Suriye’de gerçekte ne olduğunu ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack açıkladı.

Barrack, 16 Ocak’ta “Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm taraflarla yakın temas halinde olup, gerilimi düşürmek, tırmanmayı önlemek ve Suriye hükümeti ile SDF arasında entegrasyon görüşmelerine geri dönmek için gece gündüz çalışmaktadır.” diye bir mesaj yayınladı.

Gerçekten de Barrack, Erbil’de ve Şam’da işi bitirmek için yoğun çaba sarf etti... Tarafları ikna etti...

Barrack, 18 Ocak akşamı da sonucu bildirdi:

“Başkan Şara, Kürtlerin Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit etti ve Amerika Birleşik Devletleri, terörizme karşı süregelen mücadelemizde ilerlerken, IŞİD'le mücadelede tarihi ortağımız olan Suriye'nin Küresel Koalisyon'un en yeni üyesiyle sorunsuz bir şekilde bütünleşmesini dört gözle bekliyor.

Kapsamlı bir entegrasyon anlaşmasının ayrıntılarının kesinleştirilmesine yönelik zorlu çalışma şimdi başlıyor ve Amerika Birleşik Devletleri, IŞİD kalıntılarını yenme ve Başkan Trump'ın cesur Orta Doğu Barış Planını ilerletme konusundaki hayati ulusal güvenlik çıkarlarımızı korurken, bu sürecin her aşamasında kararlılıkla arkasında durmaktadır.

Bu çaba, Kürt ortaklarımızın, tüm Suriye vatandaşlarının uzun vadeli çıkarlarını ve haklarını koruyan birleşik ve kapsayıcı bir Suriye'ye tam olarak entegre olmalarını kolaylaştıracak ve farklı çıkar alanlarını tek bir bütünleşik yolda birleştirerek uzlaşma ve ulusal birlik gibi ortak hedeflere ulaşmalarını sağlayacaktır.”

Barrack, projenin esasının, “Başkan Trump'ın cesur Orta Doğu Barış Planını ilerletmek” olduğunu ifade ediyor. SDG’nin “küresel koalisyonun en yeni üyesi” olarak Suriye ile bütünleşeceğini söylüyor. Bu arada Şara’nın Kürtlerin Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit ve ilan etmesine vurgu yapıyor. Projenin “uzun vadeli” düşünülmesini istiyor...

Türkiye’de konu ile ilk siyasi değerlendirmeyi Devlet Bahçeli yaptı. Bahçeli, Şara’nın Kürt dili ve kültürüne ilişkin yaptığı açıklama ve imzaladığı 13 sayılı kararnameyi çok olumlu bulduğunu belirterek, “Yeni ve kapsayıcı bir Suriye anayasasının yapılması, bu kapsamda tüm etnik ve dini kesimleri kapsayan, kucaklayıcı, eşitlikçi, demokratik ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir anayasal düzenin kurulması, Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine dâhil edilmesi gibi Türkmenler başta olmak üzere tüm asli unsurların kültürel haklarının dikkate ve gündeme alınması, ‘Suriye vatandaşlığı’ kavramının güçlendirilmesi, etnik ve dini aidiyetler yerine vatandaşlık bağının temel ortak payda hâline getirilmesi, tek resmî dil ilkesinin korunması, toplumsal uzlaşma ve milli birliğin güçlendirilmesini mümkün kılacak adımlar atılması, Başkanlık sistemi temelinde yönetimde istikrarın sağlanması” gibi bir yol haritası da sundu.

Eski milletvekili Emin Şirin ise “İnsan bazen bir metni bir Orta Doğu ülkesinden söküp kendi ülkesine yapıştırınca ne kadar benzerlik görüyor... Büyük Orta Doğu projesi böyle bir şey... Şimdi, Bahçeli’nin ‘Suriye yol haritası’nı, Suriye yerine Türkiye, SDG yerine PKK koyarak okuyalım” dedi ve metni yeniden yazdı... (X’te tam metnini okuyabilirsiniz...)

Bu konuda Türkiye'nin Esad dönemindeki son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, T24’ten Cansu Çamlıbel’e, “Türkiye'deki PKK ile YPG’yi ayırmak, Türkiye'deki süreç ile Suriye’deki süreci ayırmak, Türkiye'deki anayasa hazırlıkları ile oradaki anayasa hazırlıklarını ayırmak, bunların birbiriyle ilgisi yokmuş gibi davranmak bana göre çok gerçekçi değil. Çünkü şu bir gerçek ki bu iki ülkede olan bitenler bir şekilde birbirini etkileyecek. Yani bunlar bana göre bir bütünün parçası...” demişti.

Emin Şirin de bütünü böyle görüyor ki “Suriye yol haritası” ile “Türkiye yol haritası”nın aynı olduğunu çarpıcı bir yöntemle anlatmaya çalışıyor...

Süreci, ABD’nin İran’a müdahale hazırlığı açısından da okumak gerekir. ABD, Türkiye’nin desteğini almadan İran’da istediği sonuca ulaşamayacağını biliyor. Türkiye’nin desteğini almak için de Türk kamuoyunun ikna edilmesi gerekiyor... SDG piyonunun “şimdilik” geri çekilmesinin sebeplerinden biri bu olabilir.

İsrail’in sessiz kalarak Suriye’deki yeni durumu desteklemesi de yeterince uyarıcıdır ama bizdeki propagandaya bakarsanız, Suriye sürecini Tom Barrack değil de sanki Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli yönetiyor zannedersiniz!

Satrançta oyun bitince şah da Abdullah Öcalan veya Mazlum Abdi gibi piyonlar da aynı kutuya konulur...