki” duruşunu, İran tarafına kaydırmasında da fayda görülmektedir. ABD’nin bir gün bölgeden çekileceği, fakat İran’la komşuluk ve ilişkilerimizin devam edeceği gerçeğini daima göz önünde tutmalıdır.
-ABD’nin İran’la ticari ilişkileri devam ettiren ülkeler arasında bulunan Türkiye’nin, sürdürmek mecburiyetinde olduğu doğalgaz alımı gibi konularda sessiz kalacağı beklenmektedir. Trump’ın NATO Zirvesi münasebetiyle geldiğinde Türkiye’ye bulunduğu vaatlere ne kadar sadık kaldığını da unutmamak gerekir.