Bankalar, mevduat, Merkez Bankasından, para piyasası ve repo işlemleri, yurt dışı sendikasyon kredileri yoluyla ve menkul kıymet ihraç ederek para toplarlar. Bu paranın bir kısmını zorunlu karşılık olarak Merkez Bankasında tutarlar.

Böylece Haziran 2026 ayında bankaların fonlama maliyeti yüzde 40 oldu. 12 Haziran 2026 haftasında, bankaların haftalık ağırlıklı ortalama ticari kredi faiz oranları da yüzde 55,32 oldu.

Bu durumda bir yıllık bir ticari kredinin reel faiz oranı yüzde 10,94 tür. Masrafıyla yüzde 11 demektir. Yüzde 11 reel faizle sanayi sektörünün yaşama olanağı yoktur.

Sanayi oda başkanları da yüksek reel faiz nedeni ile nefes alamadıklarını söylüyorlar. İhracatçılar da, dezenflasyonist politikalar kapsamında, MB ve bankaların döviz satarak TL’yi aşırı değerli tutuklarını söylüyor ve bu nedenle ihracat yapamadıklarından şikâyet ediyorlar.

Parantez içinde söylemek gerekir ki, iktisat politikaları iki yüzü de kesen bıçak gibidir. Dezenflasyonist politikalarda, ters tarafı keserse, faydadan çok zarar verir.

MB reel sektör anket sonuçlarına göre Haziran ayında;

  • İmalat sanayii kapasite kullanım oranı yüzde 74,5 geriledi.
  • Dayanıklı tüketim malı üretiminde kapasite kullanım oranı yüzde 67,9’a geriledi.

Öte yandan TÜİK, 2021 eşittir 100 bazlı, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi bu sene;

  • Ocak 96,8
  • Şubat 98,4
  • Mart 112,2
  • Nisan’da 108,9 oldu.

Yıllık olarak bakarsak çok düşük bir artış yaşanmış.

Hükümet sanayi için de, ihracat için de bazı destekler, bazı teşvikler veriyor. Ama yeterli değil. Sanayicinin önünü açmak için önce bankaların tefeci faizlerine sınır getirmesi gerekir. Reel sektör ile finans sektörü arasında yeniden denge kurulması gerekir.

En önemlisi de, demokrasi, hukuk, kurumsal devleti yeniden tesis etmektir.

Sosyal medyada Tayvanlı bir hanım konuşuyor “Sene 1952. Tayvan Haiti’den bile yoksuldu. Ortalama yaşam süresi 53 sene, okuryazarlık oranı yüzde 42 idi. Bugün ise Tayvan’da kişi başına düşen gelir 44.000 Dolar, ortalama yaşam senesi 80 sene okuryazarlık oranı yüzde 99,4’dur.

Peki bu nasıl oldu?

Öncelikle Tayvan bütün devlet sistemini baştan yarattı. Demokratikleşti ve hukukun üstünlüğünü öncelik tuttu. Liyakata önem verdi ve insanların etnik, dini hatta cinsel kimliğine bile bakmadan, politik görüşüne bakmadan hak ettikleri yerlere gelmesini sağladı.

İkincisi, eğitime çok yatırım yaptı ve katma değeri yüksek ürünler üretecek, bilim yapacak mühendisler, mucitler, akademisyenler yetiştirdi. Son olarak da ekonomik politikalarını rasyonel ve stratejik şekilde ihracata yöneltti. Böylece dünyadaki en elzem çiplerin yüzde 90’ını üreten bir ülke haline geldik.

Gelen yorumlarda genelde din, etnik kimlik, geçmişte olan tarihi olaylar siyaset ve savaş ile ilgili sorular soruluyor. Oysa biz Tayvanlılar geçmişe değil geleceğe bakıyoruz. Genelde sorduğunuz soruları biz hiç kendimize sormuyoruz. Kısır döngü siyasi veya tarihsel olaylar tartışılmıyor. Onun yerine bilim, teknoloji ve finans alanında konuşmalar oluyor. Umarın Tavyan örneği dünyada ki herkese ilham verir ve bütün dünya harika bir geleceği beraber inşa eder.”

Güney Kore kalkınması için de Tayvanlının söyledikleri birebir geçerlidir.

1960 yılında Cari dolar olarak fert başına GSYH;

  • Türkiye’de 270,
  • Tayvan’da 150,
  • Güney Kore’de 158 dolardı.

2025 yılında;

  • Türkiye de 18 611
  • Tayvan’da 39 940
  • Güney Kore’de 36 277 dolardır.

Tayvanlı hanımın sözlerini tersten okursak, neden geri kaldığımızı da anlayabiliriz.