Her sabah uyandığımızda dünyayı parmaklarımızın ucunda sanıyoruz. Telefon ekranına dokunarak yemek siparişi veriyor, fatura ödüyor, toplantılara katılıyoruz.

Hayatımız hiç olmadığı kadar kolay. Oysa konforun arkasında devasa bir uçurum yatıyor. Görünmez bağlarla bağlandığımız ağlar, bizi her an düşebileceğimiz bir ipe hapsediyor.

Şirketlerin yapay zekâ furyasına kapılıp milyonlar dökmesine bakalım…

ChatGPT reklamlarına koşan dev markalar tıpkı altına hücum dönemindeki madenciler gibi telaşlılar. Beklentileri büyük lakin sonuç tam bir hüsran.

Hedef kitleyi tutturamayan fahiş tıklama maliyetleri getiren reklamlar yüzünden harcanan paraya inovasyon vergisi demeye başladılar.

Körkütük bir teknoloji hayranlığı aklın önüne geçiyor. Yeni olan her şeyin kazandıracağına dair temelsiz bir inanç var. Hâlbuki ortadaki tablo stratejisiz atılan adımların faturasının ne kadar ağır olduğunu kanıtlıyor.

Sanal dünyadaki hataların bedeli cüzdanda hissediliyor. Öte yandan işin daha korkutucu boyutu fiziksel gerçekliğimize sızması.

Fransa'da yaşanan siber saldırı tehlikenin boyutunu özetliyor.

Bilgisayar korsanları marketlerin soğutma sistemlerine sızıp dereceyi 50 santigrata kadar çıkardı. Silah patlamadı, camlar kırılmadı. Ortada soygun izi yoktu.

Gelgelelim yüz binlerce Euroluk et, süt, peynir çöpe gitti. Kod satırları arasına gizlenen bir tehdit raflardaki yiyeceği çürütebilecek güce ulaştı. Dijital ile fiziksel dünya arasındaki duvar tamamen yıkıldı.

İşin asıl dehşet verici kısmı finans boyutunda gizli. Çin asıllı bir yorumcu olan Prof. Jiang Xueqin'in uyarısına kulak vermek gerekiyor. Amerika'nın finansal altyapısına yönelik olası bir saldırı senaryosundan bahsediyor.

Paranın kağıt olmaktan çıkıp tamamen dijital verilere dönüştüğü bir sistemde, insanların hesaplarına ulaşamadığı anı düşünün. Kartınızı uzatıyorsunuz, çalışmıyor. Mobil şube açılmıyor.

Ekranda gördüğünüz ve sahip olduğunuzu sandığınız rakamlara erişiminiz bir anda kesiliyor. Para temelinde bir inanç sözleşmesidir. Rakamların doğruluğuna duyulan güven çöktüğü saniye bankalara hücum başlar. Toplumsal panik dalgası saatler içinde her sokağa yayılır.

Yıllar boyunca hızı, erişilebilir olmayı, her şeyi tek tıkla halletmeyi övdük. Geldiğimiz noktada sorulması gereken soru tamamen değişti. Teknoloji çöktüğünde hayatta kalabilme kapasitemiz ne kadar?

Elektrikler kesildiğinde, internet koptuğunda, veriler silindiğinde kaç saat ayakta durabiliriz?

Büyüklük sahip olunan veri miktarıyla ölçülmeyecek.

Asıl değer darbe alındığında direnebilme gücünde yatıyor. Teknolojinin getirdiği o göz alıcı hız yerini sessiz bir güven arayışına bırakıyor.

Karanlıkta yolumuzu bulmamıza yardım edecek olan şey, ne kadar hızlı koştuğumuzdan ziyade ayaklarımızı ne kadar sağlam bastığımızdır.