Son paylaşılan veriler; rakamların artık sadece birer veri olmadığını, toplumsal bir çöküşün alarmı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Lafı uzatmaya gerek yok…
Biliyorsunuz, geçen seneyi 25 milyon icra dosyasıyla kapatmıştık. Yani aile bazında bakarsanız, neredeyse Türkiye’nin tamamı icralıktı. Yeni seneye de tam gaz başladık. Son gelen verilere göre artık her dakikada 21 kişi, her 3 saniyede ise 1 kişi icralık oluyor.
Yılın sadece ilk 50 gününde 1,5 milyon kişi icralık olmuş durumda. Bu, ekonomik krizin "babası" değil de nedir?
Bitmedi… Vatandaş parası yetmediği için zaten uzun zamandır kredi kartlarına yükleniyordu. Borcu kapatmak için de maaşının büyük bir bölümünü karta yatırıyordu. Artık o tablo da değişti; çünkü vatandaşların büyük bir bölümünün maaşı artık kredi kartı borcunu ödemeye dahi yetmiyor.
Rakamlar ortada:
- Vatandaşların %49,2’sinin aylık kart borcu maaşını aşmış
- Kart kullanıcılarının %83,7’si asgari tutarı bile ödeyemiyor.
- Borçluların %52’lik kısmı ise kart borcunu yakınlarından aldığı borçla kapatmaya çalışıyor.
İşin özeti şu: Çok yakında bu insanların çoğu da icralık olacak!
Bu ekonomik yıkım sadece cüzdanları değil, toplumsal yapıyı da kökten sarsıyor.
30–34 yaş grubundaki insanların %81,5’inin evlenmemesi bir tercih değil, bir mecburiyet haline gelmiş durumda.
Çünkü ülkemizde bu yaş aralığında neredeyse 2 milyon kişi, işsizlikten dolayı ailesinin yanında yaşamak zorunda kalıyor.
Bu; Türkiye’nin en verimli kesiminin üretkenlikten koparıldığının ve bağımsızlığının elinden alındığının resmidir.
İstanbul Ekonomi Araştırma kurumunun Türkiye raporundaki bir başka gerçeği ise bence bu ülkeyi yönetenler iyi okumalı.
Araştırmaya göre; artık AK Parti seçmeninin %49’u, MHP seçmeninin %59’u ekonominin kötü olduğunu açıkça ifade ediyor.
Yani mutfaktaki yangın, iktidar partilerinin kendi seçmenlerini de vuruyor. Bunu görmezlerse işleri çok zor!
Altın Neden Durmuyor?
Ekonomi sayfalarında rakamlar çarpışırken, sokağın ve çarşının dilinde tek bir soru var: "Altın neden durmuyor?"
Kimine göre bir yatırım aracı, kimine göre yastık altındaki huzur, kimine göre ise düğünlerin başrol oyuncusu olan bu sarı metal, bugünlerde yine zirveleri zorluyor.
Ancak altındaki bu yükseliş, sadece bir arz-talep meselesi değil; aslında dünyanın içinde bulunduğu kolektif endişenin somut bir yansıması.
Tarih boyunca ne zaman insanlık bir belirsizlik tüneline girse, elindeki kağıt paralara güveni sarsılsa, soluğu hemen altında almıştır.
Bugün de farklı bir senaryo izlemiyoruz. Bir yanda küresel ölçekte dinmeyen jeopolitik gerilimler, diğer yanda dev ekonomilerin enflasyon canavarıyla imtihanı...
Piyasalar adeta fırtınalı bir denizde yol alan gemi gibi; yatırımcı ise bu fırtınada sığınacak en güvenli limana, yani altına sığınıyor.
Özellikle jeopolitik riskler korkuyu daha da artırıyor.
Diğer yanda, eğer korku olmazsa bu kez de merkez bankalarının faiz indirimleri gündeme geliyor.
Kısacası süreç, her koşulda altına yarıyor.
Üstelik sadece bizler değil, büyük devletlerin merkez bankaları da rezervlerini tonlarca altınla doldurarak gelecekteki olası bir fırtınaya karşı barikat kuruyor.
Sonuç olarak;
altın yükseliyorsa, dünyada bir şeyler yolunda gitmiyor demektir.
Bu yükseliş sadece bir zenginleşme aracı değil, aynı zamanda küresel sistemin verdiği bir alarmdır. Yarının ne getireceğinin bilinmediği bir iklimde, altın bize şunu fısıldıyor: "Güven, paradan daha değerlidir."
Ve unutmayın; 10 bin dolar göstere göstere geliyor.