
Ulusları oluşturan temel unsurlardan birisi de kültür dediğimiz maddi ve manevi değerlerdir. Dil, gelenek, görenek, inançlar, sanat ve edebiyat bir toplumun geçmiş yüzyıllardan akıp gelen değerleridir. Gelenekler ve görenekler gibi toplum üzerinde etkin birer yaptırım gücü bulunan kültürel öğeler, ortak geçmişi olan dünya halklarını bir arada tutan önemli ritüellerdendir.
Tüm Türk toplumlarının en önemli değerlerinden biri olan nevruz, Türk dünyasının engin coğrafyasında yaşayan Türk kökenli toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır. Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun doğadaki uyanışıyla birlikte bayram coşkusuyla kutladığı, günümüz Türk dünyasının ortak kültür mirası olan bir ritüeldir.
Nevruz, güneşin koç burcuna girdiği gün olup miladi 21 Mart’a rastlamaktadır. Miladi olarak 21 mart, Rumi takvime göre de 9 Marta karşılık gelmektedir. Bu nedenle Nevruz bazı Türk toplumlarında Mart dokuzu olarak kutlanır. İlk Türk takvimi olan 12 hayvanlı Türk takviminin başlangıcının 21 Mart’a rastladığı ve Ergenekon’dan çıkışın bir simgesi olarak kutlandığını da belirtmekte yarar vardır. Bu tarih Türklerde Nartukan adıyla yılbaşı olarak kabul edilir.
Bazılarının Nevruz’u Zerdüştlük dinine ve bu dinin kurucusu Zerdüşt’e bağladıkları görülmektedir. Oysa, Zerdüşt’ün kendisi İran asıllı değildir ve o Nevruz bayramını ilk olarak Azerbaycan’da Türkler arasında ortaya koymuştur. Nevruz ritüeli Azerbaycan Türkleri arasında doğup İran’a geçmiştir.
Asya'da Hun Türklerinden Balkanlara kadar Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Anadolu ve Balkan Türklerini kapsayan çok geniş bir bölgede; Nevruz, Navrez, Novroz, Ulu Kün, İlkyaz Yortusu, Yeni Gün, Meyram, Yörük Bayramı gibi adlarla, yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleşmiş, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı ve coşkuyla karşılandığı bir gün olmuştur. Bu gün, farklı lehçe ve şive özellileri nedeniyle kimi zaman; Altay Türkleri’nde: Cılgayak Bayramı, Azerbaycan’da: Novruz, Ergenekon Bayramı, Başkurtlar’da: Ekin Bayramı, Karapapaklar’da: Ergenekon Bayramı, Gagauzlar’da: İlkyaz, Uygurlar’da:Yeni Gün gibi deyişik biçimde adlandırılmıştır.
Köklü gelenekleri ile doğanın ve millî uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan Nevruz, nesiller arası iletişimin en güzel örneğidir. Kutlama sırasında sergilenen geleneksel oyunları, ayinleri, özel yemekleri, dans, ezgi, türkü gibi eğlenceleri ile Türklerin doğa ile kaynaşmış kültürünü tüm renkleri ile birer birer sembolize ederek ebedileştirmiştir.
Nevruz, yeni anlamına gelen “nev” sözcüğü ile gün anlamını taşıyan "ruz" sözcüğünün birleşmesiyle oluşmuş Farsça kökenli bir birleşik sözcüktür. Birleşik sözcük olarak nevruz “yeni gün, yeni yılın ilk günü” anlamlarına gelmektedir. Nevruz sözcüğünün Farsça kökenli oluşu araştırmacıların çoğunu yanıltmış ve Nevruz’un İran kökenli bir bayram olduğu yargısına götürmüştür. Zaten İran halkının bir bölümü Fars kökenli iken Horasan vb. yörelerinde yaşayan halkın önemli bir bölümü de Türk kökenlidir. Son yıllarda özellikle İslami kaynakların taranması sonucunda ulaşılan bilgilere göre Nevruz bir Türk bayramıdır.
Türklerde kış mevsimi çeşitli bölgelerimizde çile ayları olarak ifade edilmektedir. 21 Aralık- 30 Ocak arası zemheri, olup büyük çiledir. 30 Ocak’tan 21 Mart’a kadar olan ve hamsin adıyla bilinen dönem küçük çiledir. Nevruz 21 Mart’ta baharın gelmesiyle kış çilesinden kurtuluşun sevincidir.

Yazın gelmesi, konar göçer ve çiftçilikle uğraşan bütün Türk toplulukları için bir hayat olayıdır. Toprağın ısınması çok önemlidir. Bu nedenle çeşitli Türk toplulukları yazı önceden karşılamak için törenler yaparlar. Böylece ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin yeşermesi, hayvanların kuzulaması, doğanın canlanması yeni bir yaşamın başlaması mümkün olabilecektir.
Türkler’de Nevruz geleneği, Anadolu’da biçimlenip yaygınlaşmıştır. Özellikle Alevî Bektaşî toplulukları Nevruz’u, Hz. Ali’nin doğum günü ve Hz. Fatma ile evlendiği gün olarak kabul ederek ayrı bir önem vermişlerdir.
Nevruz, kökü çok eski bir geleneğinin Anadolu’da yeniden şekillenip günümüzde de şenlik ve kutlama biçiminde sürdürülen bir örneğidir. Doğanın uyanması ateşle kutlanır. Çünkü ateş evreni canlandıran güneşin dünyadaki uzantısıdır. Bu nedenle Nevruz kutlamalarında nevruz ateşi yakılıp üzerinden atlanarak nazardan ve kışın miskinliğinden kurtularak arınıldığına inanılır.
Gündüzle gecenin birbirine eşit olduğu 21 Mart tarihine denk düşen Nevruz, bir yönden uzun süren kıştan sonra baharla doğanın yeniden uyanışını kutlayan ve kutlamalar sırasında düzenlenen oyunlar ve törenlerle doğanın yeniden dirilişini sembolize eden bir bayram olup baharla birlikte başlayan tarımsal faaliyetlerin de yıldönümüdür.
Çin kaynaklarında 21 Mart tarihinde Türklerin yaptıkları kutlama ve şenliklere ilişkin çeşitli rivayetler yer almaktadır. Çeşitli bilim adamları Çin kaynaklarında Hunların Milâttan önceki yıllarda 21 Mart tarihinde hazır yemeklerle kıra çıktıklarının ve bahar şenlikleri yaptıklarının vurgulandığına dikkat çekerler.[1] Şüphesiz bu rivayet, 21 Mart tarihinin Hunlarca tabiatın yeniden uyanışı ve tarımsal faaliyetlerin başlangıcı günü olarak görüldüğünü göstermektedir.[2]
Anadolu’daki uygulamalara baktığımızda Nevruz’un bahar bayramı olarak kabul edildiğini görüyoruz. Zira tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumumuz, baharın gelişini ürün almaya yönelik bir işlem, yani toprağı işlemeye başlama ve hayvanların doğa ile buluşması olarak algılar. Bu açıdan bakıldığında, yaşam bir anlamda doğaya bağlıdır. Doğanın canlanması elbette coşku ile karşılanacaktır.
Nevruz, tarihin her döneminde, çeşitli ulus ve coğrafyalarda ayrı ayrı renklerde karşımıza çıkmaktadır. Ancak asıl ve ortak olan bir şey var ki, o da Nevruz’un, belli bir takvime bağlı olarak baharın karşılanması ve kutlanmasıdır.
Nevruz’u önemseyen tarihi şahsiyetlerden Selçuklu Sultanı Melikşah, takvimde değişiklik yaptırarak yılın ilk gününün 15 Mart olarak belirleyip Nevruz ayına gelmesini sağlamıştır.
Genceli Nizami’nin “İskender-nâme”sinde ve Ali Şir Nevai’nin “Seddi İskender” adlı eserinde, Nevruz’un büyük halk bayramı olduğu üzerine önemli bilgiler verilmiştir.
Ömer Hayyam, “ Navrûz- nâma” adlı eserinde, “Cemşid bu günün bayram olmasını ve yeni yılın ilk günü kabul edilmesini ferman ettiğini...” kaydetmiştir.
Osmanlılarda Nevruz bayramında türlü baharat ve kokulu otların karışımıyla hazırlanan ve “Nevruziyye” denilen mesir macunu yemek geleneği, halen Manisa’da canlı olarak yaşatılmakta, her yıl düzenlenen törenlerle mesir macunu dağıtılmaktadır.
21 Mart tarihindeki Nevruz kutlamaları gerek Asya'daki çeşitli Türk boylarında, gerekse Selçuklular ve Osmanlılar dönemi Türklerinde büyük bir coşkuyla kutlanmıştır.
Osmanlılar döneminde Nevruz için kaleme alınan Nevruziyeler, Nevruz için hazırlanan Nevruz macunlan ve Nevruz bahşişleri bilinmektedir. Nevruz kutlamaları Asya' daki çeşitli Türk topluluklarında yüzyıllarca resmiyetten uzak halk bayramı şeklinde varlığını sürdürmüştür.
NEVRUZ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.