Bugün Türkiye’de oynanan şey ekonomi değil; kelimenin tam anlamıyla bir ekonomi oyunu. Koca ülkenin ekonomisi rakamlarla değil, algıyla yönetiliyor. Kâğıt üzerinde her şey güllük gülistanlık. Grafikler parlak, tablolar süslü. Ama hayatın içine indiğinizde tablo bambaşka. Vatandaşın yaşadığı gerçek ortada: geçim yok, umut yok, nefes yok.

Merkez Bankası perşembe günü yılın ilk faiz kararını açıkladı. Piyasa 150 baz puanlık bir indirim bekliyordu, Banka 100 baz puanla yetindi. Politika faizi yüzde 37’ye düşürüldü. Hatırlayalım; bu faiz bir süre önce yüzde 50’ye kadar çıkarılmıştı. Şimdi “kontrollü” denilerek yavaş yavaş indiriliyor.

Peki ne değişti?

Hiçbir şey.

Faiz yüzde 50’den 37’ye inerken ülkede ne enflasyon düştü ne de vatandaşın yükü hafifledi. Şirketler hâlâ konkordato ilan ediyor. İşletmeler batıyor. Vatandaş kredi kartı ve bireysel kredilerin altında eziliyor, icralık oluyor. Bu faiz indirimleri kimsenin derdine derman olmadı.

Çünkü ortada gerçek bir ekonomi politikası yok. Bir illüzyon var.

TÜİK’in tartışmalı ölçüm yöntemleriyle enflasyon düşük gösteriliyor, böylece Merkez Bankası’na faiz indirme alanı açılıyor. Açılıyor da ne oluyor? Olan yine vatandaşa oluyor.

Enflasyon düşük gösterildiği için işçiye düşük zam veriliyor, emekliye düşük maaş artışı reva görülüyor. Bu yalnızca kamuda değil, özel sektörde de aynen uygulanıyor. Sonuç: Derinleşen bir gelir adaletsizliği.

Bugün asgari ücret neredeyse hiçbir işe yaramıyor. Emekli maaşı açlık sınırının katbekat altında. 27 bin lira asgari ücret alan bir insan, büyük şehirde 27 bin liraya kiralık daire bile bulamıyor. Bu insan kirasını ödeyecek, elektrik, su, telefon faturalarını yatıracak, kalanla da yaşamaya çalışacak.

Sonra da çıkıp bu insanlara “enflasyonu siz artırıyorsunuz” diyeceksiniz.

Allah aşkına, bu milletle alay etmeyin.

Enflasyonu artıran 14 bin lira maaş alan emekli mi?
Enflasyonu azdıran 27 bin lira alan asgari ücretli mi?

Hayır.

Enflasyonu azdıran; bankada milyon dolarları olanlar.
Peşin parayla konut alanlar.
Lüks otomobil alanlar.
Bir gecede 20-30 bin lira hesap ödeyenler.

Enflasyonu körüklemek için çok paraya sahip olmak gerekir. Türkiye’de mevduatın yaklaşık yüzde 80’i, nüfusun sadece yüzde 2’sinin elinde. Ama siz bu kesime dokunmuyorsunuz. Onlara yönelik hiçbir ciddi tedbir almıyorsunuz. Kolay yolu seçiyorsunuz: suçu emekliye, asgari ücretliye yıkıyorsunuz.

Sonra da çıkıp “Merkez Bankası faizi indirdi, helal olsun” diyorsunuz.

Helal falan değil.
Bu, kötü yazılmış bir oyunun sahnelenmesinden başka bir şey değil.

Bazen insan düşünüyor: Bu yaşadıklarımız bir rüya mı? Bir simülasyon mu? Yoksa öldük de günahlarımıza karşılık aynı hayatı bir daha mı yaşıyoruz?

İnsanın saçmaladığı hissine kapılması çok normal. Çünkü 25 yıllık AKP iktidarı bu toplumun psikolojisini öyle bozdu ki artık neyin akıl, neyin akıl dışı olduğunu ayırt edemez hale geldik.

Eğer bu bir rüyaysa, eğer bu bir simülasyonsa, umarım kısa sürede biter.
Ve biz de derin bir “oh” çekeriz.

Ama şunu unutmayalım:
Gerçekler er ya da geç algıyı yener.