ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş devam ederken Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması başta petrol fiyatlarındaki dalgalanma olmak üzere küresel ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Petrol taşımacılığındaki en kritik geçiş noktalarından birinin kapanması ile birlikte farklı önlemler alınırken savaşın devam etmesi ve Boğaz’ın kapalı kalmaya devam etmesi ile birlikte ekonomilerin nasıl etkileneceği konusunda farklı senaryolar gündeme geldi.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Hürmüz Boğazı’nda artan güvenlik risklerinin yalnızca petrol fiyatlarını değil küresel sanayi ve tarım tedarik zincirlerini de etkileyebileceğini açıkladı. Rapora göre krizin uzaması durumunda Türkiye’de enerji faturası, sanayi üretim maliyetleri, gübre fiyatları ve dış ticaret üzerinde yeni bir maliyet baskısı oluşabilir.
Kısa Dalga’dan Hale Gönültaş’ın haberine göre, TEPAV Enerji ve İklim Direktörü Mühdan Sağlam tarafından hazırlanan “Hürmüz Krizi: Petrokimya, Gübre ve Sanayi Girdilerinde Küresel Tedarik Riski ve Türkiye’ye Etkisi” başlıklı rapor, boğazda yaşanan güvenlik krizinin yalnızca enerji piyasalarını değil sanayi üretimi, tarım ve küresel ticaret maliyetlerini de etkileyen geniş kapsamlı bir ekonomik risk oluşturduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre krizin uzaması halinde Türkiye’de enerji maliyetleri, sanayi üretim giderleri, gübre fiyatları ve lojistik maliyetleri artabilir. Bu durumun ekonomide yeni bir enflasyon baskısı yaratabileceği değerlendiriliyor.
SANAYİ İÇİN KRİTİK HAMMADDELER RİSK ALTINDA
Raporda Türkiye’nin sanayi üretiminde kullanılan bazı kritik hammaddeleri Körfez ülkelerinden ithal ettiği vurgulanıyor. Türkiye her yıl yaklaşık 700 milyon ila 1 milyar dolar değerinde alüminyum ve yaklaşık 2 milyar dolar değerinde plastik ve petrokimya hammaddesi ithal ediyor. Bu ürünlerin önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı üzerinden Türkiye’ye ulaşıyor. Krizin uzaması halinde ham madde fiyatlarının yükselmesi, taşımacılık maliyetlerinin artması ve sevkiyat sürelerinin uzaması özellikle otomotiv, beyaz eşya, plastik, ambalaj ve kimya sektörlerinde üretim maliyetlerini artırabilir.
TEKSTİL SEKTÖRÜ DE ETKİLENEBİLİR
Türkiye’nin güçlü olduğu tekstil ve hazır giyim sektöründe kullanılan bazı petrokimya girdileri de Körfez ülkelerinden geliyor. Özellikle polyester üretiminde kullanılan monoetilen glikol (MEG) Türkiye için önemli bir ithal girdi. Türkiye’nin yıllık MEG ithalatının yaklaşık yüzde 35-40’ı Körfez ülkelerinden sağlanıyor. Bu nedenle petrokimya fiyatlarında yaşanabilecek artışların 30 milyar doları aşan tekstil ve hazır giyim ihracatı üzerinde maliyet baskısı yaratabileceği belirtiliyor.
GÜBRE MALİYETLERİ YÜKSELEBİLİR
Rapora göre Hürmüz’de yaşanan krizin etkileri tarım sektöründe de hissedilebilir. Türkiye’de yıllık kimyevi gübre tüketimi 6–7 milyon ton seviyesinde bulunuyor ve bunun önemli bir kısmı ithalatla karşılanıyor. Körfez ülkelerinin Türkiye’nin azotlu gübre ithalatındaki payı yüzde 15-25 arasında.
Boğazda yaşanabilecek bir tıkanıklık gübre fiyatlarının yükselmesine ve sevkiyat sürelerinin uzamasına neden olabilir. Bu durum özellikle buğday, mısır, pamuk ve ayçiçeği gibi temel tarım ürünlerinde üretim maliyetlerini artırarak gıda fiyatlarına da yansıyabilir.
DENİZ TAŞIMACILIĞI PAHALANDI
Raporda krizin deniz taşımacılığı maliyetlerini de hızla artırdığı belirtiliyor. Hürmüz’den geçen gemiler için savaş riski sigorta primleri kısa sürede birkaç kat yükseldi. Enerji taşımacılığında ise LNG tankerlerinin günlük kiralama ücretlerinin bazı dönemlerde yüzde 600’e kadar arttığı ifade ediliyor. Sağlam’a göre bu gelişmeler Türkiye açısından hem ithalat maliyetlerinin artması hem de ihracat teslim sürelerinin uzaması anlamına gelebilir.
Türkiye’nin yıllık enerji ithalatı 60–65 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 4,5–5 milyar dolar artırabileceği hesaplanıyor. Petrol fiyatlarının 90–100 dolar bandına yükselmesi, enerji maliyetleri ve enflasyon üzerinde yeni bir baskı yaratabilir.
TÜRKİYE İÇİN FIRSAT DA DOĞABİLİR
Rapora göre küresel tedarik zincirlerinde yaşanan değişim Türkiye için bazı fırsatlar da yaratabilir. Uzak Doğu’dan Avrupa’ya deniz taşımacılığı 35–40 gün sürerken Türkiye’den Avrupa’ya sevkiyat 3 ila 7 gün içinde gerçekleştirilebiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, ülkeyi bölgesel bir üretim ve lojistik merkezi haline getirebilir.
Trump’tan NATO’ya tehdit: Çok kötü bir gelecek bekliyorDünya
İran’dan Hürmüz için yeni formül: Dolar devre dışı bırakılıyorDünya
İran’dan Trump’a sert yanıt: 'Çin'e bile yalvarıyor'Dünya