Savaş denildiğinde aklımıza tanklar, savaş uçakları, füzeler ve cephede çarpışan askerler geliyor. Oysa dünyanın en kritik mücadelelerinden bazıları tek bir kurşun sıkılmadan yürütülüyor. Üstelik hedef alınan ülkelerin vatandaşları yaşananlardan haberdar bile olmuyor.
Bilgisayar ekranının karşısında oturan kişi binlerce kilometre uzaktaki devlet kurumunun arşivlerine ulaşabiliyor. Bir şirketin yıllarca üzerinde çalıştığı teknoloji birkaç saat içinde rakiplerinin eline geçebiliyor. Hatta sıradan görünen bir iş başvurusu stratejik öneme sahip bir kuruluşun güvenlik duvarlarını aşmak için kullanılabiliyor.
ESET’in Nisan-Eylül 2026 dönemini kapsayan siber tehdit raporunu okurken dikkatimi çeken en önemli nokta, dijital dünyanın devletler arasındaki güç mücadelesinde ne kadar merkezi bir konuma yerleştiği oldu.
Özellikle Çin bağlantılı grupların Tayvan’daki yarı iletken sektörünü hedef alması üzerinde durmak istiyorum.
Yarı iletkenler modern ekonominin en kritik parçaları arasında yer alıyor. Akıllı telefonlardan otomobillere, yapay zekâ sistemlerinden savunma teknolojilerine kadar pek çok alanda çiplere ihtiyaç duyuluyor. Teknolojinin geleceğini belirleyen rekabette üretim kapasitesi kadar bilgi birikimi de önem taşıyor.
Tayvan’daki şirketlerin siber casusluk faaliyetlerinin hedefi hâline gelmesini tesadüf olarak görmüyorum. Bir ülkenin teknolojik üstünlüğüne ulaşmanın yollarından biri, yıllarca süren araştırmaların sonuçlarına gizlice erişmek. Milyarlarca dolarlık yatırımlarla geliştirilen teknolojiler saldırganların gözünde ele geçirilmesi gereken stratejik hazinelere dönüşüyorlar.
Açıkçası geleceğin savaşlarının önemli bir bölümünün teknoloji laboratuvarlarında ve veri merkezlerinde şekilleneceğini düşünüyorum.
Raporun yapay zekâya ilişkin bölümü ise farklı bir tehlikeye işaret ediyor.
Yapay zekâ hakkında konuşurken genellikle insanların hayatını kolaylaştıracak yeniliklerden söz ediyoruz. İş süreçlerini hızlandırması, üretkenliği artırması ve karmaşık problemleri çözmesi üzerinde duruyoruz. Ne var ki teknolojinin imkânlarını keşfedenler arasında siber saldırganlar da bulunuyor.
Zararlı yazılımlar geliştirirken, sahte internet siteleri hazırlarken ve saldırı süreçlerini hızlandırırken yapay zekâdan yararlanıyorlar. Eskiden saatler süren bazı işlemleri çok daha kısa sürede gerçekleştirebiliyorlar.
Burada dikkatimi çeken ayrıntı saldırganların yapay zekâya körü körüne güvenmek yerine üretilen kodları kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemeleri. İnsan ile makinenin birlikte hareket ettiği bir saldırı düzeni ortaya çıkıyor.
Daha ilginç bir gelişme de var.
Rusya bağlantılı UAC-0099 grubunun zararlı bir betiğin yorum satırına nükleer silah yapımına ilişkin sahte bir talimat yerleştirdiği tespit edilmiş. Araştırmacılar saldırganların yapay zekâ destekli güvenlik sistemlerini hassas içerik kuralları üzerinden yanıltmayı amaçladığını değerlendiriyor.
Düşünün, güvenlik amacıyla geliştirilen bir sistemin koruma kuralları, saldırgan tarafından incelemeyi engellemek için kullanılmaya çalışılıyor.
Benim asıl üzerinde durduğum tehlike burada başlıyor. Yapay zekâ geliştikçe onu kandırmaya çalışan yöntemler de çeşitleniyor. Teknolojinin zekâsını artırmak kadar, karşısındaki kişinin niyetini doğru değerlendirebilmesi de önem kazanıyor.