Süleyman Soylu'nun İçişleri Bakanlığı dönemi, güvenlikçi politikaların en sert, söylemlerin ise en popülist seviyeye ulaştığı yıllar olarak tarihe geçti. Kendisi görevi boyunca süren başarısızlıklarını gölgelemek adına, devleti her an, her yerde olan; dağdaki her nefesi izleyen "kadir-i mutlak" bir güç olarak tasvir etmeyi seçti.

O dönemin en çarpıcı, en çok alkış alan ve kitleleri en çok konsolide eden sözlerinden biri şuydu: "Birileri PKK'ya olan saikleri yüzünden üzülüyor ama bilinmesi lazım ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dağlardaki teröristin ayakkabı numarası dahil her şeyi bilmektedir."

Bu söz, sadece bir istihbarat övgüsü değil, aynı zamanda devletin terörle mücadelede geldiği noktayı pazarlama biçimiydi. Soylu, bununla da yetinmemiş, çıtayı bir intikam yeminine taşıyarak şu şeref sözünü vermişti: "Allah şahittir, o Murat Karayılan’ı bin parçaya bölmezsek, tekrar şeref sözü veriyorum."

Süleyman Soylu'nun çelişkileri: Dün "bin parçaya böleceğiz", bugün "kardeşlik" imzası - Resim : 1

Ayakkabı numarasına kadar bilinen teröristler ve bin parçaya bölünecek örgüt liderleri... Bu söylemler, tavizsiz bir güvenlik doktrininin sarsılmaz vaatleri olarak kayıtlara geçti.

Ne dedi, ne yaptı: "Terörsüz Türkiye" çerçevesinde atılan kardeşlik imzası

Ancak siyasette 24 saat bile çok uzun bir süreyken, yıllar içinde değişen dengeler bambaşka bir tablo ortaya çıkardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin başlattığı yeni süreç, dünün güvenlikçi politikalarını esnetti. Peki, ayakkabı numarasına kadar her şeyi bilen ve şeref sözüyle "parçalama" vadeden Soylu ne yaptı?

Sosyal medya hesabından yaptığı son açıklama, siyasi hafızayı zorlayan bir metin olarak karşımıza çıktı: "Millî dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi başlığı ile 'Terörsüz Türkiye' Çerçeve Yasa Teklifini imzaladım."

Soylu, liderlerinin "bilgelikleri" ve "engin tecrübeleri" ile atılan bu adımı övüyor, meselenin artık "huzurun, kardeşliğin ve güçlü yarınların hâkim olacağı yepyeni bir yolculuk" olduğunu ilan ediyordu. Dağdaki teröristin ayakkabı numarasını istihbarat dosyalarından okuyan siyasetçi, bugün Meclis sıralarında kardeşlik yasalarına imza atan bir profil çiziyor.

Her şeyi bilen devletten, her şeyi unutan siyasete mi?

Bu tabloyu yalnızca bir "politika değişikliği" olarak okumak saflık olur. Süleyman Soylu'nun bu keskin manevrası, siyasal İslam ile milliyetçiliğin kesişim noktasında üretilen hamasetin, liderlik iradesi karşısında ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Eğer devlet, dağdaki teröristin ayakkabı numarasına kadar her şeyi biliyor ve bu terör unsurlarını "bin parçaya bölme" gücünü kudretinde barındırıyorsa; bugün neden "toplumsal bütünleşme" ve "kardeşlik" temalı yepyeni yasal çerçevelere ihtiyaç duyuluyor? Bu sorunun cevabı, istihbarat raporlarında değil, siyasetin pragmatik doğasında gizlidir.

Dünün o sert çıkışları, dönemin siyasi ikliminde tabanı konsolide etmek, muhalefeti "terör sevicilikle" suçlamak (Soylu'nun "PKK'ya olan saikleri yüzünden üzülüyorlar" ifadesindeki gibi) için kullanışlı bir aparattı.

Bugün ise "devlet aklı" rotayı değiştirdiğinde, dünün şahinleri bir gecede "yeni yolculuğun" en ateşli savunucusu ve imzacısı olmak zorundadır. Siyasi bekâ bunu gerektirir. Süleyman Soylu'nun dünü ve bugünü arasındaki bu uçurum, Türkiye'de siyasi söylemlerin ilkelerden ziyade, liderin çizdiği güncel rotaya nasıl ram olduğunun en çarpıcı belgesidir.

Erdoğan’ın hukukçusu uyarıyor: Kanun teklifi PKK yöneticilerine soruşturmasız af getiriyor


Soylu’nun sözleri bir tarafa yine içlerinden gelen, yollara taşları döşeyen isim açık şekilde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ı uyarıyor. İzzet Özgenç’e göre Terörsüz Türkiye Yasası diye Meclis'e sunulan yasa teklifi ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklemenin anahtarlarından birçoğunu taşıyor…

Uyarı dikkate alınacak mı bilinmez ancak bu yasaya imza atacakları bugün nasıl Süleyman Soylu’nun çark edişleri unutulmamışsa tarih unutmayacaktır…