S&P bombayı patlattı.
“Program çalışıyor ama asıl sınav seçim yaklaştığında başlayacak.” dedi.
Kurum, sıkı para politikasının iç talebi ve kredi büyümesini yavaşlattığını,
buna rağmen dezenflasyonun beklenenden daha yavaş ilerlediğini
ve seçim yaklaştıkça bu politikanın sıkıntıya girebileceğini söyledi.
Aslında çok da haksız değil.
Çünkü bugün uygulanan sözde programın bedelini;
vatandaş,
emekçi,
emekli,
esnaf,
KOBİ,
sanayici
ve çiftçi çok ağır bedellerle ödüyor.
Bir tarafta enflasyonu düşürmeye çalışan sözde program var;
diğer tarafta o programın altında ezilen milyonlar.
Üstelik bütçe de berbat durumda.
Merkezi yönetim bütçesi yılın ilk dokuz ayında yaklaşık 1,84 trilyon lira açık verdi.
Faiz ödemeleri ise 2 trilyonu çoktan geçti.
Üstelik bütün bu yapılanlara rağmen enflasyon hâlâ yüzde 30 civarında.
Kısacası bir tarafta işe yaramayan saçma sapan bir politika,
diğer tarafta “Yeter artık!” diye çığlık atan insanlar.
Ve bu arada seçim yaklaşıyor.
Normal takvimde cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimleri Mayıs 2028’de.
S&P de tam olarak bu takvimi işaret ediyor ve;
“Bugüne kadar sıktın da seçim yaklaşınca ne yapacaksın?” diyor…
Tabii bunu kurumsal bir dille söylüyor.
Okumuş adamlar tabii;
“İncınmışsın.” diyor.
Reuters’ın aktardığına göre S&P, seçim sürecinin Merkez Bankası ve ekonomi yönetiminin mevcut disipline bağlılığını sınayacağını düşünüyor.
Bir anlamda seçime bu şekilde gidilmesinin zor olduğunu ima ediyor.
Velhasıl;
bu dar zamanda hükümetin önünde iki yol var.
Ya aynı politikaya devam edecek;
faizi yüksek,
krediyi sınırlı,
talebi düşük tutacak.
Bunu yaparak hem vatandaşın hem de şirketlerin içinden geçecek.
Ya da seçim ekonomisine geçip;
maaşları artıracak.
Krediyi gevşetecek.
Kamunun harcamasını artıracak.
Piyasaya daha fazla para verecek.
Bana göre ikinci yolun seçilme ihtimali çok daha yüksek.
Ama o zaman doğal olarak şu soru gündeme gelecek;
“Bu değişiklik Mehmet Şimşek’le yapılabilir mi?”
Elbette mümkün,
Ama bana göre çok zor.
Çünkü Mehmet Şimşek bugün uygulanan politikanın yüzü.
Yüksek faiz,
sıkı kredi,
bütçe disiplini,
sınırlı ücret artışı,
kurun kontrollü tutulması…
Bunların tamamı Mehmet Bey’in sözde politikası.
Ayrıca politika değişikliği için bir günah keçisine de ihtiyaç var.
“Faizi düşürelim.”
“Krediyi açalım.”
“Maaşları artıralım.”
“Ekonomiyi canlandıralım.”
denilebilmesi için önce Mehmet Bey’e “Güle güle.” denilmesi gerekiyor.
Hatta bu yapılırken emin olun, en sert eleştiriler de iktidar basını tarafından gelecektir.
Bugüne kadar uygulanan sözde politikanın bütün faturası Mehmet Şimşek’e yıkılacaktır.
Manşetleri okur gibiyim;
“Halkı görmedi, tası tarağı topladı gitti.”
“Ekonominin içinden geçti, kapının önüne konuldu.”
“Artık değişim zamanı, güle güle Bay Mehmet.”
Bu manşetleri görürseniz sakın şaşırmayın.
Oysa mesele kişi değil.
Mesele politikasızlık.
Ve bu politikasızlık sürdükçe;
gelen gideni, giden geleni aratır.
Milli ekonomi politikası yerine faiz politikası uygulandığı sürece ekonomi asla düzelmez.
Evet, seçim öncesi musluklar kısa süreli açılabilir ama,
seçim biter bitmez bu kez başka bir Mehmet beyle yola devam edilir.
Seçim öncesi yapılan harcamaların faturası da yine vatandaşa kesilir.
Millet yine hayat pahalılığı altında ezilir,
Şirket yine köşeye itilir.
Anlayacağınız bu kafa devam ettikçe bu hikaye bitmez.
Zenginler daha zengin,
fakirler daha fakir olmaya devam eder.