Bu hafta sonu Amerika ve İran, Pakistan’ın başkenti olan İslamabad’da Amerika’nın teslim olma koşullarını görüşmek için bir araya geldi.
Amerika bu görüşmeyi her ne kadar “ateşkes koşulları” olarak lanse etmeye çalışsa da gerçek o ki bu görüşme özünde Amerika’nın yaşadığı bu felaket yenilgiden en az hasarla kurtulabilme çabasıydı.
Ateşkes görüşmeleri, her iki tarafın elinde kozlar olduğunda ve yeni operasyonlara hazırlık yapabilmek için görüşülür.
Ancak burada İran’ın eli çok güçlüyken, Amerika’nın eli tamamen boş olduğundan bu görüşme bir “ateşkes” görüşmesi değil tam tersi bir “teslimiyet” görüşmesi olarak bakılmalı ve bu açıdan da yorumlanmalıdır.
Zira, 27 Şubat günü Hürmüz Boğazı açıktı.
Tüm Körfez ülkeleri petrollerini veya sıvılaştırılmış gazlarını kesintisiz olarak dünyaya sevk edebilirdi.
Petrolün varil fiyatı 56-57 dolar arasındaydı.
PETRO-DOLAR yürürlükteydi.
Körfez ülkeleri, topraklarında bulunan Amerikan askeri üslerininin onlar için bir güvenlik garantisi olduğunu hâlâ düşünmekteydiler.
İran’a karşı yaptırımlar yürürlükte ve yaklaşık 50 ile 100 milyar dolar değerinde varlıkları farklı ülkelerin banklarında dondurulmuştu.
İran, yürürlükte olan yaptırımlardan dolayı, kendi petrolünü çok sınırlı ve düşük fiyatlara satmak zorundaydı.
İran, Hürmüz Boğazından ortalama günlük 130 geminin girişine ve çıkışına karışmadan izin veriyordu.
Amerika’nın en güçlü silahı olan “dolar” ticaretin hâlâ egemen parasıydı.
Tüm Körfez ülkelerindeki Amerikan askeri üsleri yerinde ve faaldi.
Ayrıca, Amerika’nın Çin’e karşı Japonya ve Güney Kore’deki bulunan askeri üsleri ve varlıkları istikrarlı ve güçlüydü.
Rusya ve Çin bu kadar açıktan İran’ın yanında durmuyordu.
Hindistan daha güçlüydü.
Pakistan, bir oyun kurucu değildi.
Avrupa, NATO’dan tamamen bağımsız bir Avrupa ordusu fikrine açıktan bu kadar dillendirmeye cesareti yoktu.
Vatikan’ın iAmerikan Papası 14. Leo, Donald Trump’ın görevden alınması için kongreyi göreve davet etmemişti.
Pentagon ve Vatikan karşı karşıya gelmemişti.
Ancak, bir gün sonra yani 28 Şubat günü, sabah 08.15’te tüm belirttiğim koşullar ortadan sırasıyla kayboldu.
Tüm Körfez ülkeleri petrollerini veya sıvılaştırılmış gazlarını artık Hürmüz Boğazını aşıp, dünyaya sevk edemez oldu.
Bu da Körfez ülkeleri için günlük 2 milyar dolar, küresel ekonomide yarattığı enflasyon, enerji stokların azalması, tedarik zincirlerin bozulması nedeniyle günlük ortalama 20 ile 30 milyar dolar arasında zararın önü açıldı.
Petrolün varil fiyatı 56-57 dolardan şu an 97-110 dolara kadar yükselmiş durumda.
İran’a karşı yürürlükte olan yaptırımların bir kısmı İslamabad’daki görüşmeleri gerçekleşebilsin diye Amerika, korkusunda ilk 7 milyar doları cumartesi günü görüşme öncesi İran için serbest bırakmak zorunda kaldı.
İran’a karşı yaptırımlardan bir kısmı kaldırıldı ve şu an dünyaya kendi petrolünü, üstelik İran para birimi olan İran Riyali (IRR) üzerinden istediği fiyata satabiliyor.
İran, Hürmüz Boğazının kontrolünü ve geçişlerini tamamen ele aldı ve “dost ülkelerin” dışında Amerika ve İsrail ve onlara bağlantılı olan gemilerin geçişlere de 42 gündür izin vermiyor.
Daha önceden geçişlerin ücretsiz olan Hürmüz Boğazı artık her gemiden İran tarafından, Umman ile paylaşmak üzere 2 milyon dolar karşılığında İran parası veya Yuan para birimi olarak tahsil edecek.
Hürmüz Boğazından geçen dünyanın %20 petrolünü artık İran, dolar ile değil Yuan ile ödendiğine dair ispatlayan belgeler istiyor.
Böylelikle Amerika’nın en güçlü silahı olan “dolar” artık “YUAN” ile tedarik zincirinin birinci halkasına terk edilmeye başlandı.
Tüm Körfez ülkelerindeki Amerikan askeri üsleri vuruldu, nerdeyse etkisiz hale geldi ve birçok birlik bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.
Körfez ülkeleri, kendi yetersiz ordularıyla baş başa kalıp, savunmasız ve hedef haline geldi.
Amerika’nın, Çin’e karşı konumlandırdığı Japonya ve Güney Kore’deki bulunan askeri üsleri ve varlıkların bir kısmını geri çekince Asya’daki pozisyonunu da zayıflatmış oldu.
Rusya ve Çin artık açıktan İran ile bir blok oluşturduklarını askeri olarak dünyaya deklere etti.
Hindistan daha güçlüyken, İsrail’in yanında durarak pozisyonunu resmen kaybetti.
Pakistan, hiç ana denklemde yokken ve Amerika’nın sadık müttefiki gibi bakılırken birden nükleer silah sahibi olan oyun kurucu oldu.
Avrupa ise artık NATO’dan bağımsız, Amerika olmadan İran ile görüşmeye, kendi ekonomilerini kurtarmaya başladı.
İspanya’nın önderliğinde, İsrail’in sözü geçmeyen ve şantajları ile hedeflenen baskının artık etkisiz kalan yeni bir kıta vizyonu ortaya konulmaya başlandı.
İsrail’a karşı rüzgar değişti, en güçlü propaganda silahı olan Holokost ile ilgili yaşananlar artık sorgulanıyor ve açıktan insanlar tüm dünyada İsrail vatandaşlarını gördükleri yerlerde çekinmeden protesto ediyor.
Vatikan’ın ilk Amerikan Papası 14. Leo, kendi ülkesi ile karşı karşıya geldi ve siyasetin tam da merkezine oturdu.
Papa, Başkan Donald Trump’ın görevden alınması için kongreyi göreve davet etti ve Amerikan Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın kiliseden atılması konuşulmaya başlandı.
Pentagon ve Vatikan’ın önderliğinde temsil edilen 1.4 milyar Katolik yavaş yavaş karşı karşıya geliyor.
Bunların tümü üstelik sadece 42 gün içinde oldu.
Dolayısıyla, Amerika İran’a saldırarak hedeflerinin arasında sadece 86 yaşında Dini Lideri Hamaney’i değiştirebildi ancak burada da 56 yaşında olan oğlunun gelmesini sağladı.
O yüzden İslamabad’daki görüşmelere Amerika, eli güçlü olarak gelmedi, bilakis tamamen eli boş ve çaresiz geldi.
Amerika’nın kendi ülkesinde ve küresel olarak yarattığı ekonomik krizi acemi yazar Başkan Yardımcı J.D. Vance, siyonist tüccar damat Jared Kushner ve milyarder emlakçı Trump’ın özel dostu Steve Witkoff’un çözebilecek boyutlarda kesinlike değil.
Tarihe geri dönüp bakıldığında her halde Amerika gibi küresel bir güç, başka bir ülkenin sadece 42 gün içinde yeni küresel güç haline gelmesini sağladığı görünmemiştir diye düşünüyorum.
Amerikan Başkanı Donald Trump, “Make Amerika Great Again” sözü ile gelmiş olabilir ancak “Make İran Great Again” gerçeği ile gideceği kesindir…..