Amerika, İran’a saldırarak iki rakibine yani, Çin ve Suudi Arabistan’a zarar vermeyi hedefledi.
Rekabet gücünü Çin’e karşı kaybettiğinden, asimetrik zarar vererek Çin’in petroldeki tedarik zincirini geçici de olsa bozmayı başardı.
Çin, sanayisi için ihtiyaç duyduğu petrolü ağırlıklı üç ülkeden alıyor.
Rusya’dan %15-20’sini, Suudi Arabistan’dan %15’ini ve %10’unu da Irak’tan temin ediyor.
Amerika, ilk olarak Irak’a 2003 yılında savaş açtı ve ülkenin petrolünü tamamen kontrolü altına aldı.
Günümüze kadar Irak’ın sattığı tüm petrol New York Federal Rezerv Bankası üzerinden işlemler yapılıyor ve daha da önemlisi parası da burada tutuluyor.
Amerika, istediği miktarda ve zamanda Irak’a ödeme yapıyor.
Şu an açık kaynakların belirtilen verilere göre 80 milyar doların üstünde Irak’ın petrolden elde ettiği gelir Amerika tarafından tutuluyor.
Rusya’ya baktığımızda, Amerika’nın Ukrayna’ya NATO üyeliği teklifi bilinçli olarak Rusya’yı savaşa sürüklemek ve istikrarsızlaştırmak amacıyla yürütüldüğünü görüyoruz.
Geride kaldı Çin’in diğer en önemli tedarikçisi olan Suudi Arabistan var.
Çin, Suudi Arabistan’dan ihtiyacının sadece %15’ini almış olsada , Suudi Arabistan için durum aynı oranda değil, zira Çin, Arabistan’dan en fazla petrol alımı yapan müşterisidir.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı, Körfez ülkelerine kapatmadan önce, Arabistan’ın günlük üretiminin yaklaşık %27’sini Çin alıyordu, yani üretilen her 4 varilden 1 tanesi Çin içindi.
Dolayısıyla Hürmüz Boğazının kapatılması Suudi Arabistan ve Çin arasında tedarik zincirinin en azından geçici olarak bozulmasını da Amerika sağlamış oldu.
Ancak, savaşın devamı pek mümkün gözükmediğinden Amerika, Suudi Arabistan’a karşı daha kalıcı ve vurucu bir şeklide zarar vermek istediğinden, geçen hafta OPEC’in en önemli üyelerinden birisi olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin 1 Mayıs tarihinden itibaren üyeliğine son verilip ayrılmasını sağladı.
OPEC, dünya petrol üretiminin %40’ını ve petrol rezervlerin %80’ine hakim olan bir dev karteldir.
Petrolün Küresel arz talep dengesini i ve fiyatlarını kontrol etmek için OPEC ülkelerin rafine kapasitelerine göre yıllık üretim kotaları belirliyor.
Yani daha fazla üretim yapma kapasiteleri olmasına rağmen piyasayı stabil tutmak adına önden belirlenmiş kotalar doğrultusunda üretim yapıp satabilir üye ülkeler.
Birleşik Arap Emirlikleri 1971 yılında üretilen petrolü kontrol altında tutmak için ADNOC (Abu Dhabi Ulusal Petrol ) şirketini kurdu.
Yıllar içinde ADNOC özellike 1980’lere kadar da kapasitesini arttırmak için çok büyük yatırımlar yaparak bugün OPEC’in temel üyeleri arasında dördüncü en büyük petrol üreticileri arasına yükseldi.
Ancak, OPEC’in üretim kotasından dolayı günlük üretimini sadece üçte birini satabiliyor, bu da çok ciddi para kaybına ve daha da önemlisi fiyatların yükselmesini de sağlıyor.
OPEC’in en büyük üretici olan Suudi Arabistan, kuşkusuz ki ülkelerin üretim kapasitelerinde ve varil satış fiyatlarında da oldukça belirleyici konumda.
OPEC, zaman içinde tüm ülkelerin kapasiteleri kontrol altında tutma adına yürüttüğü sistemden dolayı ülkeler arasında da haksız rekabetin de önünü açmış oldu.
İşte bu iki petrol ülkesi arasındaki rekabetten yararlanarak Amerika’nın desteği ile Birleşik Arap Emrilikleri İran savaşı bitmeden kendine yeni yol çizdi.
Savaş sonrası, kendisine açtığı bu yeni yolda tam kapasite olarak ürettiği petrolü satabilecek ve daha da önemlisi kendi maliyetleri Suudi Arabistan kadar yüksek olmadığından varil fiyatlarını 40 ile 60 Dolar arasına geri çekerek satabilecek.
Bu durum da Suudi Arabistan için olağanüstü bir ekonomik kriz olarak geri dönecek.
Zira Suudi Arabistan, “Hedef 2030” vizyonu ile 150 milyar Doların üstüne yatırımlar yaparak olağanüstü dev inşaat projelerine ve spor alanlarında, henüz geri dönüşleri olmayan ve artık karşılanamaz gibi gözükmeye başlayan projelere imza attı.
Tüm bu projelerin finansmanı varil fiyatları 90-100 dolar arası olmasıyla hesaplandı.
Dolaysısıyla bu gelir yarıya indiğinde bir de üstelik Hürmüz Boğazı’nın yeni koşullar gereği geçiş ücretleri ve yükselen sigorta maliyetleri de eklenince başlatılan hiç bir projenin tamamlanması mümkün olmayacak.
Bu Arabistan’a yaşatılacak olan krizin iç ekonomik kısmı.
Esas vurucu darbe Suudi Arabistan’ın dış politikasına indirilecek.
Başta Afrika Boynuzda.
Afrika Boynuzu, Suudi Arabistan için çok stratejik bir bölgedir, zira petrol ihracatı için hatayı önem taşıyor.
Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb deniz yolu üzerinde yer aldığı için Riyad’ın en aktif dış ticaret bölgelerinden biridir.
Şu an Somali, Cibuti, Eritre, Etiyopya ve Sudan’da özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ile karşı karşıya geldikleri çok ciddi menfaat çatışmaları var.
Suudi Arabistan eğer çıkarlarını bu bölgede finanse edemez hale gelirse, bu da Amerika, Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden yaratılan boşluğu doldurması anlamına gelecektir.
O yüzden Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılmasına sadece petrol üretim ve satış meselesi olarak bakamayız.
Amerika, çok sistemli bir şeklide bir yandan petrol üreticiler arasında yeni bir sistem kurup kontrolünü elinde tutmaya çalışırken, diğer yandan da aynı üreticileri kullanarak Çin’i hedef alarak yükselişini engellemeye çalışıyor.