YENİÇAĞ’ın gündeme taşıdığı hukuk tanımaz bir yönetim anlayışının hakim olduğu Şırnak Üniversitesi’ndeki usulsüzlükler ve liyakatsiz atamaların bir yenisi daha ortaya çıktı.
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanlığı, 17 Haziran 2026 tarih ve 8324 sayılı resmi yazısıyla, Şırnak Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ceren Avcı’nın doçentlik belgesinin oy birliğiyle iptal edildiğini tüm üniversitelere ve Türkiye Noterler Birliği’ne duyurdu.
Söz konusu karar, Rektör Abdurrahim Alkış yönetimindeki üniversitede liyakat yerine sadakat eksenli liyakatsiz atamaların ve hukuka aykırı uygulamaların yeni bir yansıması olarak akademi tarihine geçti. Kararın ardındaki gerçekler, rektör Alkış’ın yönetim anlayışının ne denli vahim boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor.
YENİÇAĞ’ın ulaştığı belgeler ve üniversite içinden yapılan çarpıcı açıklamalar, Şırnak Üniversitesi’nde yaşananların artık münferit bir idari hata, basit bir yönetim krizi veya sıradan bir atama tartışması olmadığını; aksine, rektör Alkış'ın hukuksuz uygulamalarının bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.
SKANDALIN PERDE ARKASI: AKADEMİK SAHTEKARLIK VE ETİK İHLALLERİ ZİNCİRİ
ÜAK’ın iptal kararının temelinde, Dr. Ceren Avcı’nın akademik çalışmalarında tespit edilen ağır etik ihlalleri yatıyor. Etik ihlal suçları akademi camiasında akademik sahtekarlık olarak nitelendiriliyor.
YENİÇAĞ’ın ulaştığı bilgilere göre; üniversitede görev yapan, rektör tarafından mobbinge uğrayan ve doçentlik hakkı hukuka aykırı yollarla engellenen bir öğretim üyesi Ceren Avcı'nın yaptığı akademik yayınları inceledi ve Avcı'nın yayınlarında “başkasının çalışmalarından direkt kopyalama yapmak suretiyle intihal, mükerrer yayın (duplikasyon), dilimleme, çarpıtma, sahtecilik, gerçeğe aykırı beyan ve yanıltıcı beyan” gibi çok sayıda akademik suçu tespit ederek şikayet başvurusunda bulundu.
Bu tespitler üzerine harekete geçen ÜAK Etik Komisyonu, yaptığı inceleme ve değerlendirme sonucunda, Ceren Avcı’nın söz konusu etik ihlal suçlarını işlediğine oy birliğiyle karar verdi.
Komisyonun bu raporunun ardından dosya, doçentlik belgesinin iptali hususunda nihai kararı vermek üzere ÜAK Yönetim Kurulu’na sevk edildi. 5 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilen ÜAK Yönetim Kurulu toplantısında da aynı görüş birliğiyle Ceren Avcı’nın haksız ve usulsüz yollarla elde ettiği doçentlik unvanının iptaline karar verildi.
Söz konusu gelişmenin ardından Dr. Ceren Avcı’nın, ağır etik ihlallerine rağmen nasıl olup da doçentlik başvurusunda bulunabildiği ve üniversitede görev yapabildiği sorusu ortaya çıktı.
Bu noktada oklar Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış’ın sistematik hukuksuzluk anlayışına çıkıyor. Üniversite bünyesinde yapılan öğretim üyesi atamalarının kişiye özel adrese teslim kadro ilanları açılarak, ön değerlendirmelerin ve jüri süreçlerinin ne denli liyakatsiz ve kayırmacı bir anlayışla yürütüldüğü, bu örnekle bir kez daha tescillenmiş oldu.
2024 yılında Rektör Alkış ve Genel Sekreter Cabir Altıntaş'ın bulunduğu Ceren Avcı'yı doçentlik kadrosuna atama ve cübbe giydirme töreninde çekilmiş fotoğraf
YENİÇAĞ’ın ulaştığı belgeye göre, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı, 17 Haziran 2026 tarih ve 8324 sayılı yazısıyla Dr. Ceren Avcı’nın doçentlik belgesinin iptal edildiğini Şırnak Üniversitesi Rektörlüğü’ne, Türkiye Noterler Birliği Başkanlığı’na ve tüm üniversitelere bildirdi. Yazıda, 2023 Ekim döneminde 1169-Turizm bilim alanından doçentliğe başvuran Dr. Ceren Avcı’nın, 28 Haziran 2024 unvan tarihli ve 98841 numaralı doçentlik belgesinin “iptal” edildiği açıkça belirtildi.
ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ'NDEKİ İLK DOÇENTLİK İPTALİ DEĞİL
Ortaya çıkan bu skandal gelişme, Şırnak Üniversitesi’nde yaşanan benzer bir skandalı akıllara getirdi. Rektör Alkış’ın danışmanlarından Turizm ve Otel İşletmeciliği Yüksekokulu öğretim üyesi Sedat Çelik de benzer akademik sahtekarlık suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış ve ÜAK tarafından doçentlik belgesi 7 Temmuz 2025 tarih ve 10290 sayılı kararla iptal edilmişti. Ancak bu kararın uygulanması sürecinde yaşananlar, Rektör Alkış’ın hukuka ve kurum kararlarına bakış açısını gözler önüne sermişti.
ÜAK’ın doçentlik iptali kararına rağmen rektör Alkış, aylarca Sedat Çelik’e doçentlik maaşı ödemeye devam etti. Dahası, ÜAK’ın disiplin soruşturması açılması ve Sedat Çelik'in işlediği akademik sahtekarlık olarak nitelendirilen etik ihlal suçları nedeniyle gerekli disiplin cezasını alması yönünde rektörlüğe gönderdiği açık resmi yazısına rağmen, rektörlük tarafından “göstermelik” bir soruşturma açılıp, herhangi bir cezai işlem uygulanmadan konu kapatıldı. Bu durum, Aydınlık gazetesinin konuyu manşetten duyurmasının ardından kamuoyunda büyük tepki çekince, rektör Alkış aylar sonra Sedat Çelik'in doçentlik iptal kararını uygulamak zorunda kaldı. Fakat Sedat Çelik'i koruyarak üniversitenin Turizm Yüksekokulu kadrosunda Doktor Öğretim Üyesi olarak tutmaya devam etti.
Şimdi sözler aynı durumun Ceren Avcı için de tekrarlanıp tekrarlanmayacağına çevrildi. Rektör Alkış, bu kez de kararı aylarca uygulamayarak mı zaman kazanmaya çalışacak? Sedat Çelik örneğinde olduğu gibi göstermelik bir soruşturma açıp soruşturmayı sümen altı ederek üniversitenin bütçesinden doçentlik maaşı ödemeye devam mı edecek?
SKANDAL REKTÖRÜN KURDUĞU SADAKAT VE LİYAKATSİZLİK DÜZENİ
YENİÇAĞ’ın daha önce özel haber dosyasıyla gündeme getirdiği gibi, Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış yönetiminde sistematik bir hukuksuzluk, kayırmacılık ve liyakatsizlik düzeni hakim. Sayıştay raporlarına da konu olan bu durum, kişiye özel ilanla öğretim üyeliğine atamalardan, mahkeme kararlarını etkisiz bırakarak biat etmeyen akademisyenlerin üniversiteden uzaklaştırılmasına kadar geniş bir yelpazede kendini gösteriyor.
Rektör Abdurrahim Alkış ise ortaya çıkan belgeli skandal suçları haberleştiren gazetelere hakaretler ederek ve "Ben rektörüm, bana bir şey olmaz; arkamda YÖK var, arkamda YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar var, YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Metin Topçuoğlu var” diyerek şahsi sosyal medya hesaplarından skandal paylaşımlar yaptı. YÖK ise Rektör Alkış'ın basında belgeleriyle ortaya çıkan suçlarına karşı yıllardır sessiz kalıyor.
AKADEMİSYENLER: DOÇENTLİK İPTAL KARARLARI ÜNİVERSİTELER İÇİN UTANÇ TABLOSUDUR
Şırnak Üniversitesi’nde görev yapan ve Rektör Abdurrahim Alkış yönetiminin hukuka aykırı işlemlerine karşı uzun süredir hukuk mücadelesi veren bir öğretim üyesi, YENİÇAĞ’a yaptığı açıklamada üniversitede yaşananları şu sözlerle anlattı:
Şırnak Üniversitesinde rektör tarafından kişiye özel adrese teslim hukuka aykırı kadro ilanlarıyla doçentlik gibi öğretim üyeliği kadrolarına atanan kişilerin doçentlik belgeleri işledikleri akademik sahtekarlık suçları nedeniyle iptal ediliyorsa ve bu durum üniversitede her sene yaşanıyorsa üniversitenin içine düşürüldüğü vahim durum oldukça açıktır; bu bir rezalettir ve üniversitemiz için bir utanç tablosudur.
ÜAK'ın tüm üniversitelere ve noterler birliğine gönderdiği bu önemli karar; Şırnak Üniversitesi’nde öğretim üyesi kadrolarının bilimsel liyakat, objektif jüri değerlendirmesi ve hukuka uygun idari süreçlerle değil, rektörlük makamına yakınlık, sadakat ve biat ilişkileriyle dağıtıldığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Skandal Rektör Abdurrahim Alkış göreve geldiğinden bu yana başta göreve getirdiği skandal Genel Sekreteri Cabir Altıntaş ve hukuk tanımaz ekibi ile yıllardır her türlü suçu işlemeye devam etmektedir. Üniversitenin içine düşürüldüğü durum içler acısıdır.
Milletimizin bilim üretmesini beklediği Şırnak Üniversitesi Rektör Alkış göreve geldiğinden bu yana her yönden her yıl hızla sıralama düşmektedir, bu nedenle ÜNİAR tarafından yapılan bağımsız araştırmalar sonucunda Türkiye’nin öğrenci ve personel memnuniyeti açısından en düşük, akademik başarı anlamında en başarısız, yönetim yeterliliği bakımından en çapsız üniversite olarak sıralamada en düşük kategoride yer aldığı görülmektedir. Oluşan bu utanç tablosuna karşı Rektör Alkış, basın haberleriyle ortaya çıkan her suçunu üniversitenin sitesinden ve yerel internet haber siteleri üzerinden yalanlamaya çalışmakta, adeta Türk milletini ve Şırnak kamuoyunu kandırmaya çalışmaktadır.
Şırnak Üniversitesi bugün ne yazık ki bilimsel üretimin, akademik liyakatin ve hukukun konuşulduğu bir kurum olmaktan çıkarılmış; kişisel sadakat ilişkilerinin, korku ikliminin, mobbing uygulamalarının ve mahkeme kararlarını etkisizleştirmeye dönük idari oyunların konuşulduğu bir yapıya dönüştürülmüştür.
Rektör Abdurrahim Alkış ve göreve getirdiği hukuk tanımaz ekip, üniversiteyi yalnızca kötü yönetmekle kalmamış; kurumun akademik itibarını, idari güvenilirliğini ve çalışanların hukuk güvencesini ağır şekilde zedelemiştir. Bugün Şırnak Üniversitesi’nde yaşanan sorun, tekil bir atama hatası ya da münferit bir idari işlem değildir. Karşımızda sistematik bir yönetim anlayışı vardır.
Bu anlayış; kendisine sadakat gösterenleri hukuka aykırı işlemlerle yükselten, akademik liyakat yerine biat ilişkisini esas alan, kendisine itiraz eden veya hakkını mahkemede arayan akademisyenleri ise düşman gibi gören bir anlayıştır. Bu düzen içinde mahkeme kararları bile, idarenin keyfî tasarruflarıyla etkisiz hâle getirilmeye çalışılmaktadır.
Rektör Alkış yönetiminde, hakkını arayan akademisyenler açıkça cezalandırılmaktadır. Mahkemeye başvuran, hukuksuz işlemlerin iptalini sağlayan, idarenin keyfiliğine karşı yargı yoluna giden akademisyenler hakkında bu kez yeni soruşturmalar, yeni disiplin işlemleri, yeni görev süresi uzatmama kararları ve yeni baskı mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Yani bir akademisyen mahkemede haklı çıktığında, üniversite yönetimi bu kararı içselleştirmek ve hukuka uygun davranmak yerine, o akademisyeni yeniden nasıl atabileceğinin ve cezalandırabileceğinin hesabını yapmaktadır.
Öğr. Gör. Mustafa Akgül bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Kendisi hakkında tesis edilen disiplin cezaları, görev süresi uzatmama kararları ve diğer idari işlemlere karşı açtığı 12 davanın tamamını kazanmıştır. Buna rağmen Rektörlük, bu mahkeme kararlarını gerçek anlamda uygulamak yerine, kararların etkisini boşa düşürmeye yönelik yeni idari işlemler tesis etmiştir.
Aynı şekilde Öğr. Gör. Ahmet Selçuk Bayburtlu da açtığı 7 davayı kazanarak mahkeme kararlarıyla haklılığını ortaya koymuştur. Ancak bu kararlar, üniversite yönetimi tarafından hukuk devletine yaraşır bir olgunlukla karşılanmamış; aksine, mağdur akademisyenlere yeni maddi ve manevi zararlar verecek hukuksuz uygulamalarla etkisiz hâle getirilmiştir. Burada özellikle altını çizmek gerekir: Mahkeme kararıyla göreve dönmesi gereken akademisyenler için Rektörlük, önce bir aylık atama yapmış, süre bitiminde tekrar görevlerine son vermiştir.
Bu hukuksuz işleme karşı yeniden dava açılıp ikinci kez göreve dönüş kararı alındığında ise bu defa üç aylık atama yapılmış, böylece mahkeme kararı şeklen uygulanmış gibi gösterilip fiilen boşa düşürülmüştür. Bu yöntem, hukuk devletinde kabul edilemez. Bu, açıkça kanuna karşı hile niteliğinde bir idari pratiktir. Mahkeme kararlarının arkasından dolanarak akademisyenleri yıldırmaya, ekonomik olarak yıpratmaya, mesleki itibarlarını zedelemeye ve üniversiteden ayrılmaya zorlamaya dönük sistematik bir mobbing yöntemidir.
Bir Rektör idare mahkeme kararını uyguluyormuş gibi yapıp aynı anda kararın sonucunu ortadan kaldıracak yeni işlemler tesis ediyorsa, burada artık iyi niyetli bir idari takdirden söz edilemez. Burada hukukla inatlaşan, yargı kararlarını kendi keyfî yönetim anlayışına engel gören, kamu gücünü kişisel husumet aracı gibi kullanan hukuk tanımaz bir yönetim tarzı vardır. Rektörlük yetkisi, akademisyenleri korumak, üniversiteyi geliştirmek ve bilimsel ortamı güçlendirmek için verilmiştir; mahkeme kazanan akademisyenleri cezalandırmak, görev süreleri üzerinden baskı kurmak ve onları üniversiteden koparmak için kullanılamaz.
Üniversitede yıllardır uygulanan yöntem çok açıktır. Önce hedefe konulan akademisyenler hakkında dayanaksız, kumpas niteliğinde şikâyetler oluşturulmakta; ardından bu şikâyetler soruşturma bahanesi yapılmakta; soruşturmacı olarak da yönetime yakın, Rektörlük makamına sadakatini göstermek isteyen isimler seçilmektedir. Savunma hakkı zedelenerek, hakkaniyete aykırı raporlarla disiplin cezaları teklif edilmekte; bu cezalar daha sonra görev süresi uzatma süreçlerinde akademisyenlerin aleyhine kullanılmaktadır. Böylece hukuka aykırı bir ceza, bir başka hukuka aykırı işleme dayanak yapılarak zincirleme mağduriyet üretilmektedir.
Bu süreçlerin tamamı, yalnızca mağdur edilen akademisyenlerin kişisel meselesi değildir. Bu, Şırnak Üniversitesi’nin kurumsal geleceğini ilgilendiren çok daha ağır bir sorundur. Çünkü Şırnak Üniversitesi'nde akademisyenler bilimsel çalışmalarıyla değil, Rektöre yakın olduklarıyla; mahkeme kararlarıyla değil, rektöre ne kadar biat ettikleriyle değerlendirildiği için, artık bilim değil skandal üretim merkezine dönüşmüştür. Bilimsel özerklik ortadan kalkmış ve Öğrenciye verilen eğitimin niteliği düşmüş, Rektörün kamuoyuna duyurduğu yalanları basın haberleriyle belgeleriyle ortaya çıkmış ve kuruma duyulan güven yok olmuştur.
Rektör Abdurrahim Alkış’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarında ve basın üzerinden ortaya çıkan tartışmalarda, belgeli iddiaları inkâr etmeye, kamuoyunu yanıltmaya ve her krizi mağduriyet diliyle örtmeye çalıştığı görülmektedir.
Hakkındaki Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesi belgesinde açıkça yazılan "ağır psikoz hastası olduğu" durumuna ilişkin geçmişte kamuoyuna yansıyan belge ve haberler de dâhil olmak üzere, üniversitede 4 yıldır karar alma süreçlerinin sağlıklı olmadığı ve kamu görevi sorumluluğunu yerine getirmediği ortadadır. Bu skandal durum da yetkili kurumlarca ayrıca incelenmesi gereken ciddi bir meseledir.
Bizim açımızdan asıl sorun şudur: Şırnak Üniversitesi, kişisel öfke, husumet, sadakat beklentisi ve keyfî yönetim anlayışıyla yönetilemez. Bu kurum, devletin üniversitesidir; Rektör Alkış’ın özel mülkü değildir.
Bugün Ceren Avcı’nın doçentlik belgesinin iptali, daha önce Sedat Çelik dosyasında yaşanan doçentlik iptali ve Sayıştay raporlarına yansıyan usulsüzlükler birlikte değerlendirildiğinde, Şırnak Üniversitesi’nde liyakat sisteminin olmadığı açıkça görülmektedir. Doçentlik belgeleri iptal edilen, etik ihlal iddialarıyla gündeme gelen, buna rağmen yönetim tarafından korunarak üniversitede tutulan ÜAK tarafından tespitli akademik sahtekarlık niteliğinde olan etik ihlal suçları işleyen isimler görevdeyken; mahkeme kararlarıyla haklılığı tescillenen akademisyenlerin Rektör ve ekibi tarafından sistematik baskıya uğraması, üniversitedeki adalet duygusunu tamamen yok etmektedir.
Rektör Alkış ve ekibi, mahkeme kararlarını geciktirerek, kararları şeklen uygulayıp fiilen boşa düşürerek ve akademisyenleri bir ay, üç ay gibi kanunun ruhuna aykırı sürelerle atayarak Anayasa'nın hukuk devleti ilkesini açıkça ayaklar altına almıştır. Bu uygulama yalnızca idari bir keyfîlik değil, aynı zamanda yargı kararlarının etkisizleştirilmesi anlamına gelir.
Mahkeme kararıyla göreve dönen bir akademisyenin hemen ardından yeniden hedef alınması, görev süresi tehdidiyle baskı altında tutulması ve ekonomik–psikolojik olarak yıpratılması, telafisi güç zararlar doğurmaktadır. Bizler bu üniversitede hukuk içinde mücadele eden akademisyenler olarak açıkça söylüyoruz: Bu çarpık düzen artık sürdürülemez.
Şırnak Üniversitesi’nin içine düşürüldüğü bu tablo, yalnızca üniversite içi bir yönetim sorunu değildir; yükseköğretim sisteminin, yargı kararlarının bağlayıcılığının ve kamu yönetiminde hesap verebilirliğin sınandığı skandal derecede vahim bir örnektir. Eğer mahkeme kararları bir rektörün keyfî kararlarıyla etkisiz hâle getirilebiliyorsa, eğer hakkını arayan akademisyenler cezalandırılıyorsa, eğer etik ihlal ve doçentlik iptali dosyaları karşısında gereken idari işlemler kamuoyu baskısı olmadan yapılmıyorsa, burada artık yetkili kurumların sessiz kalma lüksü yoktur.
Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu’nu, Devlet Denetleme Kurulu’nu, Cumhurbaşkanlığı’nı, Adalet Bakanlığı'nı Cumhuriyet savcılıklarını harekete geçirmesi için göreve çağırıyoruz. Şırnak Üniversitesi’nde mahkeme kararlarının nasıl uygulandığı, görev süresi uzatma işlemlerinin hangi kriterlerle yapıldığı, disiplin soruşturmalarının kimlere karşı ve hangi gerekçelerle açıldığı, doçentlik iptali kararlarının zamanında uygulanıp uygulanmadığı ve akademik kadroların kişiye özel adrese teslim hukuka aykırı ilanlarla dağıtıldığı kapsamlı biçimde soruşturması gerekmektedir.
YÖK artık bu dosyaya seyirci kalmamalıdır. Devlet Denetleme Kurulu, Şırnak Üniversitesi’ndeki idari işleyişi bütün yönleriyle denetlemelidir. Savcılık makamları, mahkeme kararlarını etkisizleştirmeye dönük işlemler ve kamu gücünün kişisel husumet aracı olarak kullanıldığı yönündeki iddialar hakkında etkin soruşturma yürütmelidir. Cumhurbaşkanlığı ise, bir kamu üniversitesinin bu kadar ağır suçlarla anılmasına daha fazla sessiz kalmamalıdır.
Biz hukuka inanıyoruz. Mahkeme kararlarına inanıyoruz. Şırnak Üniversitesi'nin resmi belgeli ağır psikoz hastası Rektör Abdurrahim Alkış'ın yanlış iradesine bağlı değil, Anayasa’ya, kanunlara ve bilimsel liyakate bağlı olarak yönetilmesi gerektiğini savunuyoruz. Şırnak Üniversitesi’nin yeniden bilim yuvası hâline gelmesi için, hukuka aykırı işlemlerin sorumluları hakkında gereken idari ve adli süreçlerin derhâl başlatılması zorunludur. Aksi hâlde bu sessizlik, yalnızca mağdur akademisyenleri değil, Türk yükseköğretim sisteminin tamamına zarar vermektedir.