Türkiye'de son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel politikası belli: Parasal sıkılaşma.

Merkez Bankası faiz artırıyor, kredi büyümesi sınırlandırılıyor, vatandaşın harcaması kısılıyor, şirketlerin krediye erişimi zorlaştırılıyor. Amaç enflasyonu düşürmek.

Peki bu süreçte en çok kazanan kim oldu?

Bankalar.

BDDK verilerine göre bankacılık sektörünün ilk çeyrek kârı yüzde 31 artarak 282 milyar liraya ulaştı. Üstelik bu kârlar ekonominin yavaşladığı, şirketlerin finansmana ulaşmakta zorlandığı, vatandaşın kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borçları altında ezildiği bir dönemde elde edildi.

İnsan ister istemez soruyor:

Kredi faizlerinin yüzde 60'lara dayandığı, kredi musluklarının kısıldığı, kredi vermenin her geçen gün zorlaştığı bir ortamda bankalar bu kadar yüksek kârı nasıl elde ediyor?

Cevabı aslında bilançolarda saklı.

Ücret ve komisyon gelirleri.

Bugün bankaların şubelerine gidin.

Eskiden şubelerde bankacılık yapılırdı.

Şimdi ise birçok şube adeta sigorta acentesi gibi çalışıyor.

Kredi almak mı istiyorsunuz?

Önünüze hayat sigortası çıkıyor.

Ferdi kaza sigortası çıkıyor.

Konut sigortası çıkıyor.

İşyeri sigortası çıkıyor.

Bir de adına "paket", "avantaj", "ayrıcalık", "plus", "premium" denilen ürünler.

Bunların önemli bir bölümü müşterinin gerçek ihtiyacından çok bankanın gelir hedeflerine hizmet ediyor.

Yetmiyor.

Hesap işletim ücretleri, EFT ücretleri, FAST ücretleri, kart aidatları, ekspertiz ücretleri, dosya masrafları, tahsis ücretleri derken vatandaş farkında olmadan sürekli ödeme yapıyor.

Dolar almak istiyorsunuz.

Bankanın alış fiyatı başka.

Satış fiyatı başka.

Makas her zaman banka lehine.

Altın almak istiyorsunuz.

Yine aynı.

Yatırım fonu almak istiyorsunuz.

Komisyon.

Kredi kartı kullanıyorsunuz.

Komisyon.

Nereye dönseniz bir ücret, bir kesinti, bir masraf.

Bilançolar da bunu doğruluyor.

Türkiye'nin en büyük bankası Ziraat Bankası'nın 2026 yılı ilk çeyreğinde elde ettiği net ücret ve komisyon geliri yaklaşık 30,8 milyar lira.

Özel sektörün en kârlı bankası Garanti BBVA'nın net ücret ve komisyon geliri yaklaşık 42,9 milyar lira.

Üstelik yıllık artış oranı yüzde 41,7.

Kârını en hızlı artıran banka olan Yapı Kredi'nin net ücret ve komisyon geliri ise 32,4 milyar lira.

Bu rakamlar artık bankacılık sektöründe ücret ve komisyon gelirlerinin faiz gelirleri kadar önemli hale geldiğini gösteriyor.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor:

Dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde bankalar müşterilerinden bu ölçüde ücret ve komisyon geliri elde ediyor?

Amerika'da mı?

Almanya'da mı?

İngiltere'de mi?

Fransa'da mı?

Vatandaşın banka hesabını kullanmasının, para transferi yapmasının, kredi çekmesinin bu kadar maliyetli olduğu kaç ülke var?

Türkiye'de enflasyonla mücadele adı altında vatandaşın harcaması kısılıyor, şirketlerin krediye erişimi zorlaştırılıyor, ekonominin yavaşlaması göze alınıyor.

Ancak aynı dönemde bankaların kârları rekor üstüne rekor kırıyor.

O zaman şu soruyu sormak da vatandaşın hakkı:

Enflasyonla mücadele gerçekten herkes için mi yapılıyor, yoksa bazı kesimler bu mücadeleden zarar görürken bazıları daha da mı zenginleşiyor?

Çünkü ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor:

Bankalar artık sadece bankacılıktan para kazanmıyor.

Vatandaşın yaptığı hemen her işlemden para kazanıyor.

Ve görünen o ki bu düzen şimdilik son derece kârlı çalışıyor.