Rum lider faşist Eokacı Nikos Hristodulidis’in son günlerde söylediklerini ve 1 Ekim’de Güney Kıbrıs’ta sergilenen askeri tabloyu yan yana koyduğunuzda, Kıbrıs’ta kimin barış istediği, kimin hala 1960’ların hayalleri peşinde koştuğu daha iyi anlaşılıyor.

Hristodulidis, 1 Ekim törenlerinin ardından “kurtuluş ve yeniden birleşme” hedefinden vazgeçmeyeceklerini söyledi. Aynı gün yayımlanan mesajında hedefini daha da açık ifade etti: Ada’nın tamamına egemen olacak, Türk askerinin bulunmadığı ve Türkiye’nin garantörlükten kaynaklanan müdahale hakkının ortadan kaldırıldığı bir yapı…

Yani istenen nedir?

Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkarılması, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisinin ortadan kaldırılması ve Kıbrıs Türk halkının yeniden Rum çoğunluğun hakim olduğu bir devlet yapısının içine sokulması.

Buna “çözüm” dememizi bekliyorlar.

1 Ekim günü Lefkoşa’nın güneyinde yapılan askeri geçit töreninde ortaya çıkan manzara bambaşkaydı.

ABD, Fransa, İngiltere ve Mısır’dan askerî unsurlar geçit törenine katıldı. İngiltere Genelkurmay Başkanı düzeyinde temsil edildi. Yunan F-16’ları gökyüzünde uçtu, ELDYK birlikleri geçit yaptı. Rum Milli Muhafız Ordusu ise İsrail’den aldığı BARAK MX hava savunma sistemini ilk kez kamuoyu önünde sergiledi. SPIKE NLOS gibi İsrail yapımı sistemler de Rum silahlanmasının önemli unsurları arasında bulunuyor.

Hristodulidis yabancı askerlerin katılımını ülkesinin uluslararası iş birliklerinin ve yükselen konumunun göstergesi olarak sundu. Burada sormak gerekiyor: Yabancı asker Rum tarafında yürüyünce uluslararası iş birliği, Türk askeri KKTC’de bulununca “işgal” mi oluyor?

Yunanistan’ın Kıbrıs’taki askerî varlığı meşru, Türkiye’nin garantörlük hakkından doğan varlığı gayrimeşru mu?

Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias da 1 Ekim’de Lefkoşa’dan son derece açık konuştu. “Yunanistan burada olacak, Kıbrıs’ın yanında kalacaktır” dedi; savunma gücünden ve caydırıcılıktan söz etti. Gökyüzündeki Yunan F-16’larını ve ELDYK’nın geçişini özellikle hatırlattı. Atina’nın askerî varlığını alkışlayacaksınız, İsrail’den füze sistemleri alacaksınız, Amerikan, Fransız, İngiliz ve Mısır askerlerini tören alanından geçireceksiniz; ardından Türkiye’ye dönüp “Askerini Kıbrıs’tan çek” diyeceksiniz. Böyle bir anlayış kabul edilemez. Üstelik Hristodulidis bununla da kalmadı.

Breitbart’a verdiği mülakatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Kıbrıs sorununun çözümünün önündeki “en büyük engel” olarak gösterdi. Türkiye’nin iki devletli çözüm politikasını hedef aldı, hatta Ankara’yı “yeni Osmanlı yaklaşımı” izlemekle suçladı.

Erdoğan neden engelmiş? Çünkü Erdoğan artık Kıbrıs Türkünü Rumların insafına bırakacak bir federasyon modelini kabul etmiyor. Çünkü Türkiye, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devlet gerçeğini savunuyor. Çünkü Erdoğan BM kürsüsünden uluslararası topluma tekrar tekrar “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıyın” çağrısı yapıyor.

Hristodulidis’in rahatsızlığı bundandır.

Rum tarafının istediği “çözüm”, Kıbrıs Türk halkının ayrı egemenliğinin ortadan kaldırıldığı; Türkiye’nin garantörlüğünün sona erdiği; Türk askerinin Ada’dan çıkarıldığı ve Kıbrıs Türklerinin zaman içerisinde Rum çoğunluğun egemenliğine mahkûm edildiği bir düzendir.

Biz bunu 1963-1974 arasında yaşadık.

Bir daha yaşamayacağız.

Üstelik Doğu Akdeniz’deki gelişmeler de dikkatle okunmalıdır. Yunanistan-Güney Kıbrıs elektrik bağlantısı için planlanan denizaltı kablosu nedeniyle Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir sürtüşme yaşanıyor. Türkiye, kendi kıta sahanlığı olarak gördüğü alanlarda izinsiz faaliyete müsaade etmeyeceğini açıkça ilan etti.

Bir tarafta Rum-Yunan ikilisinin silahlanması, İsrail’le giderek derinleşen askerî ilişkiler, yabancı askerlerin Güney Kıbrıs’taki gösterisi ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını yok saymaya yönelik girişimler…

Diğer tarafta ise Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yöneltilen “çözümün önündeki engel” suçlaması.

Hayır faşist Eokacı Hristodulidis! Kıbrıs’ta çözümün önündeki engel Erdoğan değildir. Çözümün önündeki gerçek engel, Kıbrıs Türk halkını hâlâ bir toplum veya azınlık olarak gören, onun ayrı egemenliğini ve devletini kabul etmeyen Rum zihniyetidir.

Ada’da bugün iki halk, iki demokrasi ve iki devlet vardır. Kalıcı uzlaşma da ancak bu gerçeğin kabul edilmesiyle mümkündür.

Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisi ile Türk askerinin Ada’daki varlığı Kıbrıs Türk halkı açısından bir pazarlık konusu değil, yaşanan tarihî tecrübelerin ortaya çıkardığı vazgeçilmez bir güvenlik teminatıdır.

Rum tarafı gerçekten barış istiyorsa silah gösterileriyle, yabancı askerlerle ve Türkiye karşıtı ittifak arayışlarıyla değil; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü kabul ederek işe başlamalıdır.

Kıbrıs’ta artık eski oyunlarla sonuç alınamaz. Federasyon defteri kapanmıştır.

Gerçek ortadadır: İki halk vardır.

İki egemen devlet vardır.

Çözüm de iki devletin iş birliğindedir.