YENİÇAĞ - Görüş / Arslan BULUT
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bir dizi ziyaret ve toplantıya katılmak üzere gittiği Adana’da AKP İl Başkanlığı'nda basın toplantısı düzenledi.
Gürlek, konuşmasında 2028 yılında yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimine değinerek, “2028 yılında Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek. Bu konuda teşkilatlara, kıymetli teşkilat mensuplarımıza, dava arkadaşlarımıza, yol arkadaşlarımıza çok önemli sorumluluk düşüyor. Hep birlikte; el ele, kol kola, kardeşlik hukukuyla, kardeşlik riayetiyle sahada olarak vatandaşlarımıza anlatarak inşallah Türkiye Yüzyılı’nı tekrardan Cumhurbaşkanımızın riyasetinde seçtirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
Açılım sürecine ilişkin de konuşan Gürlek, “Biliyorsunuz Terörsüz Türkiye sürecinde de güzel bir aşamaya geldik. Biz sürekli olarak gittiğimiz illerde özellikle sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle toplantılar yapıyoruz. Bu sürecin nasıl gittiği konusunda gözlemlerimizi paylaşıyoruz. Sürekli olarak bu konuda illerde toplantılar yapıyoruz” dedi
Süreç kapsamında hazırlanan düzenlemede şehit ve gazilerin hassasiyetlerinin gözetildiğini öne süren Gürlek, yasanın yürürlüğe girmesi için terör örgütünün tasfiyesi ve silahların bırakılması şartına dikkat çekti.
***
Adalet Bakanı’nın “2028 yılında Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek” sözü, iktidarın bakış açısını göstermesi açısından önemlidir. Bu sözü söyleyen kişinin Adalet Bakanı olması, bakanlıktan önce de Erdoğan’ın siyasi rakibi Ekrem İmamoğlu hakkında tutuklama talep eden başsavcı olması da yapılacak seçimlerin daha şimdiden sakatlandığını anlatmaktadır.
Erdoğan, Anayasa’ya göre iki defa Cumhurbaşkanı adayı olabilecekken, üç defa aday olmuş ve seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişin, yeni bir başlangıç olduğuna dair iddia ise hukuken geçersizdir. Çünkü Anayasa değişikliğinde böyle bir hüküm yoktur. “Anayasa’yı yine değiştiririz, hayatta olduğu sürece Erdoğan’ı aday gösteririz” deniliyorsa, buna artık seçim denmez.
***
İşi baştan ele alırsak, Cumhurbaşkanlığı seçim sistemine dair Meclis’teki Anayasa değişikliği oylaması da milletvekillerinin grup başkan vekillerine pusulayı göstererek oy kullanması ile sakatlanmıştır. Referandum ise oylanma sürerken, Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçerli saymasıyla meşruiyetini tamamen kaybetmiştir.
İktidar, 15 Temmuz darbe girişimini, “Allah’ın lütfu” olarak değerlendirmiş ve hukuk dışı yollarla ayakta kalmıştır. ABD Büyükelçisi Tom Barrack ise Trump’ın “Erdoğan’a meşruiyet verelim” dediğini itiraf etmiştir. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi, Allah’ın değil ABD’nin AKP iktidarına lütfudur. FETÖ, bir CIA organizasyonu değil midir? Fetullah Gülen’in kefili, Graham Fuller değil miydi? FETÖ’cüler, CIA tarafından verilen görevi yaptılar. Çoğu ABD’de... Ülkede kalanların ise kaçmasına seyirci kalındı. Öyle ki birini tutuklandığı halde serbest bıraktılar ve kaçmasına yardım etmiş oldular.
***
Bir sonuca varmayacağı belli olan darbe girişimi sayesinde ülkenin yönetim sistemi değiştirilmiş ve bugünlere gelinmiştir. Türkiye şimdi, Mekke Anlaşması’yla, Orta Doğu’da Amerikan düzenini kurmaya yardımcı oluyor. Bu sürecin devam etmesi, Trump’ın ve Erdoğan’ın iktidarda kalmasına bağlıdır.
Trump da iki defa başkan seçilmek için Anayasa’yı değiştirmeyi planlıyor ama onun işi daha zor. Çünkü halk desteğini kaybetti. Erdoğan ise artık mevcut sistemde aday olabilse bile seçilmesi mümkün değil. Bu sebeple, hukuk sistemini bütün rakiplerini saf dışı ettirmenin yollarını arıyor. Ayrıca Trump’ın yeniden seçilmesi de lazım...
Türkiye, seçimleri değil ama bu çalkantılı dönemi atlatmak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yönetenlerin meşruiyetini ABD’nin verdiği iddia edilen bir ülke olmak için kurulmamıştır.