Televizyonculuk yaptığım yıllarda, BRT TV stüdyosunda; uzaktan kılık kıyafeti, bembeyaz “sünnetli” sakalı ve hiç sönmeyen tebessümüyle Nubar Terziyan’a benzeyen ama yaklaştığınızda boyu posu, gözlerinin rengi ve fikirlerini ifade ederken doğrudanlığı ile farklı bir iklimin karakteri olduğu belli Edgar Poffet ile tanışma imkânım oldu. Kelimenin saf anlamıyla bu “ilginç” adam, 1950’lerde geldiği Türkiye’den bir daha ayrılmamış, bir Türk hanım ile evlenmiş ve Türkiye ile Batı dünyası arasındaki derin teknoloji ve kültür farkının künhüne vakıf bir “Türkiyeli” haline gelmiş görünüyordu. Her programdan önce konuklarım ile uzun sohbetler ederek sunucumuzun sorularını havai olmaktan kurtaracak kritik bilgiler toplar ve ek sorular hazırlardım. Aydın Bolak, Yılmaz Öztuna, Turan Yazgan, Ahmet Vefik Alp, Hamdi Akın, Süleyman Demirel gibi farklı dünyaların bir numaralı isimleriyle yaptığımız program benim için çok ciddi tecrübe oldu, ancak Edgar Poffet Bey’in, çekim öncesi stüdyo kulisinde kahve eşliğinde yaptığım sohbette sorduğum bir soruya, elindeki deseni Osmanlı dönemi çinilerine öykünerek yapılmış kahve fincanını göstererek verdiği cevap “Batılılaşma maceramıza” bakışımı güncelledi! Sorum şuydu: “Türkiye size göre Batılılaşmanın neresinde?” Elindeki fincan bana doğru uzatılmış olarak, “Türkiye Batılılaşmıyor ki! Amerikalılaşıyor!” dedi.

Bu anekdotu daha önce yazdığımı hatırlıyorum, bir tekrar oldu ama tam zamanında ve yerinde bir tekrar olacağı için yeniden anlattım. 2000’li yılların başında yaşanan konuşmadan sonra konuya her defasında daha dikkatle baktım ve Poffet’nin çok doğru söylediğini, her gün biraz daha haklı çıktığını anladım. Bugün o ve onunla aynı fikirde olanlar şeksiz şüphesiz haklı çıkmış bulunuyor. Son olarak, kaderin sillesini yemekten bir türlü kurtulamayan, “kahramanların şehri” olmaktan mazlum ve mağdurların şehri derekesine düşen doğup büyüdüğüm Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olay da “Batılılaşmadığımızı, Ortadoğululaşmadığımızı, Turani olamadığımızı” fakat Amerikalılaştığımızı işaret eden en ciddi göstergelerden biridir. İster sinema ister televizyon ister sosyal medya veya başka bir platform olsun özellikle çocuklarımız pedofil ve seksomanyak figürler tarafından uydurulan sahte kahramanların sanal dünyasında “devşirilmektedirler” ki devşirilen bu çocuklarımıza, Cemil Meriç’in meşhur “Batı’nın Yeniçerileri” aforizmasından evirerek söyleyeyim, “Sosyal Medya Yeniçerileri” diyebilmek mümkündür. Çünkü artık bu çocuklar, Cumhuriyet’in çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkma hedefinden tamamen uzaklaşarak emperyalizme karşı canını malını ortaya koyarak savaşmış kahraman atalarını değil, Amerikalı sapık, öğrenci katili Elliot Rodger’ı örnek alacak kadar “varoluş gayelerinden” uzaklaşmış kurbanlardır.

Örümcek Adam filmi hakkında geçmişte yazdığım bir film eleştirimde; filmden çok, Türkiye’de Örümcek Adam hayranlığını körükleyen kostüm üreticilerinin ve onun kostümlü resimlerini okul defter ve kitaplarına basan açgözlü, şuursuz tüccarların hevesini bu ürünleri satın almayarak kursaklarına tıkamayan anne babaları tenkit etmiştim. Daha o zamandan kendi milli kahramanları yerine başkalarının kahramanlarına hayran büyümüş çocukların yaratacağı krizi belki de yüzüncü kez tekrarlamıştım. O yazılarımdan birinden bağlama uygun bir bölüm şöyle:

“Gulyabaniler: Hollywood dramaları, doğal olarak kendi kültürlerini, hayatlarını, kendi kahramanlarını anlatır. Her kahraman için bir öteki lazımdır. İşte bizler o ötekileriz. Bize göre öteki olanların hakaretleri, aşağılamaları, suçlamalarıyla dolu ürünlerini sabah akşam seyrediyoruz! Tuhaf bir durum; çünkü mesela sokakta yürürken bir kişi sizi herhangi bir sebepten ötekileştirse, hakaret etse karakolluk olursunuz. Ama sinemada, televizyonda veya sanal platformlarda izlenen onlarca filmde milletinize, dininize, geçmişinize, geleceğinize hakaretler yağdırılsa bile çocuklarınızın Iron Man veya Örümcek Adam karakterlerine hayran kalmalarına engel olamıyorsunuz! Okul çantalarından battaniyelerine, oda duvarlarından defter kapaklarına kadar Örümcek Adam çıkartmaları, tabloları ile kuşatılmış bir gençlik, rüyalarında kendi milletinin kahramanlarını değil, Örümcek Adam görür!”

“İşin vahameti de tam burada: Turan edebiyatının kutup yıldızı rahmetli Cengiz Aytmatov ile yaptığım bir mülakatta romanlarını nasıl yazdığı sorusuna; ‘3-4 yaşlarımdayken ninem geceleri bana yorgan altında Kırgız masalları anlatırdı. Bunlar rüyalarıma girerdi...’ demişti. Kızıl emperyalizmin millî kültürleri yasakladığı o zorbalık döneminde, küçük Cengiz’in ninesinin yaptığı, millî ‘arketipleri’ torununun beynine yerleştirmekti. Böylece, o mübarek anneanne; Komünist Parti’nin yarattığı, bedenleri proleter eti, damarlarındaki kan Stalin zulmü olan ‘kızıl kahramanların’ çocuk Cengiz’in rüyalarına girmesine engel olmuştu!”

“Bugün insanlık için çok daha tehlikeli olduğunu anlamaya başladığımız Batı emperyalizmi, her gün her an çocuklarımızın rüyalarına sızıyor. O sebeple çocuklarınızın rüyalarına sahip çıkın! Minicik zihinlerine gulyabanilerin girmesine izin vermeyin: Batı sinemasının ürettiği her kahraman hastalıklı bir gulyabanidir.”

Acı gerçek bu: Kendi kahramanlarından utanan, siyasi körlükler nedeniyle kahramanları eğilip bükülüp itibarsızlaştırılan Türk toplumunun 14 yaşındaki ana kuzusu sayılabilecek çocukları; Urfa’da, Kahramanmaraş’ta kendi kanından, canından insanına kurşun sıkma şuursuzluğuna tereddi etmiş bulunuyor. Bugün sorun bakalım Urfa’da kaç kişi Fransız işgaline karşı direnişi başlatanlardan Küçük Hacı Mustafa, Barutçu Hacı İmam, Nebozade Hacı İmam, Hacı Osman Güllü, Mollazade Hacı Mahmut, Ali Şelli, Bedir Ağazade, Halil Ağa, Hacı Mustafa Güven, Komiser Şakir, Binbaşı Ali Rıza Bey, Jandarma Teğmeni Hulusi’yi sayabilir? Sorun bakalım bugün Kahramanmaraş’ta kaç kişi İngiliz, Fransız ve lejyoner Ermeni çetelerini defeden kahramanlar; Sütçü İmam, Arslan Bey (Arslan Toğuzata), Rıdvan Hoca, Çuhadar Ali, Abdal Halil Ağa, Senem Ayşe, Mıllış Nuri’yi bilir?*

* Maraş ve Urfa savunmaları bu isimlerden ibaret olmayıp, her iki şehirde sokaklar, camiler ve mahalleler için çeteler kurulmuş ve her bir ferdiyle günlerce süren mücadele sonucu düşman def edilmiştir.