Son günlerde yaşadığımız üç ayrı olay, aslında Kıbrıs Türk halkının yarım asrı aşkın süredir karşı karşıya bulunduğu büyük adaletsizliğin farklı görüntülerinden başka bir şey değildir. İstanbul’da düzenlenen 22. Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı’nda KKTC yok sayıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tanımadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında bütün adanın temsilcisiymiş gibi organizasyonda yer aldı, madalya töreninde Rum bayrağı açıldı. Üstelik bütün bunlar Anavatan Türkiye’de oldu! Ulusal Türk Kuruluşları Dünya Konseyi Başkanı olarak yaptığım açıklamada buna sert tepki gösterdim ve şunu söyledim: “Anavatan Türkiye’de KKTC’nin yok sayılmasına asla sessiz kalamayız.” Çünkü mesele yalnızca bir olimpiyat, bir protokol hatası veya bir bayrak meselesi değildir. Mesele, Kıbrıs Türk halkının egemenlik ve varoluş mücadelesidir. Dünya Kıbrıs Türk gençlerini spor, bilim, kültür ve sanat alanlarında ambargolarla dışarıda bırakırken buna karşı mücadele ediyoruz. Türkiye de yıllardır uluslararası topluma “Kıbrıs Türklerine uygulanan insanlık dışı izolasyonları kaldırın” çağrısı yapıyor. Hal böyleyken Türkiye’nin kendi topraklarında düzenlenen bir organizasyonda KKTC’nin bulunmaması, buna karşılık Rum yönetiminin “Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatıyla temsil edilmesi kabul edilemez. Bu nedenle Türk Coğrafya Kurumu başta olmak üzere sorumluların kamuoyuna açıklama yapmasını ve olayın araştırılmasını istedim. Fakat mesele İstanbul’daki olayla sınırlı değil.
SOMALİ’YE BAKIN!
Son günlerde Somali ve Sırbistan’dan gelen gelişmeleri de aynı fotoğrafın içerisine koymak gerekiyor. Türkiye, 2011’den bu yana Somali’nin en zor günlerinde yanında oldu. İnsani yardımdan sağlığa, eğitimden altyapıya, güvenlikten askeri eğitime kadar Somali’ye çok büyük destek verdi. Somali’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü söz konusu olduğunda Ankara tereddüt etmeden Mogadişu’nun yanında durdu. Peki KKTC söz konusu olduğunda ne oldu? KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler’in Somali Meclis Başkanı’na gönderdiği tebrik mesajına teşekkür edildi. Ardından bu mesaj geri çekildi ve Somali Dışişleri Bakanlığı yalnızca “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıdığını açıklama ihtiyacı hissetti. Kimse Somali’den yarın sabah KKTC’yi tanımasını istemiyor. Ama Türkiye’nin en yakın dostlarından birinin Kıbrıs Türk halkıyla yapılan basit bir temastan dahi geri adım atması dostluk anlayışıyla bağdaşır mı? Türkiye Somali’nin milli hassasiyetlerine sahip çıkarken Somali’den Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının hassasiyetlerine saygı göstermesini istemek fazla mıdır?
YA SIRBİSTAN?
Türkiye-Sırbistan ilişkileri son yıllarda tarihinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Vučić arasındaki yakın diyalog ortada. Ticaret büyüyor, siyasi ilişkiler gelişiyor. Dahası Türkiye ile Sırbistan, Kosova gibi son derece temel bir meselede tamamen farklı görüşlere sahip olmalarına rağmen Ankara bu farklılığı Belgrad’la ilişkilerini koparmanın gerekçesi yapmıyor. Ama konu KKTC olunca ne oluyor? Girne’de Sırp organizatörler tarafından düzenlenmesi planlanan uluslararası EXIT etkinliği Rum tarafının girişimlerinin ardından iptal ediliyor. Yine kaybeden Kıbrıslı Türk gençleri. Yine kazanan Rum izolasyon siyaseti.
İşte burada dostlarımıza sormamız gerekiyor: Türkiye sizin milli davalarınıza saygı gösterirken siz neden Türkiye’nin KKTC hassasiyetine aynı saygıyı göstermiyorsunuz?
Dostluk tek taraflı olmaz.
ASIL SORUN TANINMAMAKTIR
İstanbul, Somali ve Sırbistan… Birbirinden farklı görünen bu üç olayın ortak bir nedeni vardır: KKTC’nin uluslararası alanda tanınmamış olması. Rum tarafı da tam olarak bu statü boşluğundan yararlanıyor. KKTC tanınmadığı sürece her uluslararası organizasyonda önümüze aynı duvar çıkacak. Sporcularımızın forması tartışılacak, gençlerimizin hangi bayrak altında yarışacağı konuşulacak, sanatçılarımıza baskı yapılacak, diplomatlarımızın temasları engellenmeye çalışılacak. Rum yönetimi de 1963’te silah zoruyla dışladığı Kıbrıs Türk halkını temsil ediyormuş gibi “Kıbrıs Cumhuriyeti” unvanını kullanmaya devam edecek. Bu anomaliyi ortadan kaldırmanın yolu bellidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınması. Artık enerjimizi yarım asırdır sonuç vermeyen formüllere değil, KKTC’nin eşit uluslararası statüsünün kabulüne yöneltmeliyiz. Türkiye’nin dostlarından ilk aşamada beklenen de mutlaka diplomatik tanıma değildir. KKTC ile temas kursunlar. Meclis Başkanımızla görüşmekten korkmasınlar. Bakanlarımızı kabul etsinler. Gençlerimizi organizasyonlardan dışlamasınlar. Rum tarafı tehdit ettiğinde hemen geri adım atmasınlar. KKTC’ye yönelik izolasyon zincirinin halkalarını birer birer kırmaya başlayalım. Ardından temsilcilikler, doğrudan temaslar, ekonomik ve kültürel ilişkiler ve nihayet tanınma gündeme gelmelidir. Çünkü ortada 50 yılı aşkın süredir kendi topraklarını yöneten, demokratik kurumları, Meclisi, hükümeti, yargısı ve halkın iradesiyle seçilen yöneticileri bulunan bir devlet vardır. Adı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Biz dünyadan ayrıcalık istemiyoruz. Hakkımız olan statüyü istiyoruz. Kıbrıs Türk halkının dünyada uğradığı haksızlığı Anavatan Türkiye’de de, Türkiye’nin dostlarında da görmek istemiyoruz.