İstanbul’dan Ankara’ya otomobil ile yolculuk ederken şehirden çıkışta, eğer akıllı bir planlama yapmışsanız, kritik lojistik araçları haricinde TIR ve diğer ağır vasıtalara rast gelmezsiniz. Böylece şehir çıkışında ağır vasıta baskısından kurtulduğunuz için seyrin kalan kısmında daha sakin, adrenalinsiz, ana yola çıkmak için sapakları şaşırmadan ve dolanıp durmadan keyifli bir sürüş yaşarsınız. Elbette bu seçilen yol ile de ilgilidir. Mesela en sakin güzergâh olan Eskişehir, yani eski Ankara yolunu seçerseniz çok daha sakin, rahat ve nostaljik zaman geçirme imkânını yakalarsınız; ama işte burada da kritik kelime “zaman”dır. Örnek olarak navigasyona İstanbul’da bulunduğunuz konumu seçip sonra Ankara yazarsanız sanal rehber size seçenekli rotalar sunar: Eskişehir yolu, Kuzey Marmara, TEM, Bolu Tüneli sonrası sürücüler arasında “dağ yolu” diye maruf ve et lokantaları ile meşhur Bolu Dağı eski Ankara yolu gibi. Ben bunlar içinde neredeyse 1977’den beri önce şehirlerarası otobüslerle, daha sonra otomobille gelip geçtiğim “dağ yolu”nu seçtim ve her vakit uğradığım “… Et Lokantası”nda öğle yemeği yedim. Benim ağzımın tadı mı kaçmış, bölgenin yaylaklarındaki otların rayihası mı kaybolmuş veya ocakçı et pişirmeyi mi unutmuş! O kadar büyük bir hayal kırıklığı ki, bunu ancak Hayati Hoca ile Kutsi Hoca anlayabilir! Bir daha o yolu kullanmamaya karar vermek üzereyken içimdeki aksi peri, “Hele dur bakalım, bir kere daha dene, belki bir talihsizlik olmuştur!” dedi.

***

Başkent trafiğinin İstanbul’a nazaran şevk uyandıracak kadar akıcı olması içimi rahatlattı. Gecelemek için temizliği ve hizmet akışı bakımından her zaman ilk tercihim olan SGK konukevine yerleştikten sonra Kuğulu Park’ta biraz gezindim. Daha sonra Tunalı Hilmi’den aşağı doğru vitrinlere baka baka dolaşırken nedense aklıma Nişantaşı değil eski Şişli geldi. Mağaza vitrini ışıltıları ve sinema afişleriyle donanmış Şişli, İstanbul’un hülyasını kaybeden diğer semtleri gibi buhar olup uçtu! Ama işte burada, Tunalı Hilmi’de o hülyalı hava hâlâ gezginlerin etrafında uçuşuyor. Fırsatı kaçırmadım ve çok uzun bir süre bu mikro atmosferin sınırlarında kalmayı tercih ettim. Hatta hayalimde Tunalı Hilmi civarında küçük bir daire alıp Kuğulu Park’ta hayvanlara yem verip, akşamları yayan tenezzüh ederek Ankara’da yaşamaya başladım! Fakat bu hayal tıpkı İstanbul’da olduğu gibi feci bir korna sesiyle, hemen dibimde çalan bir kornayla bitti. Gezginlerin etrafında uçuşan hülyalı hava billur bir cam gibi yere düştü, paramparça oldu. Batı teknolojik icatlarının sözde en masumlarının bile suç işlemek üzere icat edilmiş olduğuna bir kere daha kanaat getirerek korna sesinin parçaladığı, tuzla buz olan hülyama, kırgın, veda ettim!

***

Ankara-Niğde otoyolundan Kırşehir-Kayseri tarafına bağlanana kadar otoyolda neredeyse sokağa çıkma yasağını delmişim hissi uyandıran bir tenhalık içinde geçtim. Otoyol bitip bölünmüş yola geçtikten bir müddet sonra daha çok araç vardı ama fark ettim ki cezaların artması bazılarını hiç akıllandırmamış. Hâlâ hız sınırlamasını hiçe sayan, önünüzdeki birkaç araçlık konvoyu geçerken arkanızda birden belirip sürekli uzunlarını yakarak "çekil" diye debelenen sorumsuzlar eksik değil. Şuursuz adam, nereye çekileyim? Yedi araçlık konvoyun ikincisini geçiyorum, aralarına araç alacak kadar mesafe bırakmamışlar! Ayrıca 120 km hızla bu mesafede araya ancak ralli yarışlarında girilir. Üstüne üstlük fren mesafesi bırakmadan dibime kadar girmişsin, fren yapıp konvoyun en arkasına giremem ki geçip gidesin? Hem sen bölünmüş yolda saate 140 km sürat yapma hakkını kimden aldın? Tünellerde saatte 80 km hız sınırlaması varken hız sınırını aşan şaşkın! Sahi sen ehliyeti nereden aldın da direksiyon başına geçtin? Korkutucu trafik ihlalleri o kadar çok ki, bütün bunları sıralamk yerine doğrudan bir önerim var: Hız limitini aşanları yakalayan fotokapanları kim kontrol ediyorsa, onlardan ricam şudur: Tünellere mutlaka fotokapan kurun! Buradan kesilecek cezalar ile devletin bütün borçları karşılanabilir!

***

Kayseri, Ankara’dan sonra en çok uğradığım şehirlerden biridir. Burada öğrencilik yıllarımdan beri kardeş gibi bildiğim iki arkadaşım var. Eğitim Enstitüsü’nden sınıf ve Kahramanmaraş Öğrenci Yurdu’ndan oda arkadaşım olan Mustafa Yurdakul emekli öğretmen. Artık gidişlerimde onu önceden haberdar etmiyorum. Çünkü hanımına o mini mini Kayseri mantısından yaptırmayı kendine borç biliyor. O yüzden şehre girip yemeğimi yedikten sonra arayıp tekmil veriyorum. Her defasında şöyle diyor: “Dönüşte mutlaka gel. Ben daima buradayım!” Eyvallah Mustafa!

***

Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün eşi Hülya Hanım ile en velut bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. Mustafa Argunşah Hoca ise hayatta en çok gıpta ettiğim arkadaşlarımın başında gelir. Bütün Türkistan’ı, en eski ve en uzak Türk yurtlarını tekrar tekrar gezdi de ondan. Ne demiş akıllı kişiler: "Bazı talihsizlerin hayali (o benim), talihli insanların gerçeğidir!" Ancak şu var ki sevgili Mustafa Hocam ve eşi Hülya Hanım bu seyahatlerin hakkını eserleriyle misliyle verdiler. Mustafa Hoca’nın bazı eserleri şunlar: Codex Cumanicus, Dil Yarası, Cumhuriyet'in Türkçesi, Tarihi Türk Lehçeleri, Çağatay Türkçesi, Sözüm Türkçe Üstüne, Gagauz Türkleri, Karahanlı Harezm Kıpçak Türkçesi, Dil ve Edebiyat Yazıları, Kıbrıs Konuşuyor, Karahanlı - Harezm Türkçesi Kuran Çevirileri Üzerine Notlar, Tuhfe-i Muradi (Cevhername), Mu'inü'l-Mürid.Hülya Argunşah Hoca’nın eserleri de şunlar: Bir Cumhuriyet Kadını Şükûfe Nihal, Türk Edebiyatında Tarihî Roman, Tarih ve Roman, Kadın ve Edebiyat: Kendini Yazmak, Kadın ve Edebiyat: Babasının Kızı Olmak, Türk Edebiyatına Açılan Pencere, Sessizliğin Gölgesinde: Hasan Ali Toptaş Kitabı, Hayal ve Hakikat: Bir Kadın ve Ahmed Midhat, Feminist Edebiyat Kuramı (İ. Birkan Akçeşme ile birlikte), Safiye Erol: Makaleler - İncelemeler, Nisvan-ı İslam (Fatma Aliye Hanım'dan sadeleştirme).

***

Böylece günübirlik bir Kayseri seyahatim; Türk edebiyatına yaptıkları yadsınamaz büyük katkı, tüccarlar ve simsarlar tarafından görmezden gelinen iki değerli Türkolog’u yeniden hatırlamama ve anmama vesile olduğu için çok mutluyum! Bakalım Kahramanmaraş’ta neler yaşayacağım?