Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Adalet Zirvesi programında "Uluslararası hukuk askıya alınmış durumda, Uluslararası iradenin yansımadığı bir BM sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez" dedi.
Erdoğan şöyle konuştu:
“Devletin en temel sorumluluğu adaleti tesis etmektir. Adalet küresel barışı temin etmek için de vardır. BM’nin 1. maddesi uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasıdır. Adalet olmadan barış sağlanamaz. Güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle ile karşı karşıyayız. Mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını herkes biliyor. Uluslararası anlaşmalar ve mahkemelerin verdikleri kararlar uygulanmaz durumda. Her şey ayaklar altına alınmış durumdadır. Bunları hamaset olsun diye söylemiyoruz. Bunlar yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var. Krizlerin çatışmaların tetiklediği ve savaşların başladığı ve istikrarsızlığın doğduğu bir ortamda ‘sistemde sorun yok’ diyemeyiz.”
Erdoğan, “İsrail, bölgenin huzurunu ve barışını kendisi için tehdit olarak görüyor” diye konuşan Erdoğan ayrıca “Suç coğrafyası küreselleşti. Çeşitli yollar ve sosyal medya gibi unsurlar, suç örgütleri tarafından kullanılıyor. Sınırları aşan suçlar karşısında ülkelerin iş birliği çok önemlidir. Hukukun dışında çıkan kimse hiçbir yere rahat olmamalıdır. Nereye saklanırsa saklansın güvende olmamalıdır.” dedi.
Erdoğan’ın tespit ve önerilerine katılmamak mümkün değil. Yalnız, Erdoğan’ın dediği gibi acaba sadece uluslararası hukuk mu askıya alındı? Türkiye’de yerli ve milli hukuk da uzun süredir askıya alınmış değil mi? Hukuk, Türkiye’deki gibi sadece muhalif partilere ve gazetecilere ve siyasi rakiplere karşı uygulanan bir ceza sistemi haline getirilmedi mi?
İktidar adayı olan siyasi rakipler hakkında neden siyasi yasak talebiyle ceza soruşturmaları açılıyor?
Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davalarında, Türk subayına ve aydınına karşı uygulanan düşman ceza hukuku, bir süredir, muhalif siyasi partilere, liderlere, belediye başkanlarına ve gazetecilere uygulanmıyor mu?
Bir gazeteci, yanlışlıkla kurum doktoru yerine kurum çalışanı yazdı diye tutuklanır mı?
Bir gazeteci, bir bakanın istifa edeceğini yazdı diye tutuklanır mı? Bunlar hukuk devletinde olacak iş midir?
Yine küresel suç örgütü üyeleri, Türkiye’ye kabul edilmedi mi? Hukukun dışında çıkan bu insanlar, neden Türkiye’de yaşamayı tercih ediyor?
***
AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ise Bursa Uludağ Üniversitesinin Prof. Dr. M. Mete Cengiz Kültür Merkezi'nde yapılan 2026-2027 Akademik Yıl Açılış Töreni'nde verdiği "Terörsüz Türkiye" başlıklı ilk derste, “Bölgemizde yeni bir düzen kuruldu, o düzenin ana aktörlerinden biri Türkiye'dir” dedi.
Ala, “Dedik ki 'Orta Doğu'da bir masa kurulmuş da masada bir sandalyeniz yoksa dikkat edin menüde olabilirsiniz.' Onun için biz Orta Doğu'da masa varsa mutlaka masada sandalyemize sahip çıkarız, orada olmalıyız. Masa ihtiyacı var da masa kurulmamışsa masayı biz kurup başkalarını çağırmalıyız." diye konuştu.
Geçekten de Orta Doğu’da yeni bir düzen kuruldu. Düzeni kuran ABD, Türkiye’ye de uygulanacak senaryoda başrolü verdi... Nedir o başrol? “İsrail’in başına bela olabilecek bütün yapılanmalara son vermek” olabilir mesela...
Suriye, İsrail için potansiyel bir tehdit olmaktan çıkarıldı ve teröristlerin yönetimine bırakıldı... Kimin sayesinde?
Şimdi Husiler, İsrail ve Suudi Arabistan’a sorun çıkarıyor... Öyleyse ne yapmak lazım? ABD’nin Mekke Anlaşması ile gösterdiği hedeflere doğru koşmak, öncelikle Suudi Arabistan’ı sonra da İsrail’i korumak lazım! Mekke Anlaşması’nın amacı da bu değil mi zaten?