Bir Batılı bürakrat demiş ki, “Yahudilik olmasaydı Hristiyanlık da olmazdı. Yahudi-Hristiyan temelleri olmasaydı Batı medeniyeti asla var olamazdı.” Okuduğumda aklımdan geçen sadece şu oldu: Bu bir itiraftır! Batı uygarlığının temel bileşeninin suç olduğuna dair yazımda da belirttiğim gibi, yüzyıllar boyunca insanlığı fırınlarda yakıp seyrederken şarap içenlerin ruh köklerinin ve manevi dayanaklarının nerede olduğunu gösteren bir itiraf!

Eski Ahit’teki, “Öldürmeyeceksin” (Çıkış 20:13) emrine rağmen Yahudi dininde şu ayetlerin bulunduğunu bilmeyenler ve araştırmaktan üşenecekler olabileceği için özetliyorum:

“Ülkenizdeki kentlerden bazılarını Tanrınız Rab size teslim ettiği zaman, orada soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız.” (Yasa’nın Tekrarı 20:16), “Onun için şimdi git, Amalekliler’i yenilgiye uğrat. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et. Kadın erkek, çocuk bebek, öküz koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (1. Samuel 15:3), “Böylece kenti ele geçirdiler. Erkek, kadın, genç, yaşlı, sığır, koyun, eşek, kentte ne varsa kılıçtan geçirerek tümüyle yok ettiler.” (Yeşu 6:21)

“Kadınları ve çocukları tutsak aldılar, hayvanları, malları, yağmalanacak ne varsa aldılar.” (Yasa’nın Tekrarı 20:14), “Levililer Musa’nın buyruğunu yerine getirdiler. O gün halktan üç bine yakın kişi öldürüldü.” (Çıkış 32:28), “Kadınlar ve çocuklar da dahil, kentte yaşayan herkesi kılıçtan geçirdi. Kimseyi sağ bırakmadı.” (Yeşu 8:24–25), “Şimdi bütün erkek çocukları öldürün. Erkekle yatmış bütün kadınları da öldürün. Yalnız erkekle yatmamış kızları kendiniz için sağ bırakın.” (Sayılar 31:17–18), “Bunun üzerine Saul, ‘Dön ve RAB’bin kâhinlerini öldür’ dedi. O gün keten efod giyen seksen beş kişiyi öldürdü.” (1. Samuel 22:18), “Bundan sonra Menahem, Tiphsah’ı ve çevresini vurdu. Kentin kapıları kendisine açılmadığı için kenti vurdu; oradaki bütün gebelerin karınlarını yardı.” (2. Krallar 15:16), “Samiriye suçunu çekecek, çünkü Tanrısı’na başkaldırdı. Kılıçla düşecekler, çocukları parçalanacak, gebe kadınların karınları deşilecek.” (Hoşea 13:16), “Babil kızı, yıkılacak olan! Ne mutlu sana, bize yaptıklarını sana ödetene! Ne mutlu senin yavrularını yakalayıp kayalara çarpana!” (Mezmurlar 137:8–9)

Birbirine yapışık bu iki dindeki ayetlerin bir bölümü muḥarreftir ve Tanrı adına zulmü emretmek için uydurulmuşlar ve din ötekini yok etmenin ideolojik aracı halime getirmiştir.

Suç ve Barı Tarihi Aynı Şey midir başlıklı yazımda şunları söylemiştim: Batılıların neden bu kadar zulme sebep olunduklarını veya seyirci kaldıklarını belki daha iyi anlayabilirim diyerek Norman Davies’in ünlü kitabını tekrar okumaya karar verdim. Daha otuzlu sayfalarda, “Avrupamerkezcilik” başlıklı bölümün son paragrafında öyle bir cümleye rastladım ki, nutkum tutuldu desem yeridir. Davies, Fransız yazar Jaques Ellul’un “Trahison de l'Occident” adlı kitabından alınan cümle şöyle: “Sonuç olarak, suç ve Batı tarihi aynı şey değildir. Batının dünyaya verdikleri, çeşitli toplum ve bireylere çektirdiklerinden çok daha fazladır.”

Yaptığım araştırmadan sonra düşünürün ciddi bir eleştirici olduğunu anladım. Ellul, Batı uygarlığının en birinci vasıflarından saydığı “özgür düşünce” ve “eleştiri geleneğinin” iki ucu keskin bir bıçak olduğunu, bu gelenek sebebiyle Batı’nın hem kendini yenileyebildiğini hem de kendi temellerini çürüttüğünü söylüyormuş eserlerinde. Tabii ki onun iddia ve argümanlarını sırayla özetleyecek değiliz. Bizi ilgilendiren kısım Ellul’un Suç ve Batı tarihi” hakkındaki kesin kabulüdür. Düşünür, atalarının suç işlediğini kabul ediyor ama Batının ulaştığı uygarlık düzeyinin her suçu örtecek kadar büyük bir armağan olduğu iddiasında duvara tosluyor! Aynı argüman mesela Naziler ve Saatlinizim hakkında söylenmiş olsa yazarın dünyayı ayağa kaldıracağına emin olabilirsiniz.

Batı uygarlığı fikren ve fiziken kendini inşa ederken, “düşünce özgürlüğünü” icat etmekle kalmayıp hiç bilinmeyen “suç işleme metotları da icat emiştir”: Sömürgecilik, emperyalizm, ekonomik sömürü, kültürel yıkım, ırkçılık, teknik-bürokratik tahakküm. Aynı zamanda tarih boyunca var olan köle ticareti ile günümüzde tarihteki örneklerini aratmayacak biçimde hatta onlardan daha korkunç silah ve metotlarla en acımasız şeklide uyguladığı savaşları ve kitlesel şiddeti eklemek gerek.

Sonuçta, Batılı bazı düşünürler, “Batı’nın suçları sadece tarihsel bir yan ürün değil, Batı uygarlığının özüne işlemiş bir sistem olduğunu bu nedenle Batı değerlerinin sömürgeci şiddetle birlikte düşünülmesi gerektiğini” ifade etmişlerdir. Bu yüzden bugün hiç tereddüt etmeden Ellul’un cümlesini şöyle kurabiliriz: “Suç ve Batı tarihi aynı şeydir! Batının dünyaya verdikleri, çeşitli toplum ve bireylere çektirdiklerinin yanında hiç mesabesindedir!”

Sonuç olarak “suç”, Batı uygarlığının şah damarıdır ve damarın kaynağı ise yukarda bazı ayetlerini sıraladığım gibi tahrif edilmiş olan bu dindir!