Geçen gün Merkez Bankası enflasyon raporu sunumunu yaptı. Janjanlı bir yığın şey anlattılar.

Bizim basında, muhalif-yandaş fark etmez, her zaman olduğu gibi magazine takıldı.

Merkez Bankası enflasyon hedefini yükseltti diye bağırıp dururken gerçekte ne söylendiğine bakmadı bile.

Madem öyle iş başa düştü. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın bombalarını patlatmak bize nasip oldu.

Önce konuşmayı bi hatırlayalım…

Merkez Bankası Başkanı Karahan’a göre; gıda artışı geçiciymiş, Mart ayından sonra enflasyon 2025 Kasım seviyelerine dönecekmiş, enflasyon kur sayesinde düşmüş, piyasada hala likidite fazlası varmış, Carry Trade parası 40 milyar doları bulmuş…

İtiraf üzerine itiraf var ama duyan kim !!!

Hadi gelin şimdi TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın başlık başlık bombalarını patlatmaya başlayalım…

Birinci Bomba ;

“Enflasyon gıda nedeniyle yükseldi. Onun sebebi de kış ve soğuklar. Mart geçince havalar ısınır, sorun biter.”

Yahu bunların ya dünyadan haberi yok ya da bizimle dalga geçiyorlar.

Adama sormazlar mı: “Bütün dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de gıda fiyatları neden aylık olarak yüzde 7 artıyor? Hadi onu da geçtim bu kış dünyada bir tek Türkiye’de mi yaşanıyor?”

Bakın bütün dünyada gıda fiyatları yıllardır düşerken bir tek bizde yükseliyorsa mesele meteoroloji değil, yapısaldır. Çünkü tarım üretimi yok edilmiştir. Üretmeye çalışanın gübresinden, yemine, enerjisinden, finansmanına tüm girdileri ithal ve dövize endekslidir. Yerli çiftçi faiz ve borç batağına batırılmıştır. Üretim planlaması yok edilmiştir. Pazar tamamen yabancıların eline geçmiştir. Bu ortamda gıdanın bu kadar artması bile mucizedir. Anlayacağınız böyle bir yapıda gıda fiyat artışının sebebi mevsim değil, yanlış kafadır.

İkinci Bomba ;

“Merak etmeyin, mart sonrasında enflasyon 2025 Kasım seviyelerine gerileyecek…”

Ocak, Şubat, Martta inmeyen gıda fiyatları, hasat zamanı bile gelmemesine rağmen neden Nisan’da inmeye karar veriyor?

Cevap basit; “Maaş zam dönemi geliyor da ondan !!!”

Marttan sonra enflasyonu düşüreceksin ki millete az zam yapasın. Nisan, Mayıs ve Haziran ayları, aynı Kasım ve Aralıkta olduğu gibi enflasyonun düşük olması gereken aylar. Bu aylarda enflasyonu düşük açıklayacaksın ki; memura, işçiye, emekçiye ve emekliye az maaş zammı vereceksin. Diğer aylarda da ürünlere zam üstüne zam yapıp milleti bolca öpeceksin.

Üçüncü Bomba ;

“Carry Trade tarafında 40 milyar dolarlık giriş oldu.”

Ya hocam, bu övünülecek bir şey mi?

Mehmet Şimşek bütün dünyayı beş tur bunun için mi dolaştı? Doğrudan yatırım sıfır, kurumsal sıcak para sıfır, tefeci parası 40 milyar dolar öyle mi?

Dördüncü Bomba;

“Enflasyon kur sayesinde düşük”

Hadi bu sefer eleştirmeyelim. Bir ülkede kur, üretim artışı ve yapısal güven sayesinde istikrarlı ise Merkez Bankası’nın eline sağlık denir.

İyi de bizde durum bu mu?

Kur biraz önce söylediğimiz tefeci parasıyla baskılanıyor. Yüksek faizle gelen sıcak para resmen ülkenin içinden geçiyor. Bir ayda ödenen faiz, çoğu bakanlığın yıllık bütçesinden daha fazla. İş bununla da bitmiyor: Aşırı değerli TL nedeniyle cari açık patlıyor, turizm bitiyor, şirketler gidiyor.

Beşinci Bomba ;

“Piyasada hâlâ bol likidite, yani bol para var.”

Sayın Merkez Bankası Başkanı, madem piyasada bol para var; o hâlde neden fabrikalar batıyor? Neden arka arkaya şirketler konkordato ilan ediyor? Neden her gün, üstelik en yoğun yerlerde bile esnaf kepenk kapatıyor? Çiftçi borç batağına sürükleniyor, milyonlarca kişi icralık oluyor, insanlar muhtaç durumuna düşüyor, suç oranları patlıyor? Neden koca koca iş adamları “Finansmana ulaşamıyoruz” diye bağırıyor.

Demek ki neymiş? Asıl mesele enflasyon hedefi değil bunlarmış.

Ama helal olsun Başkana, “maymuna bak maymuna” yapıp, yandaşından, muhalifine, ekonomistinden, finansçısına herkese zokayı yutturdu.

Afiyet olsun! Ne diyeyim…

++++++

Yeni Dünya Düzeni…

Bank of America analizlerine göre yatırımcılar artık “dolar dışında her şey” yaklaşımını daha güçlü benimsemeye başladı.

Son bir yılda Avrupa, Japonya ve diğer gelişmiş piyasalara 104 milyar dolarlık fon akışı olurken, ABD fonlarına giriş 25 milyar dolarda kaldı.

Bu fark sıradan bir portföy ayarlaması değil; aslında net bir yön değişimi.

ABD’nin ticaret politikaları, artan gümrük vergisi tartışmaları ve korumacılık söylemi, yatırımcıların risk algısını değiştiriyor.

ABD doları 2024 sonundan bu yana yaklaşık yüzde 10 değer kaybetti. Bu dramatik bir çöküş değil, ancak güçlü bir uyarı. Çünkü dolar yalnızca bir para birimi değil, küresel sistemin temel dayanağı.

Ancak unutmayın rezerv para olmanın da bazı koşulları var. Güven ve öngörülebilirlik bu koşulların başında geliyor.

Uzun yıllardır “Amerika lider, dünya takipçi” hikayesi, Trump’ın korkutan politikaları ile zayıflıyor. Dünya bu korkuyla çok merkezli bir piyasa yapısına dönüşüyor.

Bu değişimin önemli ayaklarından biri Asya. Ancak Avrupa’da hızla Amerika’nın finansal hegemonyasından kopmanın yollarını arıyor.

Bütün bu gelişmeler elbette doların hemen tahtını kaybedeceği anlamına gelmiyor.

Ancak küresel sistemin tek kutuplu yapısının sorgulandığı bir döneme girdiğimiz açık. Sermaye artık daha dağınık, daha seçici ve daha temkinli.

Türkiye için ise bu tablo hem fırsat hem sınav anlamına geliyor. Küresel fon akışı ABD dışına yönelirken yeni pencereler açılabilir. Ancak sermaye yalnızca yüksek getiri aramaz; istikrar, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ister. Yapısal reform olmadan gelen para kalıcı olmaz.

Özetle dünya ekonomisi yeni bir denge arayışında. Asıl mesele şu: Küresel sermaye yön değiştirirken kimler hazırlıklı olacak?

Peki biz bu fırsatı yakalayacak mıyız yoksa yine bakan tarafta mı kalacağız?

Cevap; bu kafayla çok zor !!!