Gazeteciler, bugüne kadar, yaptıkları haberlerden dolayı suçlanıyordu. Dünden itibaren, gazeteciler, yapmadığı haberlerden dolayı da suçlanmaya başlandı. Murat Ağırel, kendisine verilen bilgilerin doğruluğundan emin olamadığı için haber yapmayınca, başka suçlamayla zaten ev hapsindeyken evinde gözaltına alındı.

Gazeteciler, son günlerde fon soruşturmasında gizliliğin ihlali ile suçlanıyor ve bu sebeple adli kontrole tabi tutuluyordu. Kamu görevlilerinin, ellerindeki bilgileri soruşturma makamından saklaması ile ilgili suçlanan kimse ise yok. Oysa suç delillerini gizlemek, yok etmek, silmek, değiştirmek veya bozmak suçtur.

Kamu görevlisinin görevi gereği bu suçu işlemesi halinde ceza yarı oranında artırılır.

İktidar yetkilileri, "lekelenmeme hakkı"nı öne sürerek, fon soygununda içerden bilgi alarak haksız kazanç elde edenlerle ilgili bilgileri kamuoyundan gizliyor.

***

Gazeteciler, halkı yanıltıcı bilgi yaymaktan da gözaltına alınıyor veya tutuklanıyor. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu TCK 217'de düzenlenmiştir:

MADDE 217/A - (1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.

Peki ama adli tıp doktorunu, o sırada net bilgi olmadığı için "kurum çalışanı" diye yazdığı için tutuklanan gazeteci Fatih Ergin, halk arasında hangi endişe, korku veya panik yaratmak istemiş olabilir? Fatih Ergin, kısa zaman içinde düzelttiği bu yanlıştan dolayı ülkenin iç ve dış güvenliğini veya kamu düzenini ve genel sağlığı mı ihlal etti, kamu barışını mı bozdu?

***

Esasen halkı yanıltıcı bilgiyi, ancak kamu görevlileri yayabilir! Meselâ, Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı enflasyon verilerinin halkı yanılttığı tartışılmaktadır. Vatandaşın hissettiği enflasyonla, TÜİK'in açıkladığı resmi enflasyon rakamları arasında büyük fark vardır.

Üstelik memur, işçi ve emekli maaş zamları TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranına göre belirlendiğinden, rakamların düşük kalması bu kesimlerin aylıklarının erimesine yol açmaktadır.

TÜİK, geçmiş yıllarda, hesaplamaya dahil ettiği ürünlerin detaylı listesini verirken bundan da vazgeçmiştir. Bu da halktan bilgi saklamaktır.

Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, Reklam Kurulu'nun, tüketicileri yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalara karşı yılın 9 ayında 33 binin üzerinde başvuruyu değerlendirirken, 249 milyon liradan fazla idari para cezası uygulanmasını kararlaştırdığı bildirildi.

Yani şirketlere yanıltıcı reklamdan dolayı ceza kesiliyor ama bir kamu kurumu, enflasyon verilerine esas olan ürün sepetini halktan saklayıp, enflasyonu düşük gösteriyor, bu suretle, emekli maaşlarına, asgari ücrete ve genelde işçi-memur maaşlarına yapılacak enflasyon oranındaki zammın düşük tutulmasını sağlıyor ve buna rağmen kimse bu konuda bir soruşturma dahi açmıyor!

***

Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları sürerken, Ahmet Şık, henüz basılmamış olan "İmamın Ordusu" adlı kitabı nedeniyle tutuklanmış ve yaklaşık bir yıl boyunca cezaevinde kalmıştı.

Şimdi de İBB davasında Ekrem İmamoğlu'nun savunmasından ibaret olan kitabın, yayınevindeki bütün örneklerine el konuldu!

Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları sırasında uygulanan dezenformasyon yöntemleri, İBB davasında da diğer belediye davalarında da sürdürülmektedir. Medyaya verilen yalanlar, büyük sansasyon gibi gösterilerek yayınlanmakta, sonra bu yalanların hiçbiri iddianamelere girmemektedir. Bu süreçte halkı yanıltıcı bilgi yayanlar hakkında tek bir soruşturma dahi açılmamıştır.

Tarihte, hiçbir ülkede, devlet kurumları kullanılarak bu kadar büyük çapta halkı yanıltıcı bilgi yaymak görülmemiştir. Toplumsal bedeli de büyük olacaktır...