Anne Osborn Krueger Amerikalı bir iktisatçıdır. Uluslararası ekonomi alanında profesördür. Dünya bankası ve İMF’ de görev yapmıştır

1987 yılında, NBER Working Paper 2195, “Kalkınmada Ekonomik Politikanın Önemi: Kore ve Türkiye Arasındaki Karşılaştırmalar- The Importance of Economic Policy in Development: Contrasts Between Korea and Turkey” başlıklı bir makalesi yayınlandı.

Krueger bu çalışmada Güney Kore ile Türkiye’nin 1950’lerden 1980’e kadar olan kalkınma performanslarını karşılaştırdı. “1950’lerin ortasında Türkiye, Kore’den daha zengin bir ülkeydi; Türkiye’nin GSMH’si Kore’nin yaklaşık üç katı, ihracatı ise Kore’nin yaklaşık on beş katıydı. Ancak 1980’e gelindiğinde tablo tersine döndü: Türkiye’nin geliri Kore’nin gerisine düştü, ihracatı Kore’nin çok altında kaldı ve tasarruf oranı da Kore’ye göre zayıfladı. ‘’

Kruegere göre, “Kalkınmada başlangıç koşullarından çok uygulanan ekonomi politikaları belirleyici oldu. Kore, ihracata dayalı büyümeyi, dış ticarete açıklığı, sanayide rekabeti ve daha tutarlı makroekonomik politikaları tercih ederken; Türkiye uzun süre ithal ikameci, korumacı ve iç pazara dönük politikalar izledi.’’

Son durum;

  • 2020 yılında Türkiye’de fert başına GSYH 8798 dolar, Güney Kore’de 33 646 dolar;
  • 2025 yılında Türkiye’ de Fert başına GSYH 18040 dolar, Güney Kore’de 36 223 dolardır.

Dikkat edersek, 2020 yılı ile 2025 yılı arasında, 5 yılda Türkiye de fert başına gelirinde iki kattan fazla artış olmasıdır. Bunun nedeni 2020 yılında TL’nin aşırı değersiz ve 2025 yılında ise değerli olmasıdır. Bu demektir ki Türkiye bir türlü kur dengesini sağlayamadı.

NEYİMİZ EKSİK? - Resim : 1

Türkiye’de ve Güney Kore’de teknoloji

Bugün itibarıyla Güney Kore teknoloji alanında Türkiye’den belirgin şekilde ileridedir.

  • AR-GE yatırımları, GSYH da pay olarak, Türkiye’de yüzde 1,46, Güney Kore’de yüzde 5,13’tür.
  • 2025 yılında Yüksek teknoloji ürünlerinin Toplam ihracatta payı, Türkiye de yüzde 3,58, Güney Kore’de 37,24’tür.

Küresel İnovasyon Türkiye de orta seviyede, Güney Kore Dünyada 5 sıradadır.

Türkiye kalkınmada neden geri kaldı?

Türkiye‘nin doğal imkanları, stratejik konumu, Güney Kore’den fazladır. Buna rağmen aşağıdaki eksikleri nedeni ile Güney Kore ile yarışamadı. Kalkınmasını tamamlayamadı. Bunlardan bazıları şöyledir.

Başta, Krueger’in dediği gibi ekonomi yönetiminin yetersiz olması geliyor.

Buna sebepte siyasi iktidarların ekonomi yönetimine sürekli müdahale etmesi ve popülist politikaların yarattığı çıkmazlardır.

Türkiye’de önceleri, bütün siyasi partiler devlette adam yerleştirdi. Bugün partizanlık had safhadadır.

1980 öncesi hükümetler bazı basına kâğıt tahsis ederdi, bu tahsisi alanlar SEKA’nın kapısında satardı. Spekülatif karlar sağlardı.

Rahmetli Demirel taban fiyatlar için “kim ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum” derdi. Bugün medyada her gün beş müteahhit, kamu ihaleleri yer alıyor.

Burada kast ettiğim halkçı politikalar değildir. Siyasi müdahale kamu kaynaklarının verimlilik, üretkenlik, yatırım getirisi ve uzun vadeli kalkınma ölçütlerine göre değil de, kısa vadeli siyasi çıkar sağlamak ve kazanmak için kullanılmasıdır.

Aslında Türkiye’de dinin siyasi alanda kullanılması da popülizmdir.

Bu durumda kaynaklar yanlış alanlara gider, bütçe disiplini bozulur, enflasyon ve borç artabilir; dolayısıyla sürdürülebilir kalkınma zorlaşır.

Türkiye popülizmi terk etmez ise, hiçbir zaman kalkınmasını tamamlayamaz.

Fiziki ve beşeri sermaye yetersizdir.

Dünya Bankası’nın “Doğu Asya Mucizesi” çalışması, Doğu Asya ekonomilerinde hızlı büyümenin ortak unsurları olarak yüksek tasarruf-yatırım oranları, insan sermayesi oluşumunun önemli olduğu ifade ediliyor.

Türkiye’de her alanda eğitim ideolojik ve popülizm baskısı altındadır. Yetişmiş işgücünü beyin göçü yoluyla kaybediyoruz.

İdeolojik baskı olduğu sürece, kurumsal eğitimi sağlayamayız.

Siyasi sorunlar -kurumsal yapı sorunu var.

Demokrasi, hukuk ve kurumsal devlet olmadan kalkınma sınırlı gerçekleşir. Devam etmez.

Türkiye de halkın demokrasi talebi oluşmadı. 1980 darbesi ile de bu talep siyasi partiler ve seçim kanunu ile iyice engellendi. Parti içi demokrasinin yok olmasına neden oldu. Siyasi partiler ve siyasi iktidar bu durumu kullandı ve şimdi Türkiye uluslararası kurumlar tarafından otokrasi ile yönetilen bir ülke olarak görülüyor. Türkiye güven sorunu olan riskli bir ülke olarak görülüyor.

Bugün demokrasi ve hukukun üstünlüğünde geri düşmemiz ve yargı bağımsızlığı sorunu çok açık olarak kalkınmayı engelleyen bir güven sorunu yaratıyor.