Ordu’nun Korgan ve Aybastı ilçesine bağlı Perşembe Yaylası’nda “altın” arandığını vali açıkladı. Ordu Valisi Muammer Erol, “Yaylada bir altın arama faaliyeti söz konusu, bununla ilgili yargıda devam eden bir süreç var. Arama faaliyetinin durdurulmasını, engellenmesini gerektiren valilik ya da diğer kamu kurumları eliyle bir durum söz konusu değil. Yetkili makamların verdiği izinle, bir arama faaliyeti yapacak firma” dedi.

Erol, “Yanlışı nasıl ortaya koymak istiyorsan öyle ortaya koy ama herhangi bir şekilde, izin verilen bir faaliyeti durdurma veyahut da o faaliyeti yapan, yapma hakkı bulunan firmaya o firmanın elemanlarına, o firmanın aracına gerecine zarar vermeye dönük bir şey yaparsanız bu suçtur” ifadelerini kullandı.

Yani devlet, halkın karşı çıktığı bir şirket faaliyetini koruma altına almış durumda. Peki ama altın aranan Perşembe yaylası, alından çok kıymetli değil mi?

***

Hani Hüseyin Dilaver’den alınan “Oy benum sevduceğum” türküsünde “Of, Sürmene yaylası, on beş doktora bedel” deniliyor ya, aslında yaylaların, ormanların, denizlerin, akarsuların, göllerin değeri, bundan çok daha ötede...

CHP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun ve CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, özetle “Karadeniz’in eşsiz doğasını, yaşam alanlarımızı ve geleceğimizi rant uğruna talan ettirmeyeceğiz” diyor.

Konunun bir de bilimsel ve ahlâki yönü var.

Doğu Karadeniz’de “turizm” denilince akla gelen ilk isim olan Volkan Kantarcı, paylaştı:

“Bildiğiniz üzere ‘vahşi madencilik’ olarak adlandırılan insan düşmanı, ekosistem düşmanı madencilik faaliyetleri Doğu Karadeniz Bölgemizde de hızla artmakta. Mahkemelerin iptal ve durdurma kararlarına rağmen devam eden çalışmalar var. Geçen ay Giresun ilçelerinde, geçen hafta Perşembe Yaylasında başlayan sondaj çalışmalarına halkın tepkisi var. Karadeniz Teknik Üniversitesi Oman Fakültesi’nden Prof. Dr. Cantürk Gümüş de Karadeniz’de yaşamı savunmak içim bilimsel ve ahlaki bir çağrı olarak ‘Karadeniz İçin Manifesto’ yayınladı.”

Karadeniz için manifesto - Resim : 1Karadeniz için manifesto - Resim : 2

Prof. Dr. Cantürk Gümüş’ün “Karadeniz İçin Manifesto”su aynen şöyle:

“Bu metin yalnızca bir değerlendirme değil, aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Karadeniz yalnızca bir coğrafya değildir. Karadeniz; ormanlarıyla, sularıyla, toprağıyla ve görünmeyen canlılarıyla bir yaşam sistemidir. Bugün bu sistem kırılma noktasındadır. Ormanlar yalnızca ağaç değildir. Onlar suyu düzenler, toprağı tutar, karbonu depolar ve yaşamı dengeler. Ancak bugün ormanlar sayısal olarak var görünse de niteliksel olarak parçalanmakta ve zayıflatılmaktadır. Madencilik faaliyetleri yalnızca ağaçları kesmez; ekosistemi işlevsiz hale getirir. Bu bir arazi kullanımı meselesi değildir. Bu, yaşam sisteminin çözülmesi meselesidir.

Karadeniz’in ormanları yok edilirse:

  • Seller artar.
  • Toprak tutma kapasitesi çöker.
  • Karbon dengesi bozulur. Ama asıl tehlike burada bitmez. Deniz görünmeyen bir dünyadır. Ve o dünyanın temeli planktonlardır. Planktonların tamamına yakını mikroskobiktir, gözle görülmez. Madencilik faaliyetleriyle ortaya çıkan kirlilik; ağır metaller, asidik drenaj ve ince partiküller yoluyla su sistemlerine karışır. Bu süreçler planktonları doğrudan etkiler. Planktonlar;
  • Küresel oksijenin büyük bölümünü üretir,
  • Karbonu depolar,
  • Deniz yaşamının temelini oluşturur. Onlar yoksa yaşam zinciri yoktur. Planktonların çökmesi demek:
  • Oksijen üretiminin azalması,
  • Balıkçılığın çökmesi,
  • Deniz ekosisteminin dağılması demektir. Bu bir ihtimal değil, bilimsel olarak öngörülebilir bir süreçtir. Üstelik mesele sadece kirlilik değildir. Ormanlar ile denizler arasında görünmeyen hayati bir bağ vardır. Orman topraklarından gelen organik maddeler (humik ve fulvik bileşikler), fitoplanktonlar için gerekli mikro besinlerin taşınmasını sağlar. Orman yoksa bu akış kesilir. Bu akış kesilirse deniz üretkenliği düşer. Yani: Ormanı kaybetmek, denizi de kaybetmektir. Karadeniz’de madencilik faaliyetlerinin yaygınlaşması:
  • Karasal ekosistemi zayıflatır,
  • Deniz üretkenliğini düşürür,
  • Ekonomik faaliyetleri (özellikle balıkçılığı) tehdit eder,
  • Ve nihayetinde yaşam kalitesini geri döndürülemez biçimde azaltır. Açıkça söylüyoruz: Maden zenginlik değildir. Zenginlik; işleyen bir ekosistemdir. Zenginlik; ormandır, sudur, planktondur, yaşamın sürekliliğidir. Bugün verilen kararlar yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların yaşama hakkını belirler. Bu bir uyarı değil, bir sorumluluk çağrısıdır. Karadeniz için, yaşam için, bilim için: Ormanları koruyun. Denizleri kirletmeyin. Ekosistem bütünlüğünü bozmayın. Alınacak tüm kararlara bilim insanlarını dahil edin. Aksi halde kaybedilecek olan yalnızca doğa değil, yaşamın kendisidir.”

***

Anlaşılıyor ki Karadeniz yaylalarını savunmak, vatan savunması olduğu kadar insan hayatı açısından da “meşru müdafaa”dır.