Merkez Bankası ve kamu bankaları dezenflasyonist politikalar kapsamında döviz kurlarını düşük tutmak ve TL’yi değerli kılmak için döviz satıyor.
Eğer kurlarda reel artış olursa, bu ithalat fiyatlarını artırır. İthalat fiyatlarının artması ise hem ithal girdi maliyetlerini artırır ve fiyatlara yansır, hem de ithal tüketim mallarının doğrudan fiyatını artırır.
MB bu hesapla TL’yi değerli tutuyor. Ama bu politikaların nereye gideceğine ve getirdiği maliyetleri hesaplamıyor.
- Türkiye’nin dış rekabet gücü düştü.
TÜFE’ye göre Dolar;
- 2024 yılında yüzde eksi 7,4 oranında reel değer kaybetti,
- 2025 yılında yüzde eksi 6,82 oranında reel değer kaybetti,
- 2026 Mayıs ayında, yıllık eksi 11,70 oranında reel değer kaybetti.
Son yıllarda Türk Lirasının aşırı değer kazanması, Türkiye’nin dış ticarette rekabet gücünün düşmesine ve ihracatın duraklamasına neden oldu.
Ocak-Mayıs 2026 döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre İhracatta artış olmadı (binde 2), ithalat ise 1,1 oranında arttı. Dış ticaret açığı yüzde 3,6 oranında arttı.
Türkiye’de cari açığın GSYH oranı yüzde 1,5-yüzde 2 arasındadır. Bu açık yüksek değil ve fakat 25 sene devam etmesi nedeni ile sürdürebilmek risklidir.
MB’nin hesap edemediği, kurların düşük tutulması ithalat fiyatlarının düşük kalması demektir. Ama ithalatçı ithal ettiği malı maliyete göre değil, piyasada diğer malların fiyatına göre ayarlıyor. Bu durumda ithalatçı karı artıyor ve fakat fiyatlarda yine piyasaya paralel artıyor.
- MB Resmi rezervlerinde risk
Merkez Bankası resmi rezervlerini esas olarak piyasadan döviz çekerek artırdı. Mekanizma şu:
Sıcak para girişi;
MB faizleri yüzde 5 ve üzeri reel faiz seviyesinde tutuyor. Yabancı yatırımcının TL tahvil, mevduat ve borsa için kısa vadeli döviz girişi oldu. Yurtiçi yerleşikler de bir miktar dövizden TL’ye geçti.
Swap ve zorunlu karşılık
Swap, döviz depo, bankaların zorunlu karşılıkları gibi kalemler brüt rezervi büyütür; fakat bunların karşılığında TCMB’nin yükümlülüğü vardır. Nitekim 19 Haziran 2026 haftasında TCMB’nin toplam yabancı para swap işlemlerinden kaynaklanan net döviz yükümlülüğü 18,3 milyar dolardır.
2026 Haziran ayında bankaların Merkez bankasında tuttukları karşılık 62,7 milyar dolardır.
Türkiye ye son iki yıldır, gayrimenkul hariç, doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmiyor. Merkez bankasının Swap, zorunlu karşılık ve emanet dövizler ise brüt rezervini artırır ama ülkenin gerçek kullanılabilir rezerv gücünü aynı ölçüde artırmaz. Bu nedenle değerlendirmede brüt rezervden çok net rezerv ve swap hariç net rezerv önemlidir. Panik halinde MB rezervleri döviz talebini karşılayamaz.
- Sıcak para ekonomide kırılganlığı artırdı.
Türkiye öteden beri sıcak para girişi nedeni ile Dünyanın en kırılgan ülkeleri arasında yer alıyor. Sıcak para kısa vadeli sermaye girişi olduğu için, riskli durumlarda hızlı çıkar ve krize neden olur.
Türkiye sıcak para dışında kıymetli madenleri ve arsaları yabancıya satarak döviz elde etmeye çalışıyor. Bu nedenle Türkiye yüksek faizle (Faiz+CDS) borçlanıyor. Kaldı ki bugün kısa vadeli döviz ihtiyacı karşılanıyor ama gelecek kuşakların potansiyel imkânlarını bugünden tüketmiş oluyoruz.
- Reel sektörde durgunluk
Sanayiciler, iş adamları ve bunlarla ilgili organizasyonlar yüksek sesle şikayet etmeye başladılar.
Dezenflasyonist politika aracı olarak yüksek reel faiz işletmelerde maliyet artışı yarattı. Durgunluk yarattı. Kapasite kullanım oranı düştü. Sanayide düşük veya eksi büyüme mal arzının daralması demektir. Bu da maliyet artışına neden oldu. İşletmeler ya maliyetleri ileriye, tüketiciye yansıtacak veya iflas edecektir. Yani maliyet yoluyla enflasyon devam edecektir.
Merkez Bankası, döviz politikasında, kurların enflasyon kadar artmasına imkan verecekti. Enflasyon üstünde artışı önleyecekti. Şimdi piyasa aşırı gerildi. Devalüasyon baskısı oluştu.