Son bir haftada Türkiye peş peşe yeni tartışmalar yaşadı. Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar, Babala TV ekibine yönelik gözaltılar, Levent Üzümcü ve Nasuh Mahruki hakkında yürütülen işlemler… Gündemin sadece yargı tarafı bile oldukça yoğun.
Geçen hafta Deniz Göktaş konuşuluyordu. Bu hafta Haluk Levent. Muhtemelen gelecek hafta bambaşka bir isim konuşacağız. Fakat bugün tartıştığımız dosyaların hangisinin sonucunu gerçekten takip edeceğiz?
Artık gündem gerçeği değil, dikkati yönetiyor.
Sorun yalnızca gündemin hızlı değişmesi değil. Bu hız, düşünme biçimimizi de değiştiriyor. Çünkü sürekli değişen gündem, insanları değerlendirmeye değil, anlık tepki vermeye yöneltiyor.
Artık bilgi edinmekten önce pozisyon almak zorunda hissediyoruz.
Belki de bu yüzden Türkiye’de tartışmalar giderek olaylar üzerinden değil, kimlikler üzerinden yapılıyor.
Hakkında işlem yapılan kişiyi seviyorsak daha ilk dakikadan onun masum olduğuna, sevmiyorsak suçlu olduğuna inanıyoruz. O kişinin siyasi görüşü, yaşam tarzı, geçmişte yaptığı açıklamalar veya ait olduğu düşünülen çevre, olayın kendisinin önüne geçiyor.
Böylece hukuk tartışması, hukuk üzerinden yapılmıyor. İnsanlar delilleri, gerekçeleri ve usulü değil; isimleri savunuyor veya mahkûm ediyor.
Dün hakkında kesin hükümler verdiğimiz kişinin bugün adını bile anmıyoruz. Dün herkesin uzmanı olduğu bir dosyanın bugün hangi aşamada olduğunu bilmiyoruz. Olay çözülmediği hâlde zihnimizde kapanıyor; çünkü ilgimizi çeken yeni bir olay başlıyor.
Toplumsal hafıza ilk günün gürültüsünden ibaret
Asıl tehlike de burada ortaya çıkıyor.
Bir olayın gündemden düşmesi, o olayın aydınlatıldığı anlamına gelmiyor. Çoğu zaman yalnızca daha yeni, daha çarpıcı veya daha fazla etkileşim sağlayan başka bir olayın başladığı anlamına geliyor.
Deniz Göktaş tartışmasını düşünelim. Birkaç gün boyunca sosyal medyanın, televizyonların ve siyasi açıklamaların önemli başlıklarından biriydi. İnsanlar gösteriyi, kullanılan ifadeleri, mizahın sınırlarını ve ifade özgürlüğünü tartıştı.
Ardından başka olaylar yaşandı ve tartışma neredeyse bir anda kayboldu. Çünkü dikkatimizi başka bir yere çevirdik.
Aynı durum bugün konuştuğumuz başlıklar için de yaşanacak. Çünkü gündem bize sürekli yeni bir tartışma sunarken, eski tartışmaların sonucunu takip edecek dikkati ve sabrı bırakmıyor.
Kimin gözaltına alındığını hatırlıyoruz fakat nedenini bilmiyoruz. Hakkında hangi iddiaların ortaya atıldığını biliyoruz fakat kişinin ne cevap verdiğini takip etmiyoruz. Bir soruşturmanın başladığını duyuyoruz fakat takipsizlikle mi, dava açılmasıyla mı, beraatle mi veya mahkûmiyetle mi sonuçlandığını öğrenmiyoruz.
Böyle bir ortamda kamuoyu denetimi de sağlıklı biçimde işlemiyor. Çünkü iktidardan, yargıdan, medyadan veya ilgili kurumlardan hesap sorabilmek için yalnızca başlangıçları değil, sonuçları da takip etmek gerekir.
Gündemin hızına kapıldıkça düşünmek yerine tepki veriyor, araştırmak yerine paylaşım yapıyor, anlamak yerine taraf seçiyoruz. Sonra yeni bir olay geliyor ve her şeye baştan başlıyoruz.
Elbette gündem değişecek. Yeni olaylar yaşanacak, yeni soruşturmalar açılacak, yeni siyasi tartışmalar başlayacak. Ancak bir toplumun hafızası ne kadar kısalırsa, gerçeğe ulaşma ihtimali de o kadar azalır.
Bunu özellikle önemsiyorum. Çünkü henüz yargı sürecinde olan pek çok mesele gibi, Haluk Levent hakkındaki dosya da hangi yöne evrilirse evrilsin, soruşturma tek yönlü bir değerlendirmeyle sınırlı kalmamalı; hukuka aykırı olduğu tespit edilen her türlü fiil, kim tarafından işlenmiş olursa olsun aynı kararlılıkla soruşturulmalıdır