DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Kardeşiz ama hepiniz Türksünüz! Vallahi böyle bir yağma yok, böyle bir dünya yok" dedi ve şöyle konuştu:
“Artık Kürt'ün diline, kimliğine bir hukuk gerekiyor. Dilinin, kimliğinin yasal, anayasal olarak tanınması gerekiyor. 21. yüzyılda hâlâ 'herkes Türktür' diye tanımlanan bir vatandaşlık tanımı var. Dünyanın hiçbir yerinde vatandaşlık tanımı bir etnik kimlikte tanımlanmıyor. Ama bizim ülkemizde ısrarla ve zorla, bilmem ne bağıyla bağlı olan herkes Türktür diyor. Biz buna itiraz ediyoruz.”
Sorunun aslı bu zihniyettir ama kimse görmek istemiyor. i
***
Sürecin sahiplerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise Bakırhan’ın bu konuşmasına rağmen, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk’te aynısı olmuştur. Bu iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş, bu milletin adı da Türk milletiyle anılmıştır. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir, Milletimiz de Türk milletidir. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş, hem de dışımızdan bizi yenemeyenlere karşı iç bünyemizde aşılamaz, yıkılamaz birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuru güncellenip güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir.” dedi.
***
Bakırhan, Türk tanımını etnik tanım olarak nitelendiriyor ve bu sebeple yeni bir vatandaşlık tanımı ile birlikte Kürt kimliğinin Anayasal olarak tanınmasını istiyor...
Komisyonun imzaladığı raporda her ne kadar “üniter devlet”ten bahsediliyorsa hatta Bahçeli buna “milli devlet”i dahil ediyorsa da DEM Parti, milli devlet istemiyor, bütün vatandaşların vatandaş olarak Türk sayılmasını kabul etmiyor...
Bu durumda Bahçeli’nin “Türkiye Modeli tebarüz etmiştir. Bölgesel ve küresel tansiyonun yükseldikçe yükseldiği sancılı bir dönemde tek yürek Türkiye fotoğrafı netleşmiş ve bundan sonraki yol haritası şekillenmiştir. Milli birlik ve kardeşliğimizin yanı sıra, demokrasimiz daha da güçlenecektir. Kalkınma ve refah artışı daha görünür ve hissedilir olacaktır. Bölücü terörün kanlı döngüsünü kıran Türk-Kürt kardeşliği ilelebet payidar kalacaktır. Kardeşlik hukukumuz, tek millet gerçeğimiz iyice kök salacaktır.” önermesi, tamamen dayanaksız kalmıyor mu?
***
Adam, “Ben seninle aynı milletten değilim, benim adımı da Anayasa’ya yazacaksın, yoksa kardeşlik filan olmaz” diyor... Bunu sadece o söylemiyor...
O halde, Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamasıyla PKK’nın kurucu önderinin büyük bir dahli ve payı vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK’yı da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi ise derhal sağlanmalıdır.
Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir; o halde bundan sonrasında planlanan atılımların, yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır?
Eğer böylesi bir sorun varsa, ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır?
Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?
Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır.” demesi, neyi çözecektir?
***
Türkiye’nin temel sorunu “Öcalan’ın statüsü ne olacak?” mıdır?
Abdullah Öcalan’a “İmralı Paşası” statüsü verilirse, iki Ahmet, makamlarına oturursa, PKK’lılar "af ve cezasızlık algısına prim vermeden” yasal düzenlemelerle topluma katılırsa, milli birlik ve kardeşlik sağlanmış mı olacak?
Adam, “yok böyle bir dünya” diyor, vatandaş olarak dahi Türklüğü kabul etmiyor...
Öyleyse, bu yolda ısrar etmek, Türkiye’nin iki-üç hatta çok milletli bir devlet olmaya doğru götürmek demektir. Çünkü AKP ve CHP de vatandaşlık konusunda Tuncer Bakırhan’la aynı söylemlerde bulunuyor. “AKP iktidarında hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diyen AKP İstanbul İl Başkanı değil miydi?
Bu durumda, “Üniter devletten vaz geçmeyiz, tek milletiz ama Öcalan’a da bir statü versek iyi olur” diyerek Türkleri ikna etmeye çalışmanın, oyalamanın mantığı var mı?
Böyle devlet politikası olur mu?